Viski Kültürü: Bir Viski Tutkunu New Orleans’ı Neden Görmeli?

Kimi zaman koca bir şehrin öyküsünü, kültürünü ve hatta tarihini tek bir kadeh içkiyle keşfetmek mümkün oluyor. Hele ki söz konusu şehir New Orleans ise harmanlanmış güzel bir viski kadehi bize pek çok hikâye anlatacaktır. Nasıl mı? Favori çavdar viskinizi hazırladıysanız anlatmaya başlayalım…

New Orleans’a doğru küçük bir pencere açmak için kökleri 1838’e dayanan Sazerac kokteyli lezzetli bir seçenek olabilir pekâlâ. 1838 yılında bir eczacı olan Antoine Amedie Peychaud, New Orleans’taki dükkanında çeşitli malzemeleri ve söylenene göre gizli bir aile reçetesini kullanarak bugün çok meşhur olan bu kokteyli hazırlamış. Sazerac da kısa vakitte çok ünlü olup şehrin barlarında rağbet görmeye başlamış. Ne var ki, bu meşhur içkinin peşinde koşan bir başka bar sahibi daha vardır: Sewell T. Taylor, bu meşhur kokteylin üzerinde biraz çalışarak tadında birtakım değişiklikler yapmış ve Sezerac’ı da kokteylin ismine eklemiş. Gelin görün ki Sazerac’ın hikayesi burada bitmiyor; yıllar geçtikçe kokteylin tarifi çeşitleniyor, yeni malzemeler ekleniyor. En nihayetinde ise 1908’de Sazerac resmi olarak ismini alıyor ve tarifi onaylanıyor. New Orleans’ta başlayan bu viski ağırlıklı kokteylin yolcuğu aslında Amerika’nın ilk kokteylinin öyküsüdür. Ülkenin ilk kokteyli olan New Orleans, aynı zamanda resmi kokteyli olarak da kabul edilir. Sahi, gördünüz mü, bir kadeh Sazerac’tan 1800’lü yılların New Orleans’ına kadar gittik.

Bu güzelim liman şehrinin viskiyle ilişiği elbette ki yalnız Sazerac ile sınırlı değil, şehrin içki-kokteyl tarihine şöyle bir göz atmak isterseniz Museum of the American Cocktail gayet güzel bir tercih olabilir örneğin. Müze dediğimize bakmayın, gözünüzde eski ve koca bir bina canlanmasın. Museum of the American Cocktail oldukça küçük ve sevimli bir pub’ı andıran küçük bir müze, fakat yine de kokteyl ve viski kültürüne dair pek çok değerli hatırayı barındırıyor. Kokteyl çalkalayıcı koleksiyonundan tutun da kült viski markalarının en eski şişelerine kadar içki kültürüne dair bilumum şey bulabilirsiniz burada. Orhan Veli’nin “rakı şişesinde balık olsam” dediği gibi bu tatlı müzeyi gezmeyi kim istemez ki? Ülkenin içki yasaklı yıllarından kalma tıbbi bourbon şişeleri ve yine bu dönemlerden yarım litrelik seramik viski şişelerini de müzede görmek mümkün. Bana kalırsa müzenin en ilginç yanı ise çoğunlukla göz ardı edilen kokteyl kültürünün zaman içinde nasıl evirilip geliştiğini gözler önüne sermesi; bunu da reklam ve film afişleri gibi görsel malzemelerle yapıyor. Museum of the American Cocktail’i ziyaret etmek, keyifli bir kokteyl eşliğinde sinematografik bir yolculuğa çıkmayı anımsatıyor.

Biraz tarihi, biraz da kültürel bir yolculuktan sonra şehrin caddelerine doğru inebiliriz. İçki yasağının olduğu yıllarda dahi New Orleans’ın en çok talep gören yanı nehirden biraz aşağı doğru indiğinizde bulabileceğiniz viskilerdi. Bu yüzden şehri viski kültüründen ayrı anmak pek mümkün değil, ki aynı şekilde sokaklarını da öyle. New Orleans ve viski denilince akla ilk gelen cadde de hiç şüphe yok ki Bourbon Street olacaktır. Gözde viski çeşitlerinden bourbon’ın adını bu caddeden alıp almadığı tartışılır fakat cadde boyunca sıralanan barlarda en lezzetli viskileri ve kokteylleri içeceğinize hiç şüphe yok. Bourbon severler için Avenue Pub, Dickie Brennan’s Bourbon House ve Barrel Proof NOLA yeni bourbon’lar deneyebileceğiniz en gözde mekânlardan birkaçı. Şehrin kokteyl kültürü de oldukça güçlü olduğunda Bourbon Street’te tadım yaparken kokteyllerine de şans vermenizi tavsiye ederiz. Tarihinden kültürüne, New Orleans şehrine bir kadeh içkinin perspektifinden şöyle bir baktığımızda Mark Twain’in meşhur sözünde ne kadar haklı olduğunu görüyoruz: “Medeniyetin gerçek öncüsü, gazete değil, din değil, demiryolu değil, viskidir!”