Zagreb’de yenen bir karabiberli çikolata, Ender Özdilek’i bean to bar zanaatine götürdü. O Atölye’de kakao tatlı değil, kadim bir besin olarak yeniden yorumlanıyor.

Büyük kararlarla değil, küçük bir ısırıkla başlayan hikayeler vardır. Ender Özdilek’in hikâyesi de onlardan biri. Yaklaşık 13 yıl önce, Zagreb’de mütevazı bir dükkânda, üzerinde hiçbir iddialı slogan taşımayan tane karabiberli bir çikolata yedi. Ambalajı konuşmuyor, “özel seri” diye bağırmıyordu. Ama ilk lokmada olan şey, onun için sıradan olmaktan çok uzaktı. O an sessiz bir cümle içinden geçiyordu: “Çikolata sadece tatlı olmak zorunda değil.”

O küçük kırılma, lezzetten çok bir uyanıştı. Bildiğini sandığı tatlı algısının ne kadar yüzeysel olduğunu fark etmenin yarattığı hafif huzursuzluk, yerini meraka bıraktı. Çikolata, o günden sonra onun için bir “atıştırmalık” olmaktan çıktı; üzerine düşünebileceği, araştırabileceği, sorgulayabileceği bir zanaate dönüştü. “Ben yapabilir miyim?” diye başlayan soru, denemelerle, çöpe giden partilerle, tekrar tekrar kurulan reçetelerle yavaş yavaş “Evet, yapabilirim”e evrildi. Birinin ona bunu söylemesinden değil; kendi yaptığı bir çikolatayı aynı kalitede yeniden üretebilmesinden, sonucu değil süreci sevdiğini fark etmesinden…

o atolye 06 edited 1
O Atölye’de Kakao Çekirdeğinin Hikâyesi
o atolye 07
O Atölye’de Kakao Çekirdeğinin Hikâyesi

Bugün İstanbul İstinye’deki O Atölye’de, Ender Özdilek çikolatayı tam da bu yerden tutuyor. Bean to bar yaklaşımıyla, kakao çekirdeğinden tablete uzanan her aşamayı kendi elleriyle ve gözüyle takip ediyor; orijinini saklamayan, katkıdan, palm yağından, maskeleyici aromalardan arındırılmış “gerçek çikolata” peşinde. Kakao çekirdeğini bir ham madde değil; toprağı, iklimi, çiftçisi ve hafızası olan bir varlık olarak ele alıyor. Aztekler ve Mayalar’ın besin ve ritüel olarak gördüğü kakao ile modern dünyanın hız ve ucuzluk takıntısı arasında ince bir köprü kuruyor. Biz de O Atölye’nin melanger başında yavaşlayan zamanı, Sur del Lago’nun katmanlı kakaosunu, başarısız denemelerin öğrettiği sabrı ve çikolatanın nasıl bir dile dönüştüğünü, Ender Özdilek’ten dinledik.