Saatolog.com.tr

Saatolog.com.tr Logo

Sırlarla Açığa Çıkan Ataerki: Annemin Uyurgezer Geceleri

26 Aralık 2025
Sırlarla Açığa Çıkan Ataerki: Annemin Uyurgezer Geceleri
Ayfer Tunç, son romanı Annemin Uyurgezer Geceleri’nde kadınların sır gibi sakladığı, ataerkinin açtığı yaraların kuşaklar boyu nasıl aktarıldığını gözler önüne seriyor.

Edebiyat eleştirmeni değilim ama iyi bir edebiyat okuru olduğumu söyleyebilirim. Ayfer Tunç da sıkı bir şekilde takip ettiğim yazarlardan. Yıllar önce tavsiye üzerine okuduğum ilk kitabı Yeşil Peri Gecesi’ydi. Roman, yazarın kendi tabiriyle[1] “yüksek bir enerjisi olan ve o enerjiyle kendini tüketmek isteyen bir karakterin ritmiyle yazılmıştı” ve hem dili hem kurgusuyla beni hemen içine çekmişti. Romandaki ana karakter kız çocuğunun “talihsizliklerle” dolu büyüme ve yaşlanma öyküsü, hayatın kırılma noktaları toplumsal bir bakış açısıyla okunduğunda nasıl ahlâk veya iktidar sorgulamalarına dönüşebildiğini gösteriyor ve ezbere bildiğim şeyleri tekrar düşünmemi sağlıyordu. Bu romanın öncülü Kapak Kızı ve “spin-off”u Osman aynı hayatın içindeki farklı karakterlerin hikâyesini ön plana çıkaran, sonunu merak ettiğiniz, iyi çekilmiş dizilerle benzer etkiyi yaratan eserler. Ardından gelen Dünya Ağrısı, Aşıklar Delidir ve Kuru Kız, Ayfer Tunç okurlarının beğeni anlamında bir uzlaşma sağlayamadığı, ancak üstte bahsettiğim üçleme kadar hayranlık uyandırmamış; bu anlamda “ivmesinin düştüğünü” düşündürten diğer yakın zaman kitapları.

Sırlarla Açığa Çıkan Ataerki: Annemin Uyurgezer Geceleri
Annemin Uyurgezer Geceleri

Yani Ayfer Tunç, yüksek beklentili bir okur kitlesine sahip, sosyal medyada ve başka mecralarda yazıp çizdikleriyle de tartışma yaratan göz önünde bir yazar. Yakın zamanda çıkan yeni romanı Annemin Uyurgezer Geceleri de sosyal medyada yine çok tartışma yarattı. Sevmeyenler oldu, “Ayfer Tunç ne yazsa okurum” diyenler oldu, “Siz kimsiniz ki Ayfer Tunç’a yükleniyorsunuz?” diyenler de oldu. İtiraf etmeliyim ki Kuru Kız ve Aşıklar Delidir kitaplarını okuduğumda büyük bir hayal kırıklığı yaşamış, tabiri caizse kitaplar bittiğinde sinirlenip sert bir şekilde masaya fırlatmıştım. Karakterleri zayıf, hatta biraz yüzeysel bulmuştum. Annemin Uyurgezer Geceleri ise Tunç’un “kendini aştığı” bir roman değil, fakat hem dert ettiği mesele hem de yaptığı psikolojik tahliller yoluyla beni neredeyse Yeşil Peri Gecesi kadar romanın içinde tuttu diyebilirim. Bu noktada özellikle “romanın içinde tutmak” becerisinden bahsetmek istiyorum, çünkü bence bu beceri Ayfer Tunç’un mesleki hayatı ve yazarlık geçmişiyle birebir bağlantılı.

Annemin Uyurgezer Geceleri
Annemin Uyurgezer Geceleri

Ayfer Tunç 1990’larda TRT için edebiyat uyarlamaları yapmış, hatta ne kadar ortaya çıkan sonuçtan tatmin olmasa da kendi öykülerinin senaryolarını yazmıştı. Senaryolaştırdığı öyküler arasında Mahmut Şevket Esendal’dan Ev Ona Yakıştı ve Reşat Nuri Güntekin’den Bahçeli Lokanta vardı, örneğin. Bu alandaki en bilinen işi ise 2002’de Sait Faik’in aynı isimli kitabından uyarladığı ve mini dizi olarak yayınlanan Havada Bulut. Aynı zamanda yıllarca gazetecilik yapmış olan Tunç’un metinlerarası çalışma deneyimi ve senaryo kodlarını bilmesi sayesinde romanları hem okurun alacağı edebi hazzı körüklüyor hem de iyi bir dizinin yapacağı gibi merak ve keşif duygularını tetikliyor. Romanların, çoğunlukla toplumsal bir mesele olan temel derdinin anlatımında neden-sonuç ilişkileri zayıf, basit veya indirgemeci görünse bile yavaş yavaş açılan ve derinleşen, derinleştikçe bize “duygu dünyasının kapısını açan” karakterler, roman kişilerinin yaşadığı tecrübelerin bir uzantısı olarak kurulan psikolojik tahlil anlatıları ve zamanda geriye gidiş gelişler bu romanların görsel bir duygu bırakmasını sağlıyor.

Annemin Uyurgezer Geceleri beni bu anlamda tatmin eden bir roman oldu, yani Kuru Kız ve Aşıklar Delidir’in yapamadığı kadar “içine çekti.” Romanda, unutma “yetisini” kaybeden ana karakter ve anlatıcı Şehnaz’ın kişisel muhasebesini okuyoruz. Annesinin uyurgezerliğine tanık olması ve o sırada söylediği sözlerle kendi geçmişine dair sırları öğrenmesi Şehnaz’ın bugününü anlamamızı sağlıyor. Ekonomi profesörü Şehnaz evli hocasına âşık ve onunla 30 yıl (adam ölene kadar) beraber oluyor, aslında Tunç’un tabiriyle “bir bağımlılık ilişkisi” kuruyor: Şehnaz hocası/sevgilisi E.’ye bağımlı; E. de Şehnaz’ın kendisine bağımlı olmasına bağımlı.

Sırlarla Açığa Çıkan Ataerki: Annemin Uyurgezer Geceleri
Annemin Uyurgezer Geceleri
Sırlarla Açığa Çıkan Ataerki: Annemin Uyurgezer Geceleri
Annemin Uyurgezer Geceleri
Sırlarla Açığa Çıkan Ataerki: Annemin Uyurgezer Geceleri
Annemin Uyurgezer Geceleri

Kendi annesiyle ilişkisi ve annesinin anneannesiyle ilişkisi üzerinden anne-kız ilişkilerinin sancıları (ki ataerkil dünya bu ilişkinin bu kadar sancılı olmasının baş sorumlusudur), bir otorite figürüne (yani üniversitedeki hocasına) duyduğu saplantı/aşk ve sevgilisinin eşine yönelen aynı derecede saplantılı nefret (ki özdeğer düşüklüğünün bir yansıması olarak ortaya çıkar) kitapta önümüze dökülen konulardan birkaçı. Ancak, arka planda Tunç, kendi yaşıtlarının ve sınıfının, yani kültürel sermayesi yüksek, okumuş yazmış kesimin zaman içinde nasıl yoksullaştırıldığını dert ediyor, özellikle de akademisyenlerin.

Bir röportajında “21. yüzyılda dünyanın akademiye ihtiyaç duyup duymamasından bağımsız, akademi aldığı darbelerle bir enkaza döndü. Kendini bilime, sanata ve entelektüel bilgiye adamış insanlar vahşice yoksullaştırılıyor ve hayatın dışına atılıyor. Düşünce dünyasına hizmet verebilecek insanlar âtıl bırakılıyor, kültürel hayatı zayıflatma çabaları korkunç. Bu sadece Türkiye’de değil, Batı dünyasında da böyle: Dünyanın pek çok yerinde üniversitelerin sosyal bilimler fakülteleri kapatılıyor veya küçültülüyor” diyor Ayfer Tunç.

Sırlarla Açığa Çıkan Ataerki: Annemin Uyurgezer Geceleri

Şehnaz’ın annesinin, anneannesinin geçmişine dair öğrendiği, dönüm noktası niteliğindeki sırlar, kendi hayatının düğümlerini de aydınlatıyor. Bu sırlar, uğradıkları sistematik taciz, tecavüz ve şiddeti içeriyor. Tunç’un ataerkil sistemde erkek iktidarını ve bu iktidarın kullandığı cinsel şiddeti hikâyenin bağlamına oturtma biçimini biraz indirgemeci buldum. Yukarıda da söylediğim gibi Ayfer Tunç insan psikolojisinin tekdüze olamayacak kadar karmaşık olduğunu ustaca tasvir etmesine rağmen romanın sonunda büyük sırları açığa çıkararak bu karmaşıklığı çözmeye (bu karmaşıklık çözülemez), kafalarda soru işareti bırakmamaya çalışmış hissi verdi. Son zamanlarda izlediğimiz bazı yerli dizilerde (örneğin Magarsus) sezonlar boyunca ustaca açığa çıkarılan iktidar ilişkilerinin finalde “x babasını öldürdüğü için y intikam almış” basitliğine indirgenmesi, toplumsal meselelerin psikolojikleştirilmesi gibi.

Buna rağmen ve bununla birlikte, yarattığı atmosfer, ana karakteri Şehnaz’ın derinliği ve E. ile yaşadığı ilişkinin çelişkiler barından dinamikleri, “anneler ve kızları” mevzusunu ele alışı, akademik hayata içeriden bakış bu romanı benim için değerli kılmaya yeterli. Romanın finaline gelmeden önce, Şehnaz’ın zihninde ve unutmak bilmeyen belleğinde çıktığımız yolculuk, Ayfer Tunç’u tanıma yolculuğunun da bir parçası olabilir mesela. Zira nehir söyleşisinde kendisinin ettiği şu sözleri hatırlayalım: “Bilinçdışının karmaşık labirentlerinden dolanarak çıkan metinlerin tek bir gerçeği veya anlamı yoktur. Dahası, bu tür girift metinlerin pek çoğu tam doğamamış, gerçek niteliğini yazarın ileride yazacaklarında bulacak veya daha sonra gelişecek nüveler taşır. Bunların neler olduğunu yazarın kendisi de bilemez; çünkü yazar da kendi zihninin labirentlerine tümüyle vâkıf değildir, yazdıkları olsa olsa kendi karanlık yanını, gizemli yanını tanıma çabasıdır.”

[1] 2014 yılında Can Yayınları’ndan çıkan “Ayfer Tunç’la Karanlıkta Kelimeler”, Tunç’un yazar olma sürecini ve edebiyat hayatının son 25 yılını anlattığı bir nehir söyleşi kitabı. Bu yazıda kitaptan (dolayısıyla Tunç’tan) alıntılar olacak.   

21. Yüzyılın En İyi 100 Kitabı

Yetişkinler İçin Grafik Romanlar

Edebiyatta Zafer Yarışı: Nobel ve Booker Ödülleri