Modern cazın en saygın isimlerinden Joe Lovano ve Antonio Faraò, 33. İstanbul Caz Festivali kapsamındaki İstanbul konserleri öncesi Saatolog’un sorularını yanıtladı.

33. İstanbul Caz Festivali, 7 Temmuz Salı akşamı saat 21.00’de, İstanbul İtalya Başkonsolosluğu Bahçesi’nde cazın dört önemli ismini aynı sahnede buluşturuyor. Blue Note Records’ın efsanevi isimlerinden, günümüz cazının en etkili tenor saksofoncularından Joe Lovano ile Avrupa caz geleneği ile Amerikan cazının enerjisini buluşturan üslubu, güçlü tekniği ve yaratıcı yaklaşımıyla kuşağının en önemli caz piyanistlerinden biri olarak kabul edilen Antonio Faraò, “Explorations” projesi kapsamında kontrbasta Ira Coleman ve davulda Johnathan Blake ile birlikte festival izleyicisinin karşısına çıkacak. Heyecan verici bu buluşma öncesinde Lovano ve Faraò ile konuştuk.

Sahnede birbirinizle “caz dilinde konuşuyorsunuz”. Bu konuşmada kim genelde cümleyi başlatıyor, kim cevap veriyor?

Joe Lovano: Doğaçlamayı kolektif olarak yaparken hem liderlik edersiniz hem de birbirinizi takip edersiniz; sonra roller değişir. Bu, başlı başına yorumun sınırlarını keşfetmeye yönelik bir yolculuktur. Melodi, poliritmik bir yaklaşımla armoninin içinde ilerler. Sesi izlemek ve onun sizi beklenmedik yerlere götürmesine izin vermek işin özüdür. Asıl mesele dinlemek ve aynı müzikal alanı paylaşmaktır.

Antonio Faraò: Bu konuda belirlenmiş rollerimiz yok. Joe ve ben yıllar içinde çok derin bir müzikal anlayış geliştirdik ve bu diyalog sahnede son derece doğal bir şekilde akıyor.

1 Joelovano Antoniofarao
Joe Lovano ve Antonio Faraò

“Explorations” ismini neden seçtiğinizi de soracağım. Sahnede gerçekten önceden planlamadığınız keşiflere mi çıkıyorsunuz?

Antonio: Explorations ismi de birlikte yapmaya çalıştığımız şeyi tam olarak yansıtıyor: armoni, etkileşim ve doğaçlama aracılığıyla yeni olasılıkları keşfetmek. İster standart parçalar çalalım ister kendi bestelerimizi, her zaman risk almaya ve o anın içinde yeni yönler keşfetmeye hazırız.

Caz müzisyenlerinin kariyerleri farklı yollar izler. Kimi müzisyen büyük caz ustalarıyla birlikte sahne alır ve hemen parlar. Kimisi ise küçük sahnelerde yer alır ve tanınırlığa ulaşması yıllar sürer. Cazda büyük başarının ve tanınırlığın bir ölçüsü var mıdır sizce?

Joe: Benim için başarı şöhret ya da servetle ölçülmez. Her şey müzikle ilgilidir; kendinizi dürüst ve samimi bir şekilde ifade edebiliyorsanız asıl başarı budur.

Antonio: Başarı oldukça karmaşık bir kavram. Elbette yetenek ve adanmışlık çok önemli, ancak şansın da büyük bir payı var. Bazen hangi sanatçıların görünür olacağına sistem karar veriyor. Ben ise kariyerimi büyük ölçüde kendi çabalarımla, çok fazla destek almadan inşa ettim. Benim için gerçek başarı ölçütü şöhret değil; bir müzisyen olarak gelişmeye devam edebilmek, sanatsal vizyonunu koruyabilmek ve dinleyicilerle samimi bir bağ kurabilmektir.

En Heyecan Verici Anlar Çoğunlukla Planlanmamış Olanlar

Saksafon konusunda kimi dinleyicilerin fikri, agresif ve baskın bir enstrüman olduğu yönünde. Yani bir çeşit, saksafon devreye girdi mi tüm dikkatler ona çekiliyor. Saksafonun, efekt pedallarının yaygın kullanımından önce hem daha köklü bir çalma geleneğine sahip olması hem de daha ifadeci kabul edilmesi, enstrümanın gelişimini ve icrasını nasıl etkiledi sizce?

Joe: Her şey enstrümanını çalan müzisyenle ilgilidir. İfade gücü açısından bütün enstrümanlar eşittir. Dinleyiciye dokunan şey; müzisyenin sevgisi, tutkusu ve bunları müziğine yansıtma biçimidir.

Antonio: Saksafon, tıpkı trompet gibi, doğası gereği ön planda yer alan ve güçlü bir varlığa sahip bir enstrümandır. İfade gücü de caz tarihinde bu kadar önemli bir yer edinmesinin başlıca nedenlerinden biridir. Bir piyanist olarak bunu hiçbir zaman sorun olarak görmedim. Her şey müziği nasıl tasarladığınıza ve toplu etkileşime ne kadar önem verdiğinize bağlıdır. Büyük müzik hiçbir zaman tek bir enstrümanın diğerlerine üstün gelmesiyle ilgili değildir; önemli olan topluluk içinde dengeyi ve derinliği yaratabilmektir.

Doğaçlama sırasında hata diye bir şey var mı? Yoksa her hata yeni bir fikrin başlangıcı olabilir mi? Ya da bunu şöyle sorayım. Teknik açıdan son derece yetkin, kusursuza yakın çalan ama müziğinde risk alma, sürpriz ve keşif duygusunu yeterince hissettirmeyen genç bir müzisyenle karşılaşsanız ona ne tavsiye ederdiniz?

Joe: Bir müzisyen yaratmaya değil de sadece yeniden üretmeye çalışıyorsa, işte o zaman hata vardır. Caz doğaçlaması, fikirlerinizi ruhunuzdan gelen özgür ve samimi bir ifadeyle ortaya koyabilmektir. Genç müzisyenlerin de bu yaklaşımı anlaması; kalplerinden ve ruhlarından gelen bir şey söyleyebilmeleri gerekir.

Antonio: Bu konuda sık sık Charlie Parker’ın şu tavsiyesini düşünürüm: Mümkün olduğunca çok çalışın ve pratik yapın; çünkü disiplin vazgeçilmezdir. Ama sahneye çıktığınız anda öğrendiğiniz her şeyi unutmalı, yaratıcılığın ve spontane akışın sizi yönlendirmesine izin vermelisiniz. Gerçek doğaçlama işte o anda başlar.

Hatalar da fırsata dönüşebilir. Herbie Hancock’un Miles Davis ile ilgili anlattığı çok meşhur bir hikâye vardır. Solo sırasında Herbie yanlış bir akor basar. Miles ise buna olumsuz tepki vermek yerine, çaldığı notalarla o akoru doğruymuş gibi duyurur ve o anı bambaşka, çok güzel bir yere taşır. Bence bu hikâye cazın ruhunu mükemmel biçimde anlatıyor: Beklenmedik her an, yeni bir yolun başlangıcına dönüşebilir.

Joe Lovano 3 Farao 3806 Zzz
Farao

Bir konser sırasında sizi en çok heyecanlandıran an nedir? Önceden planladığınız bir şeyin kusursuz işlemesi mi, beklenmedik bir şeyin ortaya çıkması mı? Yani örneğin, sahne performansı sırasında izleyiciden gelen enerji, çaldığınız şeyi ne kadar değiştiriyor?

Joe: Çalarken bilinçli olarak dinleyiciye göre yön değiştirmem. Ama doğal olarak onlarla bir tür simbiyotik (farklı türden iki veya daha fazla canlının birbirleriyle yardımlaşarak, fiziksel bir temas halinde veya birlikte yaşaması durumu) ilişki kurarım. Müziğimi cömertçe ve içtenlikle sunmaya çalışırım. Dinleyiciler de bu samimiyeti hisseder.

Sahnedeyken bir sonraki adımın ne olacağını pek düşünmem; kendimi müziğin akışına bırakırım. Hatta konser programlarımız bile çoğu zaman esnektir. O anın enerjisine ve müzisyenler arasındaki etkileşime göre parçaların sırasını anlık olarak değiştirebilirim. En heyecan verici anlar ise çoğunlukla planlanmamış olanlardır.

Antonio: Benim için bir performansta planlanan tek şey; çalacağımız repertuvar ve olayların genel akışıdır. Performansa gerçek anlamını veren ise özgürce akan, tamamen spontane gelişen müzikal orkestrasyondur. Böyle çaldığınızda seyircinin sizinle birlikte nefes aldığını hissedersiniz.

İyi Bir Konser, Son Notadan Sonra Bile İnsanın İçinde Yaşamalı

Joe; siz daha ilk notasında tanınabilen, ayırt edilebilen bir tona sahipsiniz. Tecrübeli bir müzisyen olarak fikrinizi merak ediyorum. Müzisyenin kendine ait olan o “özel tonu” ilk günlerinde ortaya çıkar mı? Yoksa bu ses zamanla, çalışarak, daha çok çalarak mı oluşur?

Joe: Bir ses geliştirmek birçok unsurun birleşimidir. Ton kalitesi, artikülasyonunuz, konuşma biçiminiz, içinizde duyduğunuz melodi, çevrenizdeki diğer seslerle kurduğunuz iletişim ve güzellik anlayışınız… Bunların hepsi çalarken odak noktanız hâline gelmelidir. Sesinizin ve tonunuzun özü aslında erken dönemde oluşmaya başlar. Hayranlık duyduğunuz müzisyenlerden ilham alırsınız; ancak onların sesini ve yaklaşımını taklit etmeye çalışmamalı, kendi yaşam deneyimlerinizden beslenen kendi sesinizi yaratmalısınız. Bu ise adanmışlık, anlayış ve deneyim gerektirir.

“Hatalar da fırsata dönüşebilir. Herbie Hancock’un Miles Davis ile ilgili anlattığı çok meşhur bir hikâye vardır. Solo sırasında Herbie yanlış bir akor basar. Miles ise buna olumsuz tepki vermek yerine, çaldığı notalarla o akoru doğruymuş gibi duyurur ve o anı bambaşka, çok güzel bir yere taşır. Bence bu hikâye cazın ruhunu mükemmel biçimde anlatıyor: Beklenmedik her an, yeni bir yolun başlangıcına dönüşebilir.”

Antonio; bu soruyu size yöneltmek istiyorum. Sizce, günümüzde hâlâ Avrupa caz geleneği ile Amerikan caz geleneği arasında belirgin farklar var mı?

Antonio: Elbette farklı gelenekler ve yaklaşımlar var; ancak caz gelişmeye ve dünyanın dört bir yanından etkiler almaya devam ediyor. Amerikan cazının kökleri blues ve swing’e dayanırken, birçok Avrupalı müzisyen klasik müzikten, halk müziğinden ve farklı kültürel kaynaklardan ilham aldı. Örneğin İskandinav cazı kendine özgü çok belirgin bir estetik geliştirdi.

Bununla birlikte müziğin etrafına sınırlar çizmeyi hiçbir zaman sevmedim. Caz evrensel bir dildir. Bu müziğin güzelliği, coğrafyayı ve kültürleri aşabilmesidir. Bir müzisyen olarak erken dönem Dixieland’den çağdaş deneysel müziğe kadar her tarzdan öğrenebiliriz ve bunların hepsi zamanla müzikal söz dağarcığımızın bir parçası hâline gelir.

İstanbul’da sizi izlemek için sabırsızlanıyoruz. Bu şehir, pek çok müzisyen için tarih boyunca kültürlerin kesiştiği otantik bir şehir gibi tınlıyor. Biz İstanbullular ise pek çok şey sayabiliriz: Kaos, trafik, kalabalık ama denize çıkan sokaklar, eşsiz Boğaz manzarası, sokak lezzetleri… Bu şehirde çalma fikri sizde nasıl karşılık buluyor?

Joe: Müziğe her zaman kültürler arası bir bakış açısıyla yaklaşıyorum. Türkiye’ye ilk kez 1986 yılında, Henry Texier ile birlikte geldim. O günden bu yana hem kendi topluluklarımla hem de caz ustası McCoy Tyner’ın dörtlüsüyle burada sayısız unutulmaz an yaşadım. Bestelerimden ikisi Türkiye seyahatlerimden ilham aldı. Bunlardan ilki, kısa süre önce ECM etiketiyle yayımlanan “Hommage” albümümde yer alan “Golden Horn”. Bu konserde seslendireceğimiz bir diğer eser ise, dünyanın en etkileyici yerlerinden biri olan Efes’i ziyaret etmemin ardından bestelediğim “In the Land of Ephesus”.

İstanbul performansından sonra, izleyicilerin salondan çıkarken aklında kalmasını istediğiniz bir tek şey olsaydı, bu ne olurdu?

Joe: Dilerim dinleyicilerimiz, dörtlü olarak çıktığımız bu keşif yolculuğunda paylaştığımız neşeyi ve coşkuyu yanlarında götürürler.

Antonio: Umarım insanlar konser boyunca yaşadıkları atmosferi ve müziğin yoğunluğunu hatırlarlar. İyi bir konser, son nota sustuktan çok sonra bile insanın içinde yaşamaya devam eden bir duygu ve unutulmaz bir anı bırakmalıdır.

Kuzey Cazının Mütevazı Kahramanı: Magnus Öström

Chris Botti: “İstanbul Konseri İçin Çok Heyecanlıyız”

Harun İzer ile İstanbul Caz Festivali Üzerine