Seçil Erel, her şeyin hızla aktığı, gündemin her an değiştiği ve dikkatlerin sürekli dağıldığı bir çağda resimleriyle izleyiciyi durmaya ve kendi içine bakmaya davet ediyor.

Bugünlerde Ankara’da, hayatın akışı içinde kısa bir mola vermek isteyenler için nadir bulunan bir alan açıldı. Ziraat Bankası Kuğulu Sanat Galerisi’nde sanatseverlerle buluşan “İçsel Manzaralar” sergisi, dışarıda her şey hızla akarken, içeride zamanın yavaşladığı, bakışın içeriye döndüğü bir eşik sunuyor.

Üretimini İstanbul ve Londra arasında kurduğu çift yönlü bir hat üzerinden sürdüren Seçil Erel, yeni sergisiyle izleyiciyi yalnızca görsel değil, düşünsel ve duyusal bir alana davet ediyor. Uzun süre mekân, aidiyet ve sistemler üzerine kurulu bir düşünme biçiminin izini süren Erel, bugünlerde yönünü daha içsel bir manzaraya çevirmiş. “İçsel Manzaralar / Emotional Landscapes”, sanatçının dış dünyayı katman katman çözümleyen dilinin, bu kez iç dünyaya doğru açıldığı bir eşik gibi.

İstanbul ve Londra arasında kurduğu üretim hattını bu yeni seride daha sezgisel ve duyusal bir düzleme taşıyan Erel, renkler, doku ve katmanlar aracılığıyla odağı dışardan çok içeri çekiyor. Varoluş, farkındalık ve “anda olma” hâli etrafında şekillenen yeni dönem işleri, izleyicisini dış dünyadan çok iç dünyaya yönlendiren bir manzara fikriyle karşı karşıya bırakıyor. Serginin arka planını, üretim pratiğini ve içsel manzaraların nasıl kurulduğunu sanatçının kendisinden dinliyoruz.

secil erel 03
Seçil Erel

“İçsel Manzaralar / Emotional Landscapes” serginiz bugünlerde Ankara izleyicileriyle buluşuyor. Bu sergide bir araya gelen işler nasıl bir dönemin ürünü?

Öncelikle bu güzel söyleşi için sizlere ve okurlarınıza teşekkür ederim. “İçsel Manzaralar”, benim için oldukça canlı, hareketli ve dönüşüm dolu bir dönemin yansıması. Londra ve İstanbul arasında akan yaşamın içinde gördüğüm, hissettiğim ve biriktirdiğim her şey zamanla içimde başka bir dile dönüşüyor. Bu sergi, tam olarak o dönüşümün izlerini taşıyor.

Benim için resim, dış dünyayı anlatmaktan çok, onun içimde bıraktığı etkiyi ifade etmekle ilgili. Renkler, ışık ve katmanlar birer anlatı aracı olarak çalışıyor; bazen çok sakin, bazen yoğun, ama her zaman yaşayan ve nefes alan bir alan yaratıyorlar. Son dönemde pratiğimde “blossom” dediğim bir his belirginleşti. Hayat ne kadar hızlı, karmaşık ya da belirsiz olursa olsun, insanın içinde her zaman açmaya hazır bir potansiyel var. Bu sergideki işler de o anı yakalamaya çalışıyor; o içten gelen açılma hâlini.

Önceki çalışmalarınıza göre burada sizi en çok heyecanlandıran şey ne?

Beni en çok heyecanlandıran artık her şeyi kontrol etmeye çalışmak yerine akışa güvenmek. Ve en önemlisi, izleyiciyle kurulan bağ. Bir iş, karşısında biri durduğunda tamamlanıyor. Eğer bir an durup kendi iç dünyasına bakmasına vesile olabiliyorsa, işte gerçek temas orada başlıyor.

secil erel Evrensel Fragmanlar Yesillerle 2025 tuval uzerine yagli boya cm 1
Evrensel Fragmanlar

Bu sergide ‘manzara’ kavramını dış dünyadan çok iç dünyaya yönlendiriyorsunuz. Kendi içimize böyle bir mesafeden bakmayı nasıl öğreniyoruz?

Benim için “manzara”, yalnızca dışarıya bakmak değil; etrafımı ve kendi içimi gözlemleyebilmekle ilgili. Türkiye ve İngiltere arasında, iki farklı ritim ve kültür içinde yaşamak algımı derinleştirdi. Bu hareket hâli bana gösterdi ki, kaosun içinde bile kendi ritmiyle açan bir şey var; ve ben de bunun içinde kendi oluş sistemimi kurdum: bazen kırılgan, bazen dirençli. Onu fark etmek ve işaret etmek önemli.

Tuval üzerinde yağlı boya ve klasik resim elementleri — renk, doku, leke, katman — kullanarak çalışıyorum. Bu araçlar sadece görsel ifade aracı değil; izleyicinin kendi duygu ve deneyimiyle temas kurmasına ve o deneyimi hatırlamasına olanak tanıyan özgün ve değerli bir sanat dili oluşturuyor. 19. yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın başlarında, manzara resminde sanatçılar genellikle doğayı dışarıdan gözlemleyip aktarırdı. Bugünün sanatçısı olarak ise ben etrafımı ve kendi içimi gözlemliyorum; sürekli farkındalık ve deneyimle beslenen bir pratikle bunu resme taşıyorum. Manzaraya mesafe koymak, sadece durup bakmak değil; hissetmek, anlamak ve düşünmekle mümkün. İşte resimlerim tam olarak bunu sağlıyor: hem kendim hem izleyici için bir alan açıyor ve bir davet sunuyor.

Renk resimlerinizde neredeyse başlı başına bir dil gibi çalışıyor. Bir tabloya başlarken sizi ilk harekete geçiren şey renkler mi, yoksa fikirler midir?

Benim için renk, duygu ve düşünce aynı anda hareket eden bir bütün. Renk, özellikle ışığın değişimi, geliş açısı, yoğunluğu ve tonuyla birlikte var olur; gördüğüm her şeyi sürekli dönüştürür. Değişik ışıkları izlemek, bakış açımı derinleştirir; küçük geçişleri ve kırılgan açılmaları fark etmemi sağlar. Bu gözlemler zamanla notlarım, eskizlerim ve fotoğraflarımla birikir ve hem duygu durumumu hem düşünce biçimimi besler. Belirli bir dönemde yoğunlaşan hâliyle resme yansır, o dönemin rengi, ritmi ve duygusu tuvale çıkar.

Bu yüzden yağlı boyayla yaptığım uzun süreli resimler için atölyeye girerken büyük bir dikkat ve kararlılıkla ortamı hazırlar, odağımı kurar ve o dönemin taşıdığı renk, duygu ve düşünceye yönelirim. Resim, bu yoğunlaşmanın içinden doğar. Bir resme başlamak, tek bir tetikleyiciyle değil; olgunlaşan bir sürecin açılmasıyla ilgili. Ve ben bu süreçte, biriktiren ve doğru anda o birikimi açan bir yerde dururum.

secil erel 01
Seçil Erel

Günümüzde birçok insan meditasyon, farkındalık ve içsel denge gibi kavramlarla ilgileniyor. Sizin için resim buna benzer bir zihinsel pratik mi?

Evet, resim yapmak benim için doğrudan böyle bir alan. Ama bunu yalnızca teknik ya da yöntem olarak değil, bir hâl olarak deneyimliyorum. Resmin başına geçtiğimde zaman yavaşlıyor, dikkat derinleşiyor ve daha mevcut bir yerde oluyorum. Resim, yalnızca bir yere varmakla ilgili değil; işin içinde kalabilmekle ilgili.

Uzun yıllar boyunca bir palet etrafında belli bir yoğunlukta ve büyük miktarda boya karıştırıyorum. Önceden planlanmış bir düşünce, görsel ve düşünsel dokümantasyon ve araştırma süreci sonrasında, doneleri bir araya getirip belli bir tasarım ve düzen kurduktan sonra tuvalin başına geçiyorum. Her aşama planlanmış ve olgunlaşmış bir süreçtir; tuvalle diyalog burada başlar. Bu diyalog, bir tür dervişin dönerkenki arayışına benzer: atölyede tuvalle kurulan ilişki aracılığıyla zamanı, malzemeyi ve materyali unutup evrenin kendisiyle bütünleşmektir.

İstanbul ve Londra arasında gidip gelen bir üretim hayatınız var. Bu iki şehrin resminize nasıl yansıdığını merak ediyorum.

Evet, iki şehirde de atölyelerim var ve Londra’da yaşıyorum; bu nedenle kendi deneyimim çeşitli ve çoklu yerlerden konuşuyor. İstanbul’da daha çok geçmişi temsilen derin, katmanlı bir hafıza ve aidiyet hissi var; yoğun, duygusal ve köklü. Londra ise yeni köklenen, daha çok şimdiyi ve geleceği temsil eden, dinamik bir açıklık, hareket ve deneme alanı veriyor; mesafeli ama özgür bir ortam. Bu iki hâl zamanla birbirine karışıyor. Resimlerimdeki katmanlar sadece boya katmanları değil; farklı zamanların ve ritimlerin üst üste gelmesi gibi. Biri beni içeriye çekerken, diğeri dışarıya açıyor. Resimde kurduğum denge tam olarak bu iki yön arasında oluşuyor.

Seçil Erel ile İçsel Manzaralar Üzerine
Blossom

Soyut resim bazen izleyiciyi biraz “boşlukta” bırakabiliyor. Bir izleyici resimlerinizle karşılaştığında nasıl bir ilişki kurmasını isterdiniz?

İzleyicinin bir şey anlamaya çalışmadan yaklaşabilmesini isterim. O “boşluk”, izleyicinin kendi deneyimini ve duygusunu getirebildiği bir alan. Resim benim için bir anlatım değil; bir alan açmakla ilgili. Herkes kendi yolunu bulabilir.

Türk izleyici, kültürel geçmişi, toplumsal ritüelleri ve spiritüel okumalarıyla resme içgüdüleri ve bilinçaltıyla yaklaşabiliyor. Bu sezgisel temas, soyut resimde derin ve anlamlı bağlantılar kurulmasını sağlıyor; izleyici kendi farkındalığıyla resmi deneyimlediğinde gerçek bir etkileşim ortaya çıkıyor.

Resimlerinizde katmanların önemli bir rolü var. Bu katmanlar daha çok sezgisel bir süreçte mi oluşuyor, yoksa zihninizde belirlediğiniz bir kompozisyon planı mı oluyor?

Katmanlar her zaman birlikte hareket eder; sezgisel ve planlı süreç bir bütün olarak işler. Her zaman bir plan ve niyetle yola çıkarım: bir renge, bir konuya, bir konsepte veya bir forma özellikle odaklanırım ve bunu farklı bakış açılarıyla geliştiririm. Katmanlar, üretim sürecimde anlama ve içeriğe derinlik katan araçlardır; her bir katman resmin bütününde bir ritim, bir düşünce ve bir his taşır. Tüm katmanlar organik bir uyum içinde birbirini besler ve resim, bu birleşik sürecin sonucunda şekillenir.

Seçil Erel
Being In Love

Bir resim üzerinde çalışırken hiç beklemediğiniz bir anda yön değiştirdiği olur mu?

Elbette olur. Çok sayıda taslak ve eskiz üretirim; işe başlamadan önce ve süreç boyunca bunlar üzerinden ilerlerim. Bu nedenle belli bir plan veya niyetle yola çıkarım, ancak sürecin doğal akışı içinde esas resim ortaya çıkar. Değişimler organik bir şekilde gerçekleşir. Yön değiştirme, sürecin içinde biriken gözlemler, yolculuklar, mevsim değişiklikleri, yeni deneyimler, dinlediğim müzikler, gezdiğim sergiler, konserler ve katıldığım etkinlikler gibi dış etkenlerle şekilleniyor. Resim, bu organik akış içinde kendine yeni yollar açıyor ve her zaman niyetli üretim ile akışın dengesiyle şekilleniyor.

Ve tabii İstanbul’da bir sergi planlarınız arasında mı, onu da sormak isterim.

İstanbul benim Türkiye’deki ana merkezim. Bu nedenle önümüzdeki sezonda burada bir sergi yapmayı çok arzu ediyorum. Daha kapsamlı ve bütünlüklü bir sergi yapmak istiyorum. Mekân henüz netleşmedi, ama süreç başladı. Şu anda hem bunun üzerine hem de Londra’daki Royal College of Arts’daki ikinci master sürecimdeki işlere odaklıyım. Yakında bunların detaylarını paylaşmak benim için de heyecan verici.

Seramik Sanatının Hafızası: Şehrin Panoları

Cem Sağbil ile Heykel, Yön Değiştirmeler ve Mitoloji

Hafızanın İhtişamı: Lal Batman ile “The Grand Excess” Üzerine