Balık satmıyor. Marka kurmuyor. Deniz mahsulleri işliyor, teknik öğreniyor, bozulanı dönüştürüyor ve sanat ile zanaat arasında kalmışlığı bilinçli olarak seçiyor.

Koca Rıfo ne yalnızca bir gastronomi girişimi ne de bir sanat projesi. Bu, zanaatle sanatı aynı masaya oturtmaya çalışan, teknik öğrenirken düşünmeyi bırakmayan birinin hikâyesi. Fırat İtmeç’i uzun zamandır görsel sanat pratiği üzerinden tanıyoruz. Ama bir süredir başka bir alanda, denizin daha fiziksel, daha kokulu, daha maddi bir tarafında üretim yapıyor. Satıştan çok sürece, görünürlükten çok denemeye, etiketlerden çok tekniğe odaklanıyor. Koca Rıfo tam da burada doğuyor. Bir kaçış olarak değil, bir dönüşüm olarak.

Deniz mahsulleri işleme ustalığından AR-GE süreçlerine, pop-up etkinliklerden kavramsal üretime uzanan bu yol, klasik sanat-gastronomi ayrımlarını pek de umursamıyor. Arada kalmışlığı bir kriz değil, bir beslenme alanı olarak görüyor. Biz de bu arayışın içinden geçtik. Lakaplardan yapıbozuma, umami heykellerden Dada’ya uzanan bir sohbet oldu.

koca rifo 05
Fotoğraf: Burçin Esin

Sevgili Fırat, öncelikle yaptığın işleri gerçekten büyük bir keyifle takip ettiğimi söylemek istiyorum. Merak ediyorum: “Koca Rıfo” nereden çıktı? Bir sabah uyandın ve aklınamı geldi bu isim, yoksa yıllardır içinde dolaşan bir karakter miydi?

Çok teşekkürler Mine. Şöyle başlayayım; lakaplar ben ve benim gibi insanlar için her zaman önemlidir. Çocukluğumuzdan beri birbirimize, mekanlara, kişilere lakaplar takarız. Bu bence ne idüğü belirsiz bir cenine konulan isimden çok daha yaşayan bir karakter oluşturur. Bana lise yıllarımdan beri, (ismim Fırat olmasına rağmen), Rıfo diye hitap ederler. Nedenini bilmiyorum. Fıro olması daha normaldi ama öyle gelişti, ben de hiç yadırgamadım. Yıllar içinde öyle de kaldı. 2016 yıllarıydı galiba, Ali Ünal isminde bir arkadaşımla çizgi roman yapıyorduk. Ben o zamanlarda da ismi Rıfo olan bir karakter üzerinde çizgi romanlar çiziyordum. Genel olarak yarı otobiyografik işler yapmayı severim.

Deniz mahsulleri işlemeye başladığımda da bu ismi kullanmak bana hem kendimi saklamak hem de daha çok açmak adına, bir paravan karakter oluşturması açısından yerinde geldi. Ara ara ellerimin, ayaklarımın iriliğinden dolayı “koca”, “ayı”, “hayvan” gibi ek tamlamalar da eklenirken, burada “Koca Rıfo” bir deniz-balık adamı mahlası olarak güzel gelişti diye düşünüyorum. Bir de bütün bunların haricinde annemi dedesi yetiştirmiş. Kendileri eski İstanbullu bir aile. Büyük dedem sürekli deniz mahsulleri pişirir ve yermiş. Boğazına çok düşkün, muhteşem bir karaktermiş. Onun adı da Rıfat’mış. Annemin baba yerine koyduğu bu müthiş insanla ortak özelliklerimin olması beni çok mutlu ediyor. İnsanlar habersizce bana Rıfo derken, belki de bugünleri görüyorlarmış.