Güney Kutbu’na yürüyen ilk Türk Ali Rıza Bilal’in hikâyesi, soğuğa değil zihne karşı verilen bir yürüyüşün; vazgeçmemeyi seçenlerin beyaz sonsuzlukta bıraktığı kararlı bir izin hikâyesi.

İlk kez gidenler hep aynı şeyi söyler: Oraya vardığınızda bir yere ulaşmazsınız; kendinizden geriye ne kaldıysa onunla karşılaşırsınız. Yükseklik, soğuk, sessizlik ya da mesafe… Bunların hiçbiri asıl sınav değildir. Asıl sınav, insanın kendi zihniyle baş başa kaldığı o uzun yürüyüştür. Dağcılar bunu zirvede öğrenir. Kâşifler, haritanın bittiği yerde. Kutuplara yürüyenlerse, beyazın her şeyi sildiği o sonsuzlukta… Nasuh Mahruki yıllar önce Everest’ten döndüğünde (1995), “Orada bırakılan şey ayak izi değil, bir karardır” demişti. Ali Rıza Bilal’in hikâyesi de tam olarak bu kararla başlıyor. Bir sporcu olarak değil, bir insan olarak. Bir yere varmak için değil, bir yolda kalabilmek için. Çünkü onun da dediği gibi “Hayat tam da bu!”

Ülkemizi olimpiyatlarda temsil eden ilk Türk kürekçi,

Antarktika’ya tek başına yürüyerek Güney Kutbu’na ulaşan ilk Türk.

Grönland’ı doğudan batıya geçen ilk Türk.

Bu söyleşi, bir “ilk”in değil; o ilkin yolunun hikâyesi….

ali riza bilal 03
Güney Kutbu’na Yürüyen İlk Türk: Ali Rıza Bilal

Merhaba Ali Rıza Bey, sizi tanıdıkça nasıl bir ailede doğduğunuzu merak ettim. Bu spor aşkı ne zaman başladı?

Annem ve babam kız kardeşim ve beni her zaman spora teşvik etti. Kendileri profesyonel anlamda sporcu değildi. Babam okul yıllarında güreş yapmış ama sonra sporu tamamen bırakmış. Annem de lisede bir süre atletizmle ilgilenmiş, sonra onun da hayatından spor çıkmış. Belki de onların sporla yarım kalan ilişkileri, bize yöneldi. Kız kardeşim dört buçuk, ben beş buçuk yaşındayken yaz aylarında jimnastiğe başladık. Ortaokula geldiğimde Efes alt yapısı küçükler takımında yaklaşık üç yıl basketbol oynadım. O yıllarda Kanlıca’da oturuyorduk. Dayımın kızları Anadolu Hisarı Spor Kulübü’nde kürekçiydiler. Bense basketbol oynamak için Kanlıca’dan Merter’e gidip geliyordum. Yaklaşık üç saat yol, üstüne iki saat antrenman… Oldukça zor bir tempoydu.

Bir gün rahmetli Aydan Siyavuş’un küçükler takımı için yaptığı seçmelere girdim. Seçmeler saatler sürdü. Cep telefonu yok, ankesörlü telefon var; jeton bulup evi arayamadım. Sabah yedide çıkmışım, akşam sekiz olmuş, hâlâ yokum. Ailem karakola haber vermiş, hastaneleri bile aramış. Eve döndüğümde çok endişeliydiler. “Bir daha yok” dediler. Ben de “tamam” dedim; o zaman kuzenlerimle küreğe geçerim. Kürek hikâyem böyle başladı. Yaklaşık 18 yıl kürek çektim. Türk kürek tarihinde olimpiyatlara katılan ilk sporcu olarak 1992 Barcelona Olimpiyatları’nda yer aldım. Balkan ve Türkiye şampiyonluklarım oldu. Sonra iş hayatı devreye girdi ve kürek sporunu bıraktım.