Los Angeles’tan Times Square’e, modaevleri Cruise koleksiyonlarını sergilerken yeni kültürel güç haritasını da çizdiler.

Öncelikle önemli bir soru sorarak başlayalım. Cruise nedir, neden bu kadar ciddiye alıyoruz? Cruise ya da resort adı ne olursa olsun modanın en tuhaf koleksiyonlarının başında geliyor. “Bu toplantı mail de olabilirdi” meme’lerine hepimiz aşinayız, işte bu önermenin moda dilindeki çevirisi de “bu defile lookbook olarak da sunulabilirdi”. Yine de lookbook sizi uzak diyarlara, genelde egzotik ya da sıradan bir tüketici ya da turist olarak erişimin kolay olmadığı yerlere davet edemiyor. Tabii ki bu gözümüz eğlensin diye daha fazla kumaş israfı, daha fazla karbon ayak izi gibi anlamlar da taşıyor, ama şimdilik canımızı bununla sıkmayalım.

Yılın iki büyük sezonunun, yani İlkbahar/Yaz ile Sonbahar/Kış’ın arasındaki boşluğu doldurmak için doğmuş bu koleksiyonlar başlangıçta tam anlamıyla adını hak ediyordu: Karayipler’de demirleyen yat güvertelerinde, (hatta belki hatırlarsınız, Leonardo di Caprio bu yıl Golden Globe’a katılamamıştı ve yatta mahsur kalmıştı, işte o seyahatte giyebileceğiniz) St. Barthes kıyılarında, Fransız Rivierası’nın otellerinde vakit geçirecek varlıklı müşteriler için yapılmış, pratik ve şık kapsül gardıroplar. Yirminci yüzyılın başında, uzun transatlantik yolculuklara çıkan varlıklı sınıf için hayat zaten başlı başına bir gardırop sınavıydı. Güverte yemekleri, liman yürüyüşleri, gece dansları… Her durak başka bir kıyafet istiyordu. Cruise koleksiyonları tam olarak bu yaşam biçiminin içinden çıktı.

Peki o günden bugüne ne değişti? Her şey. Cruise koleksiyonları artık ne yat güvertesi için yapılıyor ne de küçük bir müşteri kitlesine özel gösterimlerle sunuluyor. 2000’li yılların başından itibaren ve özellikle 2010’larla birlikte bu koleksiyonlar, büyük modaevlerinin yılın en büyük şovlarından birine dönüştü.

2027 cruise koleksiyonlari chanel 09
Fotoğraf: Chanel

Chanel 2007 Cruise koleksiyonu için Grand Central Station’ı kapattığında ya da Louis Vuitton konuklarını Kyoto’dan Rio’ya modern sanat müzelerine taşımaya başladığında, Cruise’un taşıdığı anlam da değişti. Versailles’dan Havana sokaklarına, Seoul’ün çağdaş müzeleri, Barcelona’da Gaudi’nin imzasını taşıyan park ve Atina’nın antik tapınakları… Her sezon, hangi marka nerede şov yapacak sorusu moda dünyasının en merakla beklenen dedikodularından birine dönüştü. (Evet kıyafetler ikinci planda kalıyor.) Louis Vuitton’un neredeyse 13 yıldır kreatif direktörü olan Nicolas Ghesquière, Cruise koleksiyonlarının merkezinde -diğer bütün şovlardan daha çok- hikaye anlatılıcılığının olduğunu söylüyor. Neden o destinasyon, bir modaevi olarak gittiğiniz yere ne götürebilirsiniz, ziyaret edeceğiniz kültürden nasıl ilham alabilirsiniz ve tüm bunları Los Angeles’tan Tokyo’ya bütün mağazalarınıza nasıl entegre edebilirsiniz? Cruise denince bir de tüm zamanların en popüler dedikodusunu anmadan geçmek olmaz. Vuitton’ın bir şamanla anlaşarak hava şartlarına göre lokasyon ve tarih belirlediği söylentisi. Gerçi bu önerme en son 2024’te Isola Bella’daki defilesinden hemen önce sağanak götürünce ayyuka çıkmış da olabilir.