Dünya mutfağının mütevazı çocukları… Ufacık boyutlarına rağmen lezzet patlaması yaşatan İspanyol atıştırmalıkları tapas’ın zengin dünyasını keşfe çıkıyoruz. 

En İyi Tapas

Bugün Sevilla’da onun adıyla anılan bir barı da olsa tapas, Don Kişot romanında tek bir kez bile anılmamış. Ama romanı iyi okuyanlar bilir. Cervantes, küçücük porsiyonlarda sunulan leziz atıştırmalıkları öylesine iştah açıcı bir dille anlatır ki aslında tapasın hikâyesinin çok eskilere dayandığını anlarız. O, her ne kadar Türk mutfağının medar-ı iftiharı mezelerin yakın akrabası gibi gözükse de detaylıca bakıldığında İspanyol genlerinin ne denli baskın olduğu görülebiliyor. Küçük porsiyonlarda sunulan sıcak, soğuk mezelerin rengarenk görüntüsü, deniz ürünlerinden sebzelere, herkese hitap eden lezzetlerin buluşmasıyla tapas sofraları, aslında bambaşka hikâyelerle masaya oturanların renklerini temsil ediyor gibi. Belki de bu yüzden tadı en çok kalabalık sofralarda çıkıyor. Yanına ise kimi Rioja bölgesinden bir Tempranillo şarabı alıyor, kimi Rías Baixas bölgesinden bir Albariño beyazı tercih ediyor, kimi ise bol buzlu bir Sangria’yla eşlik ediyor…

Alfonso’yu hasta yatağından (muhtemelen biraz da çakır keyif) kaldıran lezzetler onu öyle etkiler ki, kral bu tarihten sonra meyhanelerde şarap servisini tapasla birlikte olmadığı sürece yasaklar.

İspanyolca kapak anlamına gelen tapa ya da çoğul haliyle tapas uzun yıllar İspanyol mutfağında bir yemek grubu olarak anılmadı. Oysa yıllar içinde şarap, bira, sherry gibi içkilerin yanına atıştırmalık olarak ikram edilen bu tabaklar öyle geniş bir çeşitliliğe ulaştı ki bugün geleneksel İspanyol mutfağının öne çıkan lezzetleri arasında yer alıyor. Deniz ürünlerinden etlere, sebzelerden süt ürünlerine kadar, birçok malzemeyle hazırlanan bu geniş meze grubu, gastronomi dünyasının lunaparkı gibi. Bu yemek kültürünün çıkış hikayesi ise elbette kendisi kadar renkli.

Kral Alfonso XIII’nün hikâyesi ne kadar doğru bilinmez. Rivayete göre; krala bol bol şarap reçete eden doktorları mutlaka küçük de olsa bir şeyler yiyerek içmesini tembihler. Böyle reçete mi olur demeyin; 13. yüzyılın koşullarını bugünden değerlendirmek doğru olmaz. Kral, şarap tedavisini layıkıyla yerine getirir ancak iştahı olmadığı için aşçıları kendisine küçük küçük, farklı tabaklar hazırlar. Alfonso’yu hasta yatağından (muhtemelen biraz da çakır keyif) kaldıran lezzetler onu öyle etkiler ki, kral bu tarihten sonra meyhanelerde şarap servisini tapasla birlikte olmadığı sürece yasaklar.