Saatçiliğin dinamik markalarından Maurice Lacroix’yı Uluslararası Satış Direktörü Gabriel Bonnet’den dinliyoruz.
İsviçre’de doğup büyüyen Gabriel Bonnet’nin saat dünyasıyla yolunun kesişmesi duymaya alışkın olduğumuz hikâyelerden biraz farklı. Yirmili yaşlarının başında İsviçre’den ayrılıp çalışmak için Asya’ya giden Bonnet uzun yıllar boyunca Hong Kong, Vietnam ve Tayland gibi ülkelerde lüks dünyada farklı sektörlerde görev almış. Kazandığı deneyimle yeni bir yolculuk için ülkesi İsviçre’ye geri döndüğünde ise yolu Maurice Lacroix ile kesişmiş. Hikâyenin devamını ve Maurice Lacroix’yı Bonnet’nin kendisinden dinleyelim.

1975’ten bu yana uzanan hikâyesiyle Maurice Lacroix’yı konuşacağız bugün; fakat öncesinde saatlerle yolunuzun nasıl kesiştiğini dinleyelim.
Her ne kadar İsviçreli olsam da saat sektörüne girişim biraz tesadüf eseri oldu. 25 yaşında İsviçre’den ayrılıp yaklaşık 15 yıl boyunca başka bir sektörde çalışarak Asya’da yaşadım. Bundan dört sene önce yeni bir arayışla İsviçre’ye döndüm ve Maurice Lacroix’nın CEO’su Stephane Waser ile tanıştım. Tam o vakitlerde markanın Amerika operasyonlarını yürütecek birini arıyorlarmış, hikâye böyle başladı diyebilirim. Bugün burada olmaktan ve sektörün bir parçası olmaktan çok mutluyum.
O günden bu yana saatlerin sizi en çok etkileyen yanı ne oldu?
Sektörde çalışmaya başlamadan önce insanların saatlere bu kadar tutkuyla bağlanabildiğini fark etmemiştim. Mekanizmalardan kasada kullanılan malzemelere, saatin en küçük detayına kadar duyulan hayranlığa çok şaşırdım. Ben de zamanla bu tutkunun içine çekildim. Üç yıldan biraz daha uzun bir süredir Maurice Lacroix’dayım, her geçen gün yeni bir şey öğrenip keşfediyorum.

Markanın kimliğini nasıl tanımlıyorsunuz?
Maurice Lacroix üç temel üzerine inşa edilmiş bir marka. İlki, geleneksel İsviçre saatçiliği ve işçiliği. Bağımsız bir marka olarak saatlerimizi İsviçre’de üretiyoruz, bu büyük bir gurur kaynağı. İkinci temelimiz, tasarım dilimiz. Koleksiyonlarımızın güçlü bir karakteri var, aynı fiyat segmentindeki markalara göre daha şehirli, dinamik ve cesur bir çizgimiz olduğunu düşünüyorum. Bir Maurice Lacroix saatini ilk bakışta anlayabilirsiniz. Üçüncü ana direğimiz ise erişilebilirlik. Marka olarak kendimizi erişilebilir lüks segmentinde konumlandırıyoruz. Yüksek kaliteli İsviçre saatlerini, müşterileri mutlu edecek bir fiyat dengesiyle sunmak bizim için çok önemli. Niyetimiz yeni nesilleri saatçilik dünyasına dahil edebilmek.
Maurice Lacroix denilince akla ilk gelen koleksiyonlardan biri de Aikon. Bize koleksiyonun marka için öneminden bahsedebilir misiniz?
Aikon’ın amiral gemisi koleksiyonumuz olduğunu söyleyebilirim. Satışlarımızın yaklaşık yüzde 70’i Aikon’dan geliyor. Maurice Lacroix’nın kentli ruhunu en güçlü şekilde yansıtan koleksiyonlardan biri kesinlikle Aikon. Özellikle milenyum ve Z kuşağı için pazarda güçlü bir estetik diline sahip. Örneğin kolay değiştirilebilir kayış sistemi, Aikon saatlerini güçlü kılan yönlerden biri. Tek bir saati, ister kauçuk kayış isterseniz de çelik bilezikle tamamlayabiliyorsunuz. Yeni nesil artık üç farklı saat satın almak yerine bir saati farklı stillerde kullanabilmeyi istiyor. Aikon da tam olarak bu ihtiyaca cevap veriyor.

Geçtiğimiz yıl markanın 50. yıldönümü kutlamak için yeni modeller tanıttınız, Aikon’a yeni bir yorum getirdiğiniz Aikonic de yeniliklerinizden biriydi. Maurice Lacroix’nın son yenilikleri nasıl bir tema etrafında şekillendi?
Geçen senenin sonunda tanıtılan yeniliklerimiz 50. yıldönümümüz etrafında şekillendi. 1975 adını verdiğimiz bir seri tanıttık. Yeni saatlerde geçmiş koleksiyonlarımızdan ilham aldık ve onları daha minimalist bir anlayışla yeniden yorumladık. 1975 saatleri, günlük yaşamda kullanılabilecek ve dünden yarına her daim takılabilecek, zamansız bir tasarımla sunuldu. Bir diğer yenilik bahsettiğiniz Aikonic saatleri oldu. 1975 serisi ile markanın mirasına şapka çıkarırken, Aikonic ile markanın gelecek 50 yılına gönderme yapıyoruz. Saatlerin çıkış noktası amiral gemimiz Aikon oldu ve koleksiyonu daha ileri taşıdık. Titanyum kasa, karbon kadran, seramik bezel ve seramik kurma kolunu bir araya getirerek tek bir saatte farklı materyalleri kullandık.

Marka olarak Türkiye’de saatçiliği nasıl görüyorsunuz?
Maurice Lacroix’nın en güçlü beş pazarından biri Türkiye, bizim için oldukça özel bir pazar. Türkiye’deki müşteri profilini artık oldukça iyi tanıyor, distribütörümüz Saat&Saat’ten aldığımız geri dönüşleri her zaman dikkate alıyoruz.
Maurice Lacroix’yı diğer markalardan ayıran yanı nedir?
Maurice Lacroix olarak kapsayıcı bir yaklaşımı benimsiyoruz. İnsanları ve toplulukları bir araya getirmeyi, yeni nesilleri saatçilik dünyasına dahil etmeyi önemsiyoruz. Lüks dünyada herkes ayrıcalıklı olmayı, bunu hissettirmeyi ister. Bizse daha kapsayıcı bir yaklaşıma davet ediyoruz. Tasarım dilimizden benimsediğimiz değerlere farklı bir yerde konumlanıyoruz.

Markaya geldiğiniz günden bu yana favori Maurice Lacroix saatiniz hangisi oldu?
Birkaç yıl önce 42 mm çapında bir Aikon tanıttık. Gümüş tonlu kadranını ve kauçuk kayışını çok seviyorum. Kauçuk kayışları rahat kullanılabildikleri için severek takıyorum. Bir diğer favorim ise bugün de bileğimde olan Aikonic. Titanyum kasası, karbon kadranı ve seramik bezeliyle güçlü bir karakteri var. Aynı zamanda hafif yapısıyla rahat takılıyor.





