Bodrum Yadigarı’nın kurucusu Erman Aras’la, aileden kalan mandalina bahçelerini, Bodrum’un tarımsal hafızasını ve mandalinin geleceğini konuştuk. 

Bodrum bugün daha çok denizi, turizmi, eğlencesi ve giderek büyüyen yapılaşmasıyla anılıyor. Oysa yarımadada, bağlar, zeytinlikler, incir bahçeleri ve mandalina ağaçları da var. Bir dönem aileleri geçindiren Bodrum mandalini, ihracat pazarlarının kaybolması ve turizmin yarattığı ekonomik baskıyla yıllar içinde geri çekildi. Erman Aras’ın girişimcilik hikayesinin alt yapısını da bu öğeler oluşturuyor. 

Babası Ömer Aras’ın yıllarca emek verdiği mandalina bahçelerinin kendisinden sonra yok olacağından duyduğu kaygı, aileyi yeni bir yol aramaya götürüyor. İnternetten meyve satışıyla başlayan bu arayış, zaman içinde mandalini reçelden marmelata, lokumdan gazoz ve sirkeye, cipsten una, özütlerden kozmetik ürünlere kadar uzanan geniş bir üretim alanına dönüştürüyor. Markanın adı ise başka bir aile hikâyesini taşıyor: Yadigar Aras. Böylece “Bodrum Yadigarı” hem annenin adını hem de Bodrum’dan gelecek kuşaklara bırakılması istenen bir mirası aynı anda anlatıyor.

Erman Aras’la yaptığımız bu söyleşi, bir tarım ürününün nasıl yeniden anlam kazanabileceğini bizlere gösteriyor. Mandalinin çiçeğinden çekirdeğine kadar her aşamasını ayrı bir hasat olarak gören Aras, bugün sıfır atık üretimden coğrafi işarete, yerel gastronomiden agro-homeopatik uygulamalara kadar uzanan geniş bir çerçevede çalışıyor. Bodrum mandalini üreticisine yeniden para kazandırmadan, o bahçeleri gerçekten korumak mümkün değil.

Bodrum Yadigarı
Bodrum Yadigarı

Erman Bey, Bodrum Yadigarı’nın hikâyesi aslında 2014’ten çok daha geriye, babanız Ömer Aras’ın 1951’de Müsgebi’de diktiği 125 mandalina fidanına uzanıyor. Sizin çocukluk hafızanızda o bahçeler nasıl bir yer tutuyor?

Tabii ki çocukluğumuzdan beri mandalin bahçesinin içindeydik. Babamın ağaçları ne kadar sevdiğini biliyor, bunu sürekli gözlemliyorduk. Yaşlanıp artık daha fazla ilgilenemeyecek duruma geldiğinde “Benden sonra bu ağaçların hepsi yok olup gidecek” diye üzülüyordu. Onun çocuklarından bile çok sevdiği ağaçlarının, kendisinden sonra yok olacağı düşüncesi beni de ciddi biçimde düşündürmeye başladı. Benim bunu çözmem, onu da rahatlatmam gerekiyordu ve kendisine söz verdim. Dedim ki, “Senden sonra biz bunu devam ettireceğiz. Merak etme. Hatta sen varken başlayalım. Gel, internette satışa çıkalım.”

İnternet hayatımıza girmişti. “Katma değerli ürünlere dönüştürelim, buradan başlayalım,” demiştim. O da “Hadi o zaman,” dedi. İlk çıkış noktamız Hürriyet’te Banu Şen’in yaptığı bir röportaj olmuştu. Banu Hanım, “Diren Bodrum Mandalini” başlığı altında bir yazı yazmıştı. Türkiye’nin dört bir yanından babama telefonlar gelince bu çok hoşuna gitti. Bana, “Tamam, bu iş tutar, yürüyelim,” dedi. Bu da bizim için en önemli başlangıç noktasıydı.