Bir akşam verilen karar, ertesi sabah bırakılan diplomatik bir kariyer… Melis Kurtel Emin ve Ali Emin’in Birleşmiş Milletler’den Urla bağlarına uzanan yolculuğu bugün Mozaik Şarapçılık ve Kurtel Harası’nda hayat buluyor.

Melis Kurtel Emin ve Ali Emin’in hikâyesi bir iç sesin peşinden gidildiğinde ortaya çıkmış. Ankara’da, Birleşmiş Milletler’de çalışan iki genç insanın hayatı, bir akşam verdikleri kararla yön değiştiriyor. Diplomatik hayatın düzenli ama kapalı dünyasından çıkıp doğaya yaklaşma isteği ağır basıyor. Bağcılık hayalleri onları İzmir’e, Melis Kurtel Emin’in memleketine çağırıyor. Ertesi sabah verilen istifalar ve kısa sürede kurulan yeni bir hayat… Bugün Urla’nın Kuşçular bölgesinde yükselen Mozaik Şarapçılık, o cesur kararın toprağa kök salmış hâli.

Mozaik Şarapçılık çok katmanlı bir hikâyenin merkezi. Bağların hemen yanında yer alan Kurtel Harası ile birlikte bu topraklarda hem bağcılık hem de at yetiştiriciliği iç içe ilerliyor. Asmaların yıllar içinde derinlere uzanan kökleriyle yarış atlarının sabır ve disiplin isteyen yetişme süreci, aslında aynı doğa anlayışını paylaşıyor: doğayı izlemek, onun ritmine uyum sağlamak ve doğru anı beklemek. Urla’nın rüzgârı, toprağı ve güneşi bu iki üretim alanını birbirine görünmez bir bağla bağlıyor.

Mozaik Şarapçılık’ın üretimi Melis Kurtel Emin ve Ali Emin tarafından yürütülüyor. Bu söyleşide sorularımızı yanıtlayan isim sevgili arkadaşım, Melis Kurtel Emin oldu. Onun anlatımında Mozaik yalnızca bir bağ değil; farklı hikâyelerin, kültürlerin ve tutkuların birleştiği bir bütün. Zaten projenin adı da buradan geliyor: Mozaik. Bir araya gelen parçalar, birlikte anlam kazanan bir resim oluşturuyor. Urla’nın bağları, Kurtel ailesinin atçılık geleneği, bilimle kurulan bağcılık yaklaşımı ve iki insanın hayali… Hepsi aynı tabloda yerini buluyor. Sözü sevgili Melis’e bırakmak istiyorum.

mozaik sarapcilik 01
Mozaik Şarapçılık

En başa dönelim Melis… Mozaik Şarapçılık bir “iş fikri” olarak mı doğdu, yoksa zamanla seni ve Ali’yi içine çeken bir hayat biçimi miydi?

Ali ve ben Ankara’da tanıştık. İkimiz de Birleşmiş Milletler’de çalışıyorduk. Evlendik ve oradaki diplomatik hayatın içine yerleştik. Fakat zaman içinde oradaki düzenden sıyrılmak ve kendimizi doğaya vermek istediğimizi fark ettik. Bağcılık yapmak hep hayalimizdi. Bunu benim memleketim İzmir’de yapma fikri ve fırsatı tabii çok cazip oldu ve bir akşam karar verip ertesi sabah istifalarımızı verdik. Bir ay içinde toplanıp İzmir’e yerleştik. Hayalimiz bizi peşinden sürükledi diyebiliriz .