SUB 200 T.GRAPH II farklı kadran renkleriyle geri döndü. Her Doxa saati gibi maceracı, dayanıklı ve güzel.

Sizin için saatçiliğin en güzel yanı nedir? Her saat meraklısında bu sorunun farklı bir karşılığı olduğunu biliyoruz. Kimine göre kalp gibi kusursuz bir ritimle işleyen mekanizma, kimi içinse kadranın arkasında saklanan bir hikâye… Ve bize kalırsa, saat severler en çok bu saklı hikâyeleri dinlemeyi seviyor. Hayatın koşturmacasından uzaklaşıyor, bambaşka bir coğrafyada başka bir maceraya yelken açıyoruz. Gelin, bugün birlikte yeni bir hikâyenin peşine düşelim. Doxa’nın ikonik turuncu kadranı bizi 19. yüzyılın sonlarına doğru bir yolculuğa çıkarsın: Jura Dağları’nın eteklerindeyiz.

Doxa’nın Hikâyesi ve SUB 200 T.GRAPH II’nin Geri Dönüşü
Genç saat ustası, “Georges Ducommun, Fabriques DOXA” adıyla atölyesinin kapılarını açtığında henüz 21 yaşındaydı.

Doxa’nın hikâyesi, Le Locle’da genç bir saatçi çırağı olan Georges Ducommun’ın saat ustalığına adım atmasıyla başlıyor. 1889’da Le Locle’da küçük bir atölyeyle saatçilik yolculuğuna adım atan Ducommun, markasına Yunancada “ihtişam, yücelik” anlamlarına gelen Doxa adını verdi. Azimli saat ustasının bu küçük atölyesi çok geçmeden, 1900’lerin başında adından çokça söz ettiren bir saat markası haline geldi. Bir Doxa cep saati 1905’te Belçika’da düzenlenen bir fuarda Exposition Universelle et Internationale ödülüne layık görüldü. Bu başarının üstünden çok geçmeden, 1906’da manyetizma karşıtı başka bir Doxa saati İtalya’da düzenlenen bir fuarda altın madalya kazandı.

Peş peşe gelen başarılar devam etti, marka 1907 yılında 8 günlük güç rezervine sahip bir kalibre tanıttı. Bu Doxa kalibresi uzun yıllar boyunca Bugatti yarış otomobillerinin panellerini donattı. Doxa’nın “ihtişamı” gitgide artıyordu.

Ekran Alintisi
Doxa’nın Hikâyesi ve SUB 200 T.GRAPH II’nin Geri Dönüşü