İçimizdeki bahçeyi hatırlatan bu sergi, doğayı bir manzara olarak değil; hafızanın, kırılganlığın ve yeniden kök salmanın metaforu olarak yeniden düşünmeye çağırıyor.

Emirgan’da zamanın biraz daha yavaş aktığı fikrine kim hayır diyebilir? Boğaz’ın serin nefesinin sahilden o dar sokaklara aktığı köşede Şule Gazioğlu Gallery’nin kapısından içeri giriyorum. İstanbul’un parlak kış mavisi bir anda arkamda kalıyor ve kendimi gölgeli, koyu yeşil bir ormana adım atmış gibi hissediyorum. Galeri görece küçük ama hissi tam tersi… İlk adımda beni hızlıca hikayesinin orta yerine çeken serginin ismi  “Rooted: The Garden Within”. Tıpkı ismindeki gibi… Dışarıdaki doğayı anlatmaktan ziyade, içimizdeki o sessiz, yeşil ve derin varlık alanını hatırlatmak için kurulmuş bir sergi alanı… Kafamı her çevirdiğimde kendi köklerimdeki bir başka hatıranın içine savrulduğumu söylersem abartmış olmam.

Sahi, kök salmak ne demek? Sadece bir toprağa ait olmak mı, yoksa bir anının, bir kokunun ya da bir sesin içinde filizlenip boy atmak mı?

Rooted The Garden Within Afis Gorsel1 1
Rooted: The Garden Within

Durağanlığın İçindeki Fırtına

Modern dünya, bizden sürekli bir “yönlendirilmiş dikkat” talep ediyor. E-postalar, bildirimler, bitmek bilmeyen toplantılar… Zihnimiz, bu yoğun uyaran sağanağı altında yoruluyor, tükeniyor. İşte tam bu noktada, Dikkat Restorasyonu Kuramı (ART) devreye giriyor ve diyor ki; doğaya bakmak, gökyüzünde süzülen bulutları ya da bir esintide hışırdayan yaprakları izlemek, zihnin “yumuşak bir büyülenme” haline geçmesini sağlar. Bu hal, zihnin dinlendiği, kendi içine dönüp yansımalarını izlediği bir mola yeridir.

Sergi salonunda Işık Güner’in, Annette Louise Solakoğlu’nun, Yunus Karma’nın ve Elena Tash’ın eserleri arasında dolaşırken, aslında sanat izlemiyoruz. Biz, o kaybolmuş hatıraları ve çocukluk izlenimlerini canlandıran zamansız bir bahçenin içinde, zihinsel bir onarım sürecine giriyoruz. Bilimsel araştırmalar, doğada (ya da doğayı temsil eden bir sanat eserinin önünde) geçirilen vaktin, özellikle 30 dakika ve üzerindeyse, bilişsel performansı ve ruh halini belirgin şekilde iyileştirdiğini söylüyor. Haftada en az 120 dakikayı doğada geçirenlerin kendilerini çok daha sağlıklı ve zinde hissettikleri de artık bir sır değil.

Peki, bu sergi neden sadece bir doğa sergisi değil? Çünkü buradaki doğa, dışsal bir tema olmaktan çıkıp insanın iç dünyasında kök salan psikolojik bir varlık alanı…