Büyükadalı Elefterios’un ailesi, onun okuyup iyi bir doktor olmasını istiyordu. O belki okuyup, doktor olamadı ama futbolun ordinaryüsü oldu! Türk spor hayatının unutulmaz figürlerinden Lefter’e saygıyla…
Yunanistan-Türkiye maçında Yunan takımının sol beki tarafından “Pis Türk” diye kovalanan Türk, utanç tarihimizin en karanlık sayfalarından biri olan 6-7 Eylül olaylarında Büyükada’daki evine “Pis Yunan!” diye saldırılan Rum!.. İlk profesyonel sözleşmesini imzaladıktan iki sene sonra askere giden ve tam dört yıl vatani görevini yerine getiren, balıkçı Hristo ve Agiro’nun ikinci oğlu, adı Rumca’da “özgür” manasına gelen Elefterios…
Defter ve kalemli tekerlemelerin baş kahramanı, ülke tarihinin gördüğü en büyük golcülerden biri… Bitti kalem, doldu defter, seni Passolig’li müşterilere nasıl anlatmalı şimdi Lefter?

22 Aralık 1925’te Büyükada’da yoksul bir balıkçı ailesinde dünyaya gözlerini açtı Lefter. Futbol topunu ondan ancak yedi yaşına kadar saklayabildiler. Ailesi okuyup, doktor olmasını istiyordu. O ise okumadan ordinaryüs oldu. İlkokul diplomasını ancak futbolu bıraktıktan sonra alabildi. Çok inatçıydı. Futbol topunun peşini hiç bırakmadı. Yeşil sahalardaki inanılmaz zekâsı ve attığı akıl dolu goller nedeniyle tribünler ona “ordinaryüs” dedi. Taksim’den Fenerbahçe’ye, oradan da Avrupa’ya uzanan futbol topu peşindeki yolculuğu 45 yaşına kadar sürdü! Ama o, kendi deyimiyle, “Allah’tan sonra benim için Fenerbahçe gelir” diyordu. Oynadığı tüm takımların formasını büyük bir saygı ve profesyonellikle giydi. Ama Fenerbahçe’sini hep ayrı yere koydu. “Ben Fenerbahçe formasını sırtımda değil, başımda taşıdım” dedi. Futbolu bıraktıktan yıllar sonra Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu Stadı’nın altındaki kulüp müzesini gözleri yaşlı şekilde gezerken, yanındaki torunlarına vasiyetini açıkladı; “Tüm mal varlığımı Fenerbahçe’ye bağışlıyorum!”
10 numaralı çubuklu formayı kendisinden yıllar sonra sırtına geçiren Brezilyalı Alex De Souza ile buluşmasında kaptan Alex’i usulca alnından öpmüştü. Tıpkı bir dönem Beşiktaş efsanesi Baba Hakkı’nın, Süleyman Seba’yı alnından öpmesi gibi… Kulübün efsanesi Lefter’den Liyatak Nişanı’nı alnına kondurulan o öpücükle alan Alex, dönemin Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım tarafından, “Odaya bir girdim, elinde telefon. Bacak bacak üstüne atmış oturuyor. Doğru mu Samet!?” şeklinde bir açıklamayla Fenerbahçe’den gönderildi. Aynı Alex’in heykeli şimdi Yoğurtçu Parkı’nda Lefter heykelinin 50 metre ötesinde duruyor. Ara sıra bir top bulup, parkta gelen geçeni çalımladıklarına eminim. Ama ispat edemem. Alex, 2014 Aralık ayında, futbola başladığı Coritiba formasıyla jübile yaparken sahada Fenerbahçe bayrağı da vardı; Lefter’in cenazesi, son defa Şükrü Saraçoğlu’nun çimlerine getirildiğinde onun üzerine serili bayrağın aynısı…Zamanının futbolcularına göre çok yetenekliydi. Bir Ankaragücü maçında neredeyse 40 metreden kullanılan serbest vuruşta bir mermi gibi uzak 90 diye tabir edilen köşeye çakmıştı topu. Ancak bir sorun vardı, hakem henüz oyunun başlamasına izin veren düdüğünü çalmamıştı. Hiç istifini bozmadı. Gitti topu aldı, aynı yere koydu. Aynı golü bir daha attı! Hakem o golü de vermese, Lefter aynı golü yine atabilirdi…









