Don Kişot’tan Saatleri Ayarlama Enstitüsü’ne kitapların sayfasını çevirdikçe zaman biçim değiştiriyor. Kimi zaman hızlanıyor, kimi zaman yavaşlıyor. Zamana dair okuma listesiyle yüzyıllardır çözülemeyen bu bilmecenin peşine düşüyoruz.

Zaman… Ölçtüğümüz ama anlayamadığımız, geçtiğini sandığımız ama içimizde biriken o tuhaf varlık. Bazen bir takvim yaprağı, bazen bir çocukluk anısı, bazen bir koku, bazen de yıllar sonra gelen bir bakış… Ama kesinlikle sarsıcı! Çoğumuz için “Ne çabuk geçmiş”in öznesi, bazılarımız için ise “Ne çok kalmış”ın.

İnsanlık tarihi boyunca herkes kendince zamanı anlamaya çalıştı; kimi döngüsel dedi, kimi çizgisel. Kimine göre zaman Tanrı’nın bir gölgesi, kimine göre belleğin ta kendisi.

Edebiyat da anlamaya anlatmaya çalıştı; yaşamın ortasına kurulan, bazen duran, bazen hızlanan, bazen de yokuş aşağı yuvarlanan o şeyi. Ve pek çok romanda kahraman olarak çıktı karşımıza; hatırlayan, unutan, yaşlanan ve direnen…

Bu yazıda, bir hikâyenin peşinden koşarken zamanı tanımaya, bulmaya, çözmeye, kullanmaya çalışan; belki farkında olarak belki olmayarak zamanı da hikâyenin kahramanı yapan on üç kitabın izini süreceğiz. Her biri bir başka dilde, bir başka çağda, bir başka kalpte doğmuş. Ama hepsi aynı sorunun etrafında dönüyor: “Zaman bizi mi biçimlendirir, yoksa biz zamanı?”

Cevabı belki yok bu sorunun. Ama sayfalar çevrildikçe bir şeyler olacak: Bir anı canlanacak, bir cümle takılı kalacak. Ve zaman, belki de ilk kez… biraz yavaşlayacak.

Hazırsanız başlayalım.