Marc Newson, zamanı tasarlamayı bilen isimlerden biri. Jaeger-LeCoultre Atmos ve Ikepod ile horoloji dünyasında iz bırakan tasarımcı, Lürssen NAUSICAÄ’da camı, çeliği ve mühendisliği deniz üzerinde kusursuz bir bütünlüğe dönüştürüyor.

Bir tasarımcıyı gerçekten özel kılan şey, imzasını yalnızca bir objeye değil, bir düşünme biçimine bırakmasıdır. Marc Newson da tam olarak böyle isimlerden biri. Saatten mobilyaya, uçaktan valize, masa saatinden süperyata uzanan geniş bir alanda çalışırken peşinden gittiği şey aslında hep aynı: form, malzeme ve işlev arasında kusursuz bir bütünlük kurmak. Şimdi bu yaklaşım, Lürssen’in 114,2 metrelik yeni süperyatı NAUSICAÄ ile denize taşınıyor.

COSMOS proje adıyla inşa edilen NAUSICAÄ, yalnızca boyutlarıyla değil, arkasındaki tasarım aklıyla da dikkat çekiyor. Çünkü bu süperyat, dış tasarımından iç mekânına, en küçük detayından silüetine kadar tamamen Marc Newson imzası taşıyor. Bu da onu klasik anlamda bir süperyat olmaktan çıkarıp, deniz üzerinde hareket eden dev bir tasarım objesine dönüştürüyor.

Nausicaa
Fotoğraf: Tomvan Oosanen

Saatlerden Süperyatlara

Marc Newson, saat dünyasına yabancı bir isim değil. Jaeger-LeCoultre için tasarladığı Atmos masa saatleri ve kendi markası Ikepod ile horoloji dünyasında güçlü bir iz bıraktı. Özellikle Atmos’ta gördüğümüz şeffaflık, hafiflik ve yalınlık fikri, Newson’ın tasarım dilini anlamak için iyi bir başlangıç noktası. Newson için tasarım, sadece güzel görünen bir form yaratmak değil, her parçanın, her yüzeyin, her boşluğun aynı fikre hizmet etmesi gerekiyor. Bir saat kasasında bu; camın eğrisi, kadranın dengesi, mekanizmanın yerleşimi ve bilekte bıraktığı hisle ortaya çıkıyor. NAUSICAÄ’da ise aynı düşünce 114 metrelik bir hacme yayılıyor.

Nausicaa Atmos
Nausicaa Atmos