Saatolog.com.tr

Saatolog.com.tr Logo

Rado Fabrikasında Bir Gün

7 Kasım 2025
Rado Fabrikasında Bir Gün
Rado’nun Solothurn kasabasındaki fabrikasında gördüğümüz titizlik, yüksek saatçiliğin neden hâlâ bir sanat olarak anıldığının cevabı gibi; o atmosferde zamanı değil, emeği hissettik.

Jura Dağları’nın eteklerinde, İsviçre’nin büyüleyici kasabalarından biri olan Solothurn’dayız. Göl kenarına sıralanmış pastel tonlardaki evleri, taş sokakları ve St. Ursus Katedrali’nin zarif siluetiyle bu kasaba, zamansız bir tabloyu andırıyor. Rado’nun Türkiye’den davet ettiği basın ekibiyle çıktığımız bu özel yolculukta, markanın hikâyesini doğduğu topraklarda keşfetme fırsatı buluyoruz.

Rado Fabrikasında Bir Gün
Rado Fabrikasında Bir Gün

İlk durağımız Rado’nun üretim tesisinin bulunduğu Comadur. Markanın temelleri 1917’de Lengnau’da atılmış, Rado ismi ise 1928’de tescillenmiş. “Materyallerin ustası” olarak anılan Rado’nun seramikle olan yolculuğu 1980’li yıllara uzanıyor. 1986’da yüksek teknoloji seramiği saat dünyasına kazandıran marka, bu malzemenin kullanımını ilerleyen yıllarda neredeyse sanata dönüştürmüş. Bugün Rado’nun renk paletinde yirmiden fazla seramik tonu bulunuyor.

Rado Fabrikasında Bir Gün
Rado Fabrikasında Bir Gün
Rado Fabrikasında Bir Gün
Rado Fabrikasında Bir Gün

Fabrikaya adım attığımızda bizi karşılayan atmosfer, İsviçre saatçiliğinin özünü yansıtıyor: titizlik, sessizlik ve kusursuzluk. Seramiğin toz halinden zarif bir saat kasasına dönüşümünü adım adım izlemek, zamanı adeta yeniden tanımlamak gibi. “Sinterleme” adı verilen işlemde kasalar 1.450 derece sıcaklıkta saatlerce pişiriliyor, ardından yaklaşık yüzde 25 oranında küçülerek nihai formuna kavuşuyor. Elmas uçlu takımlarla yapılan parlatma, kumlama ve lazer işlemlerinin ardından kasalar neredeyse uzay teknolojisini andıran plazma fırınlarda 20.000 dereceye varan sıcaklıklarda tamamlanıyor. Sonuç; hem son derece dayanıklı hem de şaşırtıcı derecede hafif bir saat kasası.

Rado Fabrikasında Bir Gün
Rado Fabrikasında Bir Gün

Seramik, insanlık tarihinin binlerce yıldır hayranlık duyduğu bir materyal. Ancak Rado’nun onu modern teknolojiyle birleştirip bileğe taşıma biçimi, markayı eşsiz kılıyor. Gezi boyunca bileğimde taşıdığım Rado saati, zarif formu ve neredeyse hissedilmeyecek kadar hafifliğiyle hem tasarım hem konfor açısından benzersiz bir deneyim sunuyor.

Akşam yemeğinde Rado’nun CEO’su Adrian Bosshard ile buluşuyoruz. Sohbet sırasında konu markanın tasarım felsefesine geliyor ve Bosshard’a bugün markanın DNA’sını nasıl tanımladığını soruyorum:

“Rado’nun DNA’sı, tasarıma cesur yaklaşım ve malzeme inovasyonunda öncü ruh tarafından tanımlanıyor. “Malzemelerin Ustası” olmak sadece bir unvan değil, yüksek teknolojili seramik gibi ileri malzemeleri keşfetme ve mükemmelleştirme konusundaki onlarca yıllık çalışmayı yansıtıyor ve bu, markamızın imzası haline geldi.

Sektördeki diğer markalardan nasıl ayrıştıklarını sorduğumda ise Bosshard şunları söylüyor:

“Rado’yu gerçekten farklı kılan şey, İsviçre saatçilik geleneğini ileriye dönük düşünen tasarımla birleştirme yeteneğimiz. Geleneklere meydan okumaktan korkmuyoruz ve sıklıkla mimari, sanat ve endüstriyel tasarımdan ilham alıyoruz. Ünlü tasarımcılarla yaptığımız işbirlikleri de taze bakış açıları getiriyor ve kimliğimize sadık kalırken trendlerin önünde olmamıza yardımcı oluyor. Rado’da bir saat, bir zaman ölçerden daha fazlası; bir tasarım objesi, bir ifade ve inovasyonun bir yansımasıdır. Bizi farklı kılan bu..”

Rado Fabrikasında Bir Gün
Adrian Bosshard ve Reyhan Tozkoparan

Bosshard’ın bu sözleri, gün boyunca gördüklerimizin adeta özeti gibi. Güçlü tasarım kimliği, teknolojik yenilikle birleşince markayı saat dünyasında bambaşka bir yere taşıyor. Bosshard, bu tasarım dilini daha da ileriye taşımayı hedeflediklerini, DiaStar ve Anatom koleksiyonlarında biçim ve materyal harmanını yeniden yorumladıklarını anlatıyor:

“2025, Rado için canlı ve heyecan verici bir yıl oldu. Güçlü tasarım kimliğimizi inşa etmeye devam ettik – logo olmadan bile anında tanınabilen bir kimlik. İster DiaStar ister Anatom olsun, saatlerimiz benzersiz şekilleri ve malzemeleri aracılığıyla kendileri için konuşuyor. Bu yıl, tasarım ekibimiz bu ikonik modellere cesur, renkli varyasyonlar sunarak taze bir enerji getirdi. Bu yeni tonlar sadece güncel trendleri yansıtmakla kalmıyor, aynı zamanda müşterilerimizin bireyselliklerini ifade etmelerine de olanak tanıyor. Örneğin Anatom, yaz sezonu için mükemmel bir arkadaş oldu; şık, hafif ve kişilik dolu. Son yılların zorluklarına ve karmaşık jeopolitik ortama rağmen, Rado inanılmaz bir yolculuk yaptı. Öncü ruhumuza ve marka DNA’mıza odaklanmaya devam ettik ve bugün, güçlü ve başarılı bir yolda olduğumuzu söylemekten gurur duyuyorum. Başarımıza katkıda bulunan, ilk yarıyılda tanıtılan, kronograf fonksiyonuna sahip yüksek teknoloji seramikten yapılmış ilk Captain Cook’un lansmanı oldu. Bu model, Türkiye’de de olmak üzere küresel olarak olağanüstü bir başarı elde etti.

Rado Fabrikasında Bir Gün
Rado Fabrikasında Bir Gün

Fabrikanın her köşesinde hissedilen disiplin, neredeyse bir sanat atölyesini andırır nitelikte. Güneşin yüzeyinden bile sıcak plazma fırınlarından çıkan seramik kasalar, Rado’nun mühendislikle estetiği buluşturma konusundaki ustalığını gözler önüne seriyor.

Günün sonunda, Jura Dağları’nın eteklerinde geçen bu iki gün, yalnızca bir fabrika ziyareti değil; zamanın nasıl şekillendiğine dair ilham verici bir yolculuğa dönüşüyor. Rado’nun misafirperverliği, CEO Adrian Bosshard’ın içten sohbeti ve Türkiye pazarlama ekibinden Özge Yaman ve Oğuz Ersözoğlu’nun titiz organizasyonu sayesinde, Solothurn’un zarif atmosferinde unutulmaz bir deneyim yaşıyoruz. Bileğimdeki Rado saatin nazik dokunuşu ise bu yolculuğun özünü hatırlatıyor: Zamanı değil, anı yaşamak.

Rado Fabrikasında Bir Gün
Rado Fabrikasında Bir Gün
Rado Fabrikasında Bir Gün
Rado Fabrikasında Bir Gün