Son romanı Rüyaya Benzer’de 90’lı yılların karanlık İstanbul atmosferini anlatan Defne Suman’la yazarlık yolculuğunu, iç dünyasını ve romanın ayrıntılarını konuştuk.

Defne Suman, toplumsal tarihimizi dert eden bir yazar. Benim kişisel tarihimde ise yazarlığından önce güçlü ve dönüştürücü bir yoga sistemini aşama aşama öğrenmemi sağlayan disiplinli bir yoga öğretmeni olarak yerini koruyor. Suman’ın kendi kişisel tarihi de dönüm noktalarıyla dolu. Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde lisans ve yüksek lisans eğitimini tamamlayan Suman, California Üniversitesi’nin Los Angeles (UCLA) kampüsünde doktora yapmaktan vazgeçiyor ve yolu yogayla kesişiyor. Farklı ülkelerde yıllar süren yoga pratiği yoga öğretmenliğine, edebiyat okurluğu da yazarlığa evriliyor. Gerisi malum, zevkle okunan romanlar.

Geçtiğimiz aylarda son romanı Rüyaya Benzer, Doğan Kitap tarafından yayımlandı. Bir grup üniversite öğrencisi arkadaş grubundan Azra’nın ölümüyle başlayan hikâyeyi, artık bir hayalet olan Azra’nın ağzından dinliyoruz. Bu sırada 90’lı yılların karanlık toplumsal atmosferi hakkında da iyi bir fikir ediniyoruz. Defne Suman‘la başta romanı olmak üzere çeşitli konularda sıcacık sohbet ettik.

defne suman 01
Defne Suman

Rüyaya Benzer’in temeli nasıl atıldı? O yolculuk nasıl başladı?

Arkadaşlık, dostluk ve gençlik üzerine uzun süredir yazmak istiyordum. Önceki kitapla uğraşırken birtakım, birbiriyle ilgisiz görünen projeler üşüşüyor kafama. Bazıları bir çekirdeğin etrafında toplanabiliyor. Bu romana başlarken de dostluğu, 90’lı yılları, gençliği, kaybettiğimiz arkadaşlarımızın yasını Kürt meselesi ve Cumartesi Anneleri’ne bağlamak vardı. Bu konular hangi bağlarla birbirine tutunuyor acaba diye düşünürken ortaya bu hikâye çıktı.

Aslında romanın adı Hafıza Boşluğu olacakmış, ama değiştirmişsiniz.

Evet. Kitap yayınevine gidene kadar ben metni bilgisayarıma Hafıza Boşluğu adıyla kaydettim. Bu başlığı değiştirmemi öneren ilk kişi kitaplarımı yurt dışında temsil eden Kalem Ajans’ın kurucusu Nermin Mollaoğlu oldu. “Hafıza Boşluğu kulağa kurgu dışı geliyor, sanki akademik çalışma gibi” dedi. Daha sonra Doğan Kitap’tan editörüm Hülya Balcıoğlu da benzer şeyler söyledi. Yine de işin ucunu bırakmadık, bir de pazarlama bölümünün fikrini sorduk. Onlar da “Beyinle ilgili bir şey mi yazıyorsun sen?” diye sordular. Bunu beynin unutma fonksiyonuyla ilgili bir kitap zannetmişler. Böylece Hafıza Boşluğu ismi rafa kalktı.
Öte yandan, kitabın önemli temalarından biri hafıza boşluğu.