Zenith Ürün Direktörü Romain Marietta, Cenevre Saat Günleri 2026 yeniliklerini anlatıyor.
Zenith Ürün Direktörü Romain Marietta ile 2021 yılında bir röportaj yapma fırsatımız olmuştu. Henüz pandeminin etkilerinin tam olarak geçmediği o sene, Watches and Wonders çevrimiçi düzenlenmiş, Saatolog olarak biz de röportajlarımızı çevrimiçi yollarla gerçekleştirmiştik. Benim de saat dünyasındaki ilk röportajlarımdan biri olan bu sohbetten hatırımda kalan en güçlü anı, Marietta’nın Zenith saatlerini nasıl tutku ve heyecanla anlattığıydı. Geçen birkaç yılın ardından Cenevre Saat Günleri vesilesiyle Romain Marietta ile yeniden bir araya gelerek Zenith yeniliklerini ve mirasını konuştuk. Marietta aynı horoloji tutkusuyla yeni Zenith saatlerini ve köklü bir geçmişin saat üretimindeki rolünü anlattı.

Son yıllarda Zenith saatlerinde mirasından gelen klasik tasarımın modern yorumlarla buluştuğu bir dil görüyoruz. Saatçilikte modern dünya ile mirası bir araya getirmek hakkında ne düşünüyorsunuz?
160 yılı aşkın bir tarihimiz var, bu yüzden tarihten ilham alma konusunda oldukça şanslıyız. Zenith fabrikası 1865’ten bu yana Le Locle’da aynı yerde olduğu için markanın farklı dönemlerinden tasarım, mekanizma, belge ve fikre ulaşmamızı sağlayan bir arşive sahibiz. Her saat markası böyle bir imkâna sahip değil. Zenith’i özgün kılan bir diğer unsur ise Miras Departmanı’nın Ürün Departmanı’na entegre olması. Her iki bölüm arasında sürekli bir diyalog var. Bizim için miras, zaman zaman dönüp baktığımız bir şey değil. Ürün geliştirme biçimimizin bir parçası. G.F.J. ve Chronomaster Sport Skeleton gibi birbirlerinden çok farklı görünebilir; fakat sonuçta her ikisi de Zenith kimliğinin çok güçlü unsurları üzerine inşa ediliyor ve bugünün dünyası için yeniden yorumlanıyor.
Cenevre Saat Günleri 2026 yeniliklerinizden bahsedebilir misiniz?
Chronomaster koleksiyonunun ilk üç ibreli saati olan Chronomaster Solo Sport’u tanıttık. Koleksiyona baktığımızda çok yönlü bir üç ibreli saat için yer olduğunu düşündük; ofiste, spor yaparken ya da bir düğünde, üzerinde fazla düşünmeden takabileceğiniz türden bir saat. Chronomaster’ın güçlü tasarım kodlarını korurken saate kendine özgü bir kimlik kazandırmak istedik. Bu nedenle 40 mm kasayla daha kompakt oranlar, tek yönlü seramik bezel, yeni bir yüksek frekans desenine sahip tamamen seramik bir kadran ve 1964 tarihli Auto Sport’tan ilham alan köpekbalığı dişi biçiminde bir dakika skalası üzerinde çalıştık. 200 metre su geçirmezlik ve yeni ZENCLASP ile saatin işlevsel yönünü de ileri taşıdık. Ve elbette mekanizmanın El Primero olması gerekiyordu. Solo Sport’a saatte 36.000 titreşim frekansında çalışan kalibre 3620 hayat veriyor. Solo Sport yalnızca bu kimliği farklı, üç ibreli bir formatta ifade ediyor.

Zenith son yenilikleriyle hangi yönlerini öne çıkarmayı hedefliyor?
Chronomaster kimliğinin farklı bir ifadesini göstermek istedik. Yüksek frekans Zenith için temel bir özellik ve kronograf işlevinin de ötesine uzanıyor. El Primero’nun ilginç bir hikâyesi var, ilk olarak 1965’te tanıtılması planlanıyor ancak proje yüksek frekansı mekanizmaya dahil edebilmek için 1969’a erteleniyor sonrasında. Bu da yüksek frekansın daha en başından itibaren mekanizmanın kimliği açısından ne kadar temel bir unsur olduğunu gösteriyor. Kalibre 3620 ile 5 Hz frekansı ve yüksek frekanslı bir regülasyon organının beraberinde getirdiği hassasiyet ile stabiliteyi koruyor; ancak bunu daha sade, üç ibreli bir düzende kullanıyoruz. Aynı zamanda saat, daha önce sahip olmadığımız bir şeyi de beraberinde getiriyor: Çok aktif bir yaşam tarzına dayanabilecek kadar sağlam ve aynı zamanda daha resmi ortamlarda da rahatlıkla kullanılabilecek bir Chronomaster. Çok yönlülük ve kullanım rahatlığı bu projenin merkezindeydi.
Her sene bahar aylarında Cenevre’de büyük bir saat fuarı gerçekleştiriliyor. Watches and Wonders’la birlikte Cenevre Saat Günleri’nin sektördeki yerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu iki etkinliği birbirini tamamlayan iki önemli buluşma olarak görüyorum. Watches and Wonders, sektörün en önemli uluslararası buluşma noktası haline geldi ve doğal olarak lansman takvimimizde önemli bir rol oynuyor. Cenevre Saat Günleri ise farklı bir formata sahip. Daha küçük, daha doğrudan ve ürünlerin kendisini basın mensupları ve koleksiyonerlerle daha uzun süre konuşma fırsatı veriyor. Ürün açısından baktığımızda bu bizim için özellikle değerli ve Cenevre Saat Günleri bu tür sohbetleri gerçekleştirebilmemiz için bize zaman tanıyor.
Hem koleksiyonlar hem de pazar açısından 2026 şimdiye kadar Zenith için nasıl bir yıl oldu?
Ürün açısından 2026 oldukça zengin bir yıl oldu çünkü Zenith’in farklı yönlerini gösterebilme fırsatı bulduk. G.F.J., Chronomaster Sport Skeleton ve şimdi de Chronomaster Solo Sport birbirinden oldukça farklı saatler ve her birinin koleksiyon içerisinde net bir rolü var. Ayrıca kalibre 135 üzerine kurulu Double Signed projemizi Naoya Hida ile tanıttık. Projenin temelinde bağımsız saat ustalarını, Zenith’in saatçilik mirasının önemli bir parçasını kendi zanaatları ve bakış açılarıyla yeniden yorumlamaya davet etme fikri yatıyor. Naoya Hida ilk bölümdü, devamında çok daha fazlası gelecek. Bu yılın ilerleyen dönemlerinde başka Double Signed modellerini de tanıtacağız ve proje önümüzdeki yıllarda yeni işbirlikleriyle devam edecek. Her yeni saatin ya da projenin Zenith’e anlamlı bir katkı sağlaması ve koleksiyonu bir bütün olarak güçlendirmesi gerekiyor.
Zenith koleksiyonuna yeni bir saat ailesi ekleme planınız var mı?
Koleksiyonun nasıl gelişebileceğini her zaman değerlendiriyoruz, yeni bir aileyi yalnızca yenilik sunmuş olmak adına tanıtmıyoruz. Yeni bir koleksiyonun Zenith için yeni bir alan açması ve Chronomaster, DEFY, Pilot ve G.F.J. ile birlikte var olmak için açık bir gerekçesinin bulunması gerekiyor. Elbette önümüzdeki yıllar için üzerinde çalıştığımız çeşitli projeler var fakat daha fazlasını açıklamak için henüz çok erken. Şunu söyleyebilirim, Zenith’in hem tarihinden gelen hem de daha çağdaş bir perspektiften ele alabileceğimiz ve keşfetmek istediğimiz pek çok yönü var hâlâ.

Saatçilik, güçlü bir duygusal bağ yaratan bir meslek. Ürün geliştirme sürecinin içinde bu kadar yakından yer almanın en çok hangi yönünden keyif alıyorsunuz?
Benim için Zenith’te ürün geliştirmeyi özellikle ilgi çekici kılan şey, gerçek bir mekanizma üreticisi olmamız. Saatlerimizin her birine, Le Locle’daki fabrikada tasarlanan, geliştirilen ve üretilen bir mekanizma hayat veriyor. Bu, 160 yılı aşkın süredir kültürümüzün bir parçası. Haliyle ürün departmanı, teknik departmanımız ve mühendislerimiz arasında son derece güçlü ve doğal bir diyalog var. Hatta ofislerimiz karşı karşıya; bu da çalışma biçimimiz hakkında çok şey anlatıyor. Ürün ekibi olarak mekanizmalarımızı geliştiren ve üreten insanlarla sürekli fikir alışverişindeyiz. Benim için işin en heyecan verici taraflarından biri bu; çünkü yalnızca mevcut bir çözümün etrafında bir saat tasarlamıyorsunuz. Ürünü ve mekanizmayı daha en başından birlikte düşünebiliyorsunuz ve bu da önünüzde pek çok olasılık açıyor.
Zenith’te geçirdiğiniz 20 yılın ardından, bir “Zenith saati”nin ne olabileceğine dair tanımınız genişledi mi? Bir “Zenith saati”ni nasıl tarif edersiniz?
Yaratabileceklerimiz açısından tanımın genişlediğini; ancak bir saati gerçekten Zenith yapan unsurlar söz konusu olduğunda muhtemelen daha kesin hale geldiğini söyleyebilirim. Burada geçirdiğim 20 yıl boyunca tarihimizin bize büyük bir özgürlük sunduğunu öğrendim. Zenith hiçbir zaman tek bir kasa biçimi ya da estetik anlayışla tanımlanmadı. Elbette El Primero ve kalibre 135’in her biri son derece güçlü tasarım kodlarına ve kendilerine özgü kimlik unsurlarına sahip fakat ben bunları birer kısıtlama olarak görmüyorum. Tam tersine, üzerine yeni şeyler inşa edebileceğimiz, yeniden yorumlayabileceğimiz ve farklı yönlere taşıyabileceğimiz olağanüstü bir temel sunuyorlar. Bir Zenith saatinin arkasında güçlü bir fikir bulunmalı ve aynı zamanda gerçek bir saatçilik özü de taşımalı. Bir Zenith, mirasımızdan ilham alabilir ya da tamamen çağdaş olabilir; fakat teknik açıdan veya ürün perspektifinden her zaman anlamlı bir şey ortaya koymalı.





