Londra’nın En Yeni 7 Restoranı

Frieze, iki yıl aradan sonra Londra’ya geri dönüyor. Regent’s Park’taki fuarı ziyaret ettikten sonra şehrin yeni lezzetlerini tadabileceğiniz bu olağanüstü adresleri radarınıza alın.

sebnemdenktas.com

Muse

Bir ara Tom’s Kitchen ile yolu İstanbul’dan da geçen Michelin yıldızlı İngiliz şef Tom Aikens, Museadını verdiği yeni restoranında, hayatı boyunca kendisine ilham veren tatları bir araya getirdiği bir deney yapıyor. Renove edilen eski bir ahır binasında kapılarını açan restoranın menüsündeki tüm yemekler, Aikens’ın anılarında yer etmiş olaylardan esinle yaratılmış. Restoranda belirli bir menü yok. Kişisel geçmişinde nostaljik bir yolculuğa çıkarak yarattıklarını misafirlerine sunuyor ünlü şef. Örneğin çok konuşulan tabaklarından biri, Conquering the Beech Tree. Çocukken sürekli evlerinin önündeki kayın ağacına tırmandığını söyleyen Aikens, korkusuzluk duygusuyla bu deneysel yemeği yarattığını anlatıyor.

Muse

Attawa

Hint yemeği sevenler, bu alanda dünyanın en iyi destinasyonlarından biri olan Londra’daki Attawa’da yerini ayırtsın. Kuzey Hindistan’ın Pencap eyaletinin mutfağına ağırlık veren Attawa’nın menüsü, restoranın baş şefi olan “Masterchef: The Professionals 2019”un yarı finalisti Arbinder Dugal’ın Attawa adlı köyündeki evinde pişen yemeklerden yola çıkarak oluşturulmuş. Annesinin tariflerine modern yorumlar getiren Dugal, hazırladığı yemeklerde köri, tandır et ve bol bol sebzeden yana kullanıyor oyunu… Baharatlara ölçülü şekilde yer veriyor olması ise daha fazla insanın Hint mutfağını ve tabii özellikle Attawa’yı denemesine yardımcı olacaktır. 2020’de açılan ancak pandemiden dolayı paket servise geçen restoran artık tamamen hizmete hazır…

Attawa

Maison François

Ekranların ödüllü programlarından “MasterChef: The Professionals”ın Londra versiyonunda yarışanlar oldukça şanslı. Yarışmacılar şehrin beş yıldızlı restoranlarında kolayca iş bulabiliyor. 2018 finalistlerinden Matthew Ryle’nin baş şef olduğu Mayfair’deki Maison François, şu aralar Londra jet setinin bir numaralı adresi. Mekânda sık sık Earl of Snowdon, Perry Pearson, Lady Jemima Herber, Prenses Beatrice, Prenses Eugenie, Beaufort Dük ve Düşesi ile Ronaldshay Kontesi’ni görebilirsiniz. Son derece şaşaalı bir dekorasyonla iddiasını daha ilk günden ortaya koyan restoranın menüsü de aynı şıklığı yakalamak adına Fransız mutfağından sofistike izler taşıyor. Piccadilly Circus’a yakınlığıyla dikkat çeken Maison François’nın yaratıcısı ise Londra gece hayatının ünlü işletmecilerinden François O’Neill.

Maison François

Akoko

Londra’nın tam kalbinde bir Batı Afrika restoranı denemek, sanat ve keşifle geçen günlerinize anlam katabilir. İngiltere’nin mevsimsel ürünlerini Afrika baharatlarıyla bir araya getiren Akoko’nun menüsündeki hem klasik hem de modern tekniklerle pişirilen geleneksel Batı Afrika yemekleri, yenilik peşindeki gastronomi meraklılarını bekliyor. Akoko’nun dekorasyonu da Afrika’nın doğal yapısını ve renklerini yansıtacak şekilde tasarlanmış. Nijerya’nın dünyaca ünlü çömlek sanatçılarından Ladi Kwali’nin eserlerinden ilhamla tasarlanan seramikler, günümüzün tanınmış sanatçılarından Niyi Olagunju’nun heykelleri ve geleneksel ekpiri tohumlarından sanat işleri, Akoko’ya girer girmez gözünüze çarpıyor. Nijer, Gana ve Senegal mutfaklarından seçkilerle oluşturulan tadım menüsü denemeye değer. Yerel dilde “zaman” anlamına gelen Akoko, artık Batı Afrika mutfağının dünyaya açılma zamanının geldiğini anlatıyor bizlere…

Akoko

KOL

Londra’da kaliteli Meksika yemeği arayışı içinde olanlar için kapılarını açan KOL, oldukça sıra dışı bir adres. David Beckham’ın açılışını onurlandırdığı restoranın menüsü kadar dekorasyonu da etkileyici. Sıcacık bir Meksika evini yansıtacak şekilde ahşap ağırlıklı olarak tasarlanan iki katlı mekânda, yerel zanaatkârların elinden çıkan obje ve aksesuarlar misafirleri âdeta antik Meksika’ya götürüyor. Ünlü Noma Mexico’nun eski şefi Santiago Lastra’nın yarattığı menüde ise İngiliz mutfağından malzemelerle yorumlanan geleneksel Meksika yemekleri karşımıza çıkıyor. Meksika sokak yemeklerinden esinlenen atıştırmalıklara agave ağırlıklı kokteyller eşlik ediyor. İspanyolcada “lahana” anlamına gelen KOL’ün konseptini ve menüsünü yaratmak için şeflerin iki yıl boyunca Meksika’yı baştan sona dolaşarak keşifler yaptıkları bilgisini de paylaşalım.

Kol

MiMi Mei Fair

​​Londra’nın göbeğinde, 1920’lerden kalma bir Şanghay sığınağında Pekin ördeği yemek herkesi kıskandıracak bir deneyim olmalı! Geçtiğimiz ay açılan MiMi Mei Fair, sadece renkli menüsüyle değil, davetkâr dekorasyonuyla da çok konuşuluyor. Üç katlı mekân, yedi ayrı odadan oluşuyor. Her odanın dekorasyonu farklı. Biri Art Deco tarzı yaşatırken bir diğeri mavi renkli deri detaylarla öne çıkıyor. “Peacock Room” adı verilen sekiz kişilik özel yemek odası ise adından da anlaşılacağı üzere tavuskuşu ve çiçek desenli el boyaması duvar kağıtlarıyla âdeta bir sanat eserini andırıyor. Restoranın menüsü, Hong Kong, Singapur ve merkez Çin’in keyifli tatlarının bir kombinasyonu. Görkemli bir fine dining deneyimi için burayı listenize alın.

MiMi Mei Fair

Native at Browns

Londra’dan bir diğer yeni adres, geçtiğimiz mayıs ayında kapılarını açan ve sıfır atık konusunda fark yaratmak isteyen Native at Browns. Bu kozmopolit şehirde modern İngiliz mutfağını temsil etmek üzere açılan –adından da anlaşılacağı üzere– restoran, inovatif ve sürdürülebilir bir mutfak oluşturmakta kararlı. Doğal şarapların eşlik ettiği küçük tabaklarda sunulan yemekler her şeyden önce mevsimsel ve tamamen Britanya’ya özgü organik ürünlerden oluşuyor. Bir gün önceden artakalan kullanılmamış malzemeler ertesi günün yemeklerine baz oluşturarak sıfır atık yaklaşımına destek oluyor. Daha çok sebze ağırlıklı menüsüyle vejetaryen ve veganları cezbeden Native at Browns, aynı zamanda Mayfair’de muhteşem bir bahçeye sahip tek restoran.

Native at Browns