Rado’nun Solothurn kasabasındaki fabrikasında gördüğümüz titizlik, yüksek saatçiliğin neden hâlâ bir sanat olarak anıldığının cevabı gibi; o atmosferde zamanı değil, emeği hissettik.

Jura Dağları’nın eteklerinde, İsviçre’nin büyüleyici kasabalarından biri olan Solothurn’dayız. Göl kenarına sıralanmış pastel tonlardaki evleri, taş sokakları ve St. Ursus Katedrali’nin zarif siluetiyle bu kasaba, zamansız bir tabloyu andırıyor. Rado’nun Türkiye’den davet ettiği basın ekibiyle çıktığımız bu özel yolculukta, markanın hikâyesini doğduğu topraklarda keşfetme fırsatı buluyoruz.

Rado Fabrikasında Bir Gün
Rado Fabrikasında Bir Gün

İlk durağımız Rado’nun üretim tesisinin bulunduğu Comadur. Markanın temelleri 1917’de Lengnau’da atılmış, Rado ismi ise 1928’de tescillenmiş. “Materyallerin ustası” olarak anılan Rado’nun seramikle olan yolculuğu 1980’li yıllara uzanıyor. 1986’da yüksek teknoloji seramiği saat dünyasına kazandıran marka, bu malzemenin kullanımını ilerleyen yıllarda neredeyse sanata dönüştürmüş. Bugün Rado’nun renk paletinde yirmiden fazla seramik tonu bulunuyor.

Rado Comadur Captaincook Injection 004 1
Rado Fabrikasında Bir Gün
Rado Fabrikasında Bir Gün
Rado Fabrikasında Bir Gün

Fabrikaya adım attığımızda bizi karşılayan atmosfer, İsviçre saatçiliğinin özünü yansıtıyor: titizlik, sessizlik ve kusursuzluk. Seramiğin toz halinden zarif bir saat kasasına dönüşümünü adım adım izlemek, zamanı adeta yeniden tanımlamak gibi. “Sinterleme” adı verilen işlemde kasalar 1.450 derece sıcaklıkta saatlerce pişiriliyor, ardından yaklaşık yüzde 25 oranında küçülerek nihai formuna kavuşuyor. Elmas uçlu takımlarla yapılan parlatma, kumlama ve lazer işlemlerinin ardından kasalar neredeyse uzay teknolojisini andıran plazma fırınlarda 20.000 dereceye varan sıcaklıklarda tamamlanıyor. Sonuç; hem son derece dayanıklı hem de şaşırtıcı derecede hafif bir saat kasası.