Binlerce yıllık kadim bilgelik, modern çağın zekâsıyla birleşiyor: Go oyunu, her hamlede yeni bir evren kurduruyor. 2026’da ise tutkunlarının kalbi Ankara’da atacak.

2016 yılının mart ayında, Güney Kore’nin Seul şehrinde tarihi bir meydan okuma gerçekleşti. Dünyanın en iyi Go ustalarından biri olan Lee Sedol ile Google DeepMind’ın yapay zekâ programı AlphaGo, 19×19’luk tahta üzerinde beş maçlık bir seride karşılaştı. Sonuç mu? AlphaGo seriyi 4-1 kazanarak asırlardır insan zekâsının kalesi sayılan bu kadim oyunda yeni bir çağın başladığını ilan etti. Bu zafer, 1997’deki IBM Deep Blue bilgisayarının Garry Kasparov’u yenmesinden sonra yapay zekânın bir oyunda daha insana üstün geldiği en sansasyonel an olarak görüldü. Hatta Lee Sedol, AlphaGo’ya karşı tek bir oyun kazanabilen yegâne insan olarak tarihe geçtikten birkaç yıl sonra profesyonel Go kariyerini noktalarken “Dünyanın bir numarası olsam bile, yenilmesi imkânsız bir varlık var” diyerek yapay zekânın ulaştığı seviyeyi vurguladı. Gelin, felsefi derinliklerinden modern teknolojideki yerine kadar, Go oyununa yakından bakalım ve satrançla arasındaki ilginç farklara değinelim.

go oyunu
Credit: Harry Van Der Krogt

Sonsuz Kombinasyonlar Sahnesi

Satrançta olası oyunların sayısının 10^120 (10 üzeri 120) dolayında olduğu söylenir ki bu, evrendeki toplam atom sayısı olarak kabul edilen 10^80 gibi bir rakamın bile çok ötesinde. Go oyununda ise olasılıklar adeta bir üst boyuta taşınır. Ortalama bir Go maçında her bir hamlede yaklaşık 250 seçenek vardır ve oyunlar 150-200 hamle sürebilir. Bu da Go’nun oyun ağacının karmaşıklığını yaklaşık 10^360 gibi akıl almaz bir sayıya ulaştırır. Sadece tüm olası taş dizilimlerinin yani legal pozisyonların sayısı bile 10^170 olarak hesaplanmıştır. Karşılaştırmak gerekirse, bu satranç tahtasındaki olası konumların trilyonlarca katı ve yukarıda bahsettiğimiz evrendeki atom sayısını fersah fersah geride bırakan bir büyüklük! Kısacası Go, olasılık denizinin satrançtan bile derin olduğu, sonsuz bir kombinasyonlar sahnesidir. Bu astronomik ihtimaller, oyunun neden “kadim bilgelik” ile birlikte anıldığını da açıklar nitelikte.

Go’nun kökeninin M.Ö. 4. yüzyıla kadar uzandığı ve Çin’de ortaya çıktığı kabul ediliyor. Efsanelere göre Çin imparatorları, Go’yu genç prenslere strateji ve bilgelik öğretmek için kullanırmış. Hatta Antik Çin’de Go, kaligrafi, müzik ve resimle birlikte “dört soylu sanat”tan biri sayılır ve elit kesimin bu dört sanata hâkim olması beklenirmiş.  Zhou Wenju’nun 10. yüzyıla ait Çift Ekran Altında Go Oynamak (Playing Weiqi (Go) under Double Screens) adlı tablosunda, saray soyluları Go oynarken resmedilmiş.