Gudrun Wagner ve Ferit Uzunoğlu’nun kurduğu İdamera, yalnızca bir çiftlik değil; insan, hayvan ve doğanın barış içinde buluştuğu bir yaşam felsefesi. 

Kazdağları’nın eteklerinde, doğanın döngüsüne saygıyla kurulan bir çiftlik var: İdamera. Adını arkasındaki dağdan ve hayvanların özgürce otladığı meradan alan bu yer, hem köklere bağlı hem de yeniliklere açık bir yaşam biçimini temsil ediyor.

Avusturya’dan gelen Gudrun ve Edremitli Ferit, farklı kültürlerden beslenerek doğayla uyumlu bir üretim modeli geliştirmişler. Peynirden zeytine, turşudan ekmeğe uzanan ürünleri yalnızca sofralara değil, aynı zamanda bir felsefeye de hizmet ediyor. Onlarla hem çiftlik yaşamını, hem hayallerini hem de İdamera’nın ruhunu konuştuk.

idamera  12 1
Kazdağları’nda Doğayla İç İçe Bir Yaşam: İdamera

İdamera ismi nereden geliyor? Çiftliğin adını koyarken nasıl bir hikâye ya da anlam vardı?

“İda”, Kazdağları demek; arkamızdaki dağın adı. “Mera” ise hayvanların otladığı, yayıldığı alan. Bir isim bulmak çok uzun sürdü. Arkadaşlarımız ve ailemizle beyin fırtınası yaptık. Acaba antik bir ad mı olsun, çünkü bölgede mitolojik yerlere çok yakınız… Adında “çiftlik” geçsin mi, geçmesin mi diye düşündük. Sonunda “çiftlik” olmasın dedik, çünkü büyük işletmeler bu kelimeyi çok kullanıyor. İda için de çok düşündük; bölgede herkes değişik mesleklerde kullanıyor ama biz çok sevdik. Neticede burada yaşıyoruz. “Mera” da bizim için çok önemliydi; hayvanlarımız özgürce gezinsin, otlasın istedik.

Kazdağları’na yerleşme kararı nasıl gelişti? Burada sizi çeken neydi?

Gudrun: Ferit’in babası Edremitli. Kendisi de Edremit’te doğdu ve büyüdü. Aileden ev, tarla ve zeytinlik buradaydı. Elimizde böyle bir imkân olduğu için çok fazla düşünmedik. Benim ilk gelişim ise bir zeytin hasadı içindi. Bir zeytin hasadını ve zeytinyağı üretimini görmek istedim. Hep tüketiyorduk (Avusturya’da daha çok salata için), ama üretimin arkasında neler olduğunu bilmiyordum. Çok merak etmiştim.

Çiftliği kurarken ilk hayaliniz neydi? Bugün geldiğiniz nokta o hayalle ne kadar örtüşüyor?

İlk hayalimiz, koyun sütünden Avrupa tarzı peynirler üretmek ve bunları doğrudan yerelde satmaktı. Koyun ırkı yerel olacaktı ve sadece merada, zeytinliklerde beslenecekti. Bugün ise ineklerimiz var. Çünkü inekler daha uzun süre süt veriyor; 10 ay, koyunlar sadece 5 ay… Böylece sürekli peynir üretebiliyor ve sunabiliyoruz. İnekleri zeytinlikte tutmak zor, ağaçlara zarar verebiliyorlar. Ama yemleri sadece çayır otu, yonca ve saman.