Hyeon-Gyu Oh: Beşiktaş Benim Kaderim!
Beşiktaş’a gelen Güney Koreli Hyeon-Gyu Oh’un “kader” atıfı, yalnızca bir transfer hikâyesini değil; 1950’lerden 2002’ye uzanan Türkiye–Güney Kore kardeşliğinin sahadaki yeni ve güçlü sembolünü anlatıyor.
15 Şubat 2026’da Başakşehir – Beşiktaş maçındaki 1 gol, 1 asistlik performansından sonra yayıncı kuruluş mikrofonlarına, “Buraya gelmeyi çok istemiştim. Beşiktaş benim kaderim. Burada geçirdiğim her günden çok keyif alıyorum” dedi. Ülkemize çok uzaklardan gelen Güney Koreli Hyeon-gyu Oh’un kaderi, Beşiktaş’la yeni kesişmiş olsa da iki ülke halkının kaderi çok daha önceleri birkaç defa kesişmişti.
1950’de evinden binlerce kilometre uzaktaki bir yarımadaya barış götürmek için yola çıkan Türk askerleri, orada sadece savaşmamış; Kore halkıyla adeta kardeş olmuştu. Kore Savaşı’nda Türk tugayının yetim kalan Koreli çocuklar için kurduğu Ankara Okulu, belki de bu kardeşliğin ilk somut örneklerindendi. Vizyona girdiği tarihlerde ülkemizde oldukça beğenilen Ayla filminin hikayesi gibi nice hikayeler yazılmıştı o günlerde iki halk arasında. Siperlerde paylaşılan bir kap yemek, dondurucu soğukta birbirine sarılarak ısınan iki farklı milletin evlatları, bugün yeşil sahalarda atılan gollerin çok ötesinde bir ruhsal temeli inşa etmişti.

Tarihi biraz daha ileri saracak olursak, 2002 Dünya Kupası’na gitmeliyiz. Şenol Güneş yönetimindeki A Milli Takım, Güney Kore ve Japonya ortaklığında düzenlenen bu turnuvada tarihinin en iyi derecesini elde ederek üçüncü olmuştu. O turnuvada sahaya adımını attığı ilk andan itibaren seyircilerin dikkatini çeken biri vardı; Beşiktaş’ın 26 numaralı formasıyla Samsunspor’dan transfer ettiği İlhan Mansız.
İlhan, futbol altyapı eğitimi Almanya’da tamamlamış bir gurbetçiydi. Ancak aslen Eskişehirli olduğu için genlerinde Tatarlık vardı ve çekik gözlüydü. Uzun saçlarını bir samurai gibi bağlayınca bir hayli Uzakdoğululara benzemişti. Tabii Dünya Kupası boyunca İlhan Mansız’ın sergilediği performans da bu benzerliğin popüler olmasında rol oynamıştı. Dönemin en iyi beklerinden biri olan Roberto Carlos’a attığı değirmen çalımı, çeyrek finalde Senegal’e karşı attığı altın gol gibi olayların da büyük etkisi vardı.
Nihayetinde yarı finalde Brezilya’ya elenen Türkiye, Dünya Üçüncülüğü maçı için Güney Kore’nin karşısına çıktı. O maçta 2 gol, 1 asistle oynayan İlhan Mansız, çoktan Uzakdoğulu taraftarların sevgilisi olmuştu bile. Kendi milli takımlarına gol atan ve kendilerine de bir hayli benzeyen bu adamı sevmişlerdi. Maçtan sonra iki takımın futbolcuları, el ele tribünleri selamlamış, on binlerce taraftar dakikalarca bu dostluk tablosunu alkışlamıştı. Hatta o gün Seul sokaklarında Türk bayraklarıyla dolaşan Koreli gençlerin yüzündeki tebessüm, sporun sadece bir rekabet değil, bir köprü olduğunun en yalın kanıtıydı.

Dünya Kupası’ndan 2 yıl sonra İlhan Mansız, Japonya’nın Vissel Kobe takımına transfer olmuş, Trabzonspor’da istediği sonuçları elde edemeyen Şenol Güneş ise 2005’te Güney Kore ekibi Seoul’ün başına geçti. 2002 Dünya Kupası’nın bıraktığı o büyü, hâlâ devam ediyordu. Böylece Türkiye ile Uzakdoğu ülkeleri arasındaki o görünmez bağlar güçleniyor ve tarihe unutulmaz güzelliklerle işleniyordu.
Beşiktaş’ın Şubat 2026’da KRC Genk’ten kadrosuna kattığı Güney Koreli Hyeon-gyu Oh, sadece bir forvet transferi değil; İstanbul Boğazı’nın serin sularından Seul’ün kalbine uzanan, kökleri derin bir kardeşlik hikayesinin en taze filizi olarak şimdi karşımızda. Dün Beşiktaş’ın 26 numaralı golcüsü İlhan Mansız, Güney Kore halkı için bir kahramana dönüştüyse, son yıllarda golcü transferlerinde pek aradığını bulamayan Beşiktaş için Hyeon-gyu Oh, kısa sürede bir fenomene dönüşmüş gibi duruyor. Oynadığı iki maçta 1 penaltı alan, 2 gol ve 1 asist üreten Oh, Başakşehir maçı sonrası sıradan bir futbolcu gibi maçı kısaca değerlendirmek yerine, “Beşiktaş, benim kaderim” diye başladı cümleye.

Bu “kader” vurgusu tesadüf değildi. Oh, sahada sadece fizik gücüyle değil, Uzakdoğu felsefesinin o sakin ama kararlı disipliniyle var oluyor. Topa her vuruşunda sanki 1950’lerin ve 2002’nin mirasını sırtında taşıyor. Yıllardır iki ayrı kültür arasında, binlerce kilometre uzaklığa rağmen örülen kaderin ağları, şimdi 24 yaşında gencecik bir golcü ile başka bir şekil alıyor. Belki bundan sonra Güney Koreli futbolcuların yeni vitrini Türkiye olacak.
İş disiplinleri, saygıları, bitmeyen enerjileriyle Güney Koreli futbolcular, dünyanın pek çok üst düzey liginde forma giyiyorlar ve aralarından bazıları gerçekten milli kahramana dönüşmüş durumda. Mesela Tottenham efsanesi Heung-min Son, kariyerine şu sıralarda Amerika’da devam ediyor. Ondan çok daha önce adaya ayak basan Ji-sung Park ise hâlâ bir United efsanesi. Yani futbol sahnesi, Avrupa’nın en üst düzey kulüplerinde çok iyi performanslar sergileyen Güney Koreli futbolculara yabancı sayılmaz.

Ama Türkiye, Güney Koreli futbolcuların parladığı bir lig değil henüz. Fenerbahçe’den kısa sürede Bayern Münih’e transfer olan Kim-min Jae dışında neredeyse iz bırakan biri yok. Ama ülkeye geldiği ilk gün verdiği röportajda, “Beşiktaş forması giymek bir rüya gibi. Bu formanın sadece bir kulübü değil, büyük bir tarihi temsil ettiğini biliyorum” diyen, maç öncesi topraktan enerji almak için ısınmaya çıplak ayakla çıkan, maç sonu röportajında kaderden bahseden Hyeon-gyu Oh, iki ülkede gazete manşetlerini uzun süre süsleyecek gibi duruyor.
Dolmabahçe’nin rüzgârı artık Seul’ün esintisiyle karışıyor. Siyah-beyazlı tribünlerde “Oh” sesleri yükselirken, aslında sadece bir gol sevincini değil, on yıllardır ilmek ilmek işlenen bir “kan kardeşliğinin” modern zamanlardaki karşılığını kutluyoruz. Uzak geçmişte cephede, 24 yıl önce tribünde omuz omuza duran Türkiye ve Güney Kore halkları, şimdilerde bu genç çocuğun başarıları için yan yana gelmiş görünüyor. Beşiktaş’ın iç saha maçlarında giderek daha fazla görünen Güney Koreli taraftar sayıları da bunu doğruluyor. Kim bilir, belki de Hyeon-gyu Oh, tıpkı İlhan Mansız gibi, bir gün sadece attığı gollerle değil, iki halkın kalplerini birbirine mühürleyen o görünmez bağın en parlak simgesi olarak anılacak.