Gérald Genta’nın Royal Oak’u bir gecede tasarladığını, Nautilus’u ise bir restoranda kâğıt peçete üstüne çizdiğini biliyor muydunuz? Tüm zamanların en ikonik saatlerini hikâyeleriyle birlikte keşfediyoruz.

Bir saati ikonik yapan nedir? İsviçre kalitesi, yıllar geçse de eskimeyecek tasarım kodları, bir hikâyesinin olması ya da bir zamanlar meşhur bir yıldızın bileğinde beyaz perdede görünmesi… İsviçre saatçiliğinde neredeyse iki asırdır yüzlerce model üretiliyor; ancak bu saatlerden sadece küçük bir kısmı bir “ikon” olarak tarihe adını yazdırabiliyor. Bu saatlerden kimisi Ay’a ilk adım atıldığında insanlığın yanındaydı kimi ise zamanına göre en avangard tasarımla karşımıza çıktı. Tarihe adını yazdıran bu ikonik saatlerin bugün hâlâ kadranlarında tik-tak sesleri duyuluyor.


Cartier – Crash

Tüm zamanların en avangard saatlerinden Cartier Crash’ın hikayesinin şöyle olduğu anlatılıyor: 1967 yılında bir Cartier müşterisi markanın Londra’daki mağazasına bir otomobil kazasında hasar görmüş Baignoire saati getirir. Jean-Jacques Cartier ve zamanın tanınan saat tasarımcılarından Rupert Emmerson bu ezilmiş saatten ilhamla Cartier Crash’ı hayata geçirir. Çok güçlü olmasa da bir diğer iddia ise Salvador Dalí’nin “The Persistance of Memory” tablosundaki erimiş saatlerin Crash’a esin kaynağı olduğu. Bir başka kaynağa göre ise saatin arkasındaki gerçek öykü, 1960’larda markanın sadık müşterilerinin eşi benzeri olmayan bir Cartier saat talep etmeleriydi. Gerçek hikayesi ne olursa olsun uçlarından sıkıştırılmış, bir kazada ezilmiş gibi görünen bu saat tasarımı zamanla saat dünyasının ikonlarından biri haline gelmeyi başardı.