İnsanı hipnotize eden kareleriyle 212 Photography Istanbul’a konuk olan Jill Greenberg, kusursuz görüntülerin çağında rotasını tersine çeviriyor: Daha fazla el yapımı iş, daha fazla kusur ve biraz daha huzursuzluk.
Bir Jill Greenberg fotoğrafına baktığınızda çoğu zaman bir kusur bulmak zordur. Işık, renkler neredeyse fazla mükemmeldir, yüzlerse gerçekdışı denecek kadar pürüzsüzdür. Sonra yüzey çatlamaya başlar.
Görüntüye biraz daha uzun bakarsanız güzellik giderek silikleşir ve yerini mizaha, gerilime, huzursuzluğa, kimi zaman da belli belirsiz bir tekinsizlik hissine bırakır. Greenberg kariyerinin büyük bölümünde tam da bu alanda uzmanlaştı denebilir; yani baştan çıkarıcılıkla huzursuzluk hissinin aynı kareye sığabildiği yerlerde.
Bu anlattığımız hissi daha önce yaşamadıysanız hazır olun, zira Greenberg’in unutulmaz kareleri İstanbul’a geliyor. 26 Eylül–11 Ekim tarihleri arasında şehrin farklı noktalarına yayılan 212 Photography Istanbul’un dokuzuncu edisyonu kapsamında fotoğrafçının en bilinen serilerinden Monkey Portraits / İnsan Aynası, Eski Posta Han’da izleyiciyle buluşacak. Yaklaşık 20 yıl önce üretilen seri, bugün bambaşka bir görsel kültürün içine geri dönüyor; sonsuz kaydırma alışkanlığının, dijital manipülasyonun ve giderek daha fazla yapay zekânın şekillendirdiği bir dünyanın içine.
Zamanlamasında belli bir ironi de var. Görüntü üretmenin hiç olmadığı kadar kolaylaştığı bir dönemde Greenberg ters yöne ilerliyor. Çizim, resim ve heykel yeniden pratiğinin merkezine dönmüş durumda. Kamerası ortadan kaybolmuş değil ama el becerisi yeniden görünür hale geliyor: çizgide, izde, hatada, kusursuz olmayı reddeden o küçük ayrıntılarda.
Belki de Greenberg’in bugününü ilginç kılan tam olarak bu. Monkey Portraits onun için geçmişte kalmış bir başarı ya da korunması gereken bir imza değil. Tam tersine, yıllar içinde kendisiyle özdeşleşen görsel dünyanın dışına çıkmak ve orada neyle karşılaşacağını görmek istiyor.
Röportaj boyunca güzelliğin altına gizlenen huzursuzluktan, yüzlerin ele verdiği duygulardan, bugün yapay zekâ ürünü sanılabilecek eski fotoğraflardan ve piyasanın beklentilerinden uzaklaşmanın getirdiği özgürlükten konuştuk. Greenberg’in bugün ilgisini çeken şey kusursuz bir görüntü yaratmaktan çok, o görüntünün içinde insana ait bir iz bırakmak gibi görünüyor.

Fotoğraflarınız ilk bakışta çok güçlü ve kusursuz bir estetiğe sahip; ancak biraz daha uzun baktığımızda başka bir duygu ortaya çıkıyor. Bir görüntünün yalnızca güzel görünmekten fazlasını yapması, izleyiciyi bir şekilde huzursuz etmesi sizin için önemli mi?
Kesinlikle. Sanatın yapması gereken tek şeyin güzel görünmek olduğunu kim söyledi ki?! Neredeyse her gün, sınırları zorlayan, tekinsiz ve rahatsız edici işler mi yoksa güzel resimler ve objeler mi yapmak istediğimi sorguluyorum. İkisini aynı anda yapmaya çalışıyorum. Bu gerilimi seviyorum.
Monkey Portraits, aradan geçen onca yıla rağmen en unutulmaz işlerinizden biri olmaya devam ediyor. Bugün o fotoğraflara baktığınızda sizi en çok ne şaşırtıyor? Seriyi şimdi üretiyor olsaydınız sizce farklı görünür müydü?
Bugün bu seriyi yapamazdım; en basit nedenlerden biri, artık o dönemde olduğu gibi çalışan maymunların bulunmaması. Anlaşılır ve sevindirici biçimde, hayvanları sömürüden korumak amacıyla yasalar ve sektör standartları değişti. Dolayısıyla serinin ortaya çıkmasını mümkün kılan koşullar tamamen değişti.
Yüzler çalışmalarınızda her zaman merkezi bir yere sahip oldu. Birini fotoğraflarken sizi en çok ne çekiyor: güzellik, karakter, küçük bir kusur ya da belki kişinin tamamen kontrol edemediği bir ifade mi?
Yüzleri seviyorum; ifadeleri ama aynı zamanda yüzün heykelsi kemik yapısını da. Hayatım boyunca çizgiyle karakterler çizdim ve boyadım, bu nedenle maymunların ve insansı maymunların yüzleri de bu ilgimle oynamanın başka bir yolu oldu. İfadedeki çok küçük değişikliklerin, bir yüze yüklediğimiz anlamı nasıl tamamen değiştirebildiğiyle ilgileniyorum.
Son dönem işlerinizde fotoğrafın ötesine geçerek çizim, resim ve heykelsi formlara yöneldiniz. Yıllarca kamerayla çalıştıktan sonra, yeniden elle üretmek size nasıl bir özgürlük kazandırdı?
Çok küçük yaşlardan itibaren fotoğraf çekerken aynı zamanda çizim yapıyor, resim ve heykeller üretiyordum. Sanat okulunda illüstrasyon okudum ve o alana yoğunlaşmayı planlıyordum ama fotoğrafın dolaysızlığını seviyordum. Yine de çizimi hiç bırakmadım ve ellerin izini özledim.
Hayvan serilerinde elle yaptığım dijital boyamalar aracılığıyla bunu tekrar fotoğraf çalışmalarımın içine taşımaya çalıştım. Horses serimde bu izlerim daha belirgindi. Daha sonra Paintings serimde boya ile fotoğrafın birleşebileceği yeni bir yol buldum; bu seri de 212 Festival’de sergileniyor. Şimdi yeniden daha doğrudan çizim ve heykele dönüyorum. Çizgi ve iz bana en önemli, en mahrem ve en kırılgan şeyler gibi geliyor; insan sanatçının elinin zihniyle bağlantılı olduğunun doğrudan kanıtı. Giderek daha pürüzsüz hale gelen dijital görüntülerin ve artık yapay zekânın olduğu bir dünyada, dağınık ve el yapımı işler gerekli geliyor.
Bugün her gün yüzlerce, hatta binlerce görüntüye maruz kalıyoruz. Sizce bir fotoğrafın hâlâ akılda kalabilmesi için neye ihtiyacı var?
Bir görüntünün güçlü bir bakış açısına ihtiyacı var. Aynı anda birçok şeyi yapabilmeli. Biçim, renk, duygu, kompozisyon ve bazı durumlarda arka plan hikâyesinin birlikte şarkı söylemesi gerekir. Size içgüdüsel olarak bir şey hissettirmeli. Ve elbette belli bir teknik yeterliliğe de sahip olması gerekir; gerçi bunun son derece öznel olduğu açık.
Bugünlerde geleneksel fotoğraf üzerine yazılan bazı metinlerde görüntünün “AI olmadığının” özellikle belirtildiğini görüyorum. Bunu söylemek zorunda olmamız üzücü. Eski işlerimin muhtemelen yapay zekâ modellerini eğitmek için kullanıldığını düşünüyorum ve şimdi insanlar, 20 yıl önce orta format (analog) filmle çekildiğini bilmiyorlarsa, o fotoğraflardan bazılarına bakıp yapay zekâyla üretildiklerini düşünebilirler. Tuhaf zamanlar.

Görsel diliniz o kadar ayırt edici ki bir Jill Greenberg fotoğrafını çoğu zaman ismini görmeden de tanımak mümkün. Böylesine güçlü bir imzaya sahip olmak yıllar içinde size daha fazla özgürlük mü verdi, yoksa bazen ondan kaçma ihtiyacı da hissediyor musunuz?
Aslında birkaç farklı imza stilim olduğunu düşünüyorum. Örneğin 90’larda tamamen farklı işlerimle tanınıyordum. Sıkılıyorum ve birkaç yılda bir yeni şeyler deniyorum. Bu stillerden bazıları benimle o kadar güçlü biçimde özdeşleşti ki artık adımla aralarındaki bağı koparmak pek mümkün değil. Bu hem bir lütuf hem de bir lanet. Tanınmanın, kendimi tekrar etmem için bir nedene dönüşmesini kesinlikle istemiyorum.
Bugün sizi görsel olarak hâlâ ne heyecanlandırıyor? Bir şehir, bir yüz, bir renk, bir obje ya da gündelik hayattan küçücük bir detay hâlâ sizde bir şey üretme isteği uyandırabiliyor mu?
Kesinlikle. Sanatı her yerde görüyorum. Işık, renk, doğa, yüzler ve dokuların hepsi bende fikirleri tetikliyor. Keşfetmek istediğim şeylerin uzun bir listesi var ve hayatım boyunca hepsine yetişmeye zamanım olmayacağından şüpheleniyorum.
Bununla birlikte bugünlerde çok daha otomatik çalışıyorum. Oynuyorum, nereye varacağını tam olarak bilmeden bir şeyler yapıyorum ve sürekli karşıma çıkmaya devam eden şeylere dikkat ediyorum.

Kariyerinizin başındaki genç Jill Greenberg’le aynı odada oturabilseydiniz, onun fotoğraf konusunda çok ciddiye aldığı ama bugün sizin için daha az önemli olan şey ne olurdu? Ya da tamamen değişmeden kalan?
Sanırım kariyer fikrini çok daha fazla ciddiye alıyordum. Şu anda farklı mecralara yönelirken ve stüdyoda oyun oynarken kariyer planlarına biraz ara vermiş durumdayım. Bu kadar çok çalışmış ve yaptıklarımı başarmış olmaktan mutluyum ama artık sanat üretimini piyasa odaklı kaygılardan ayırmak istiyorum.
İşlerimde her zaman belli ölçüde pop bir duyarlılık vardı; izleyiciyle bağ kurmayı seviyorum. Ancak şu anda araştırdığım fikirlerin çoğu daha zorlayıcı ve ticari düşünceyle ters düşüyor. Kendim için bir şeyler üretme özgürlüğünün tadını çıkarıyorum; buna beni yalnızca güldüren işler de dahil.
Değişmeyen şey ise çalışma disiplinim ve bir şey üretme ihtiyacım. Hedefler farklı. İnsanlar sizi çok belirli işlerle tanıdığında kendinizi yeniden icat etmek de zor olabiliyor. Bu nedenle şimdilik bu deneylerin bir kısmı, doğru zaman gelene kadar alter egom üzerinden görünmeye devam edecek.
Berlin Art Week 2026: Şehir Beş Günlüğüne Sanata Teslim Oldu
Frank Ockenfels 3: “Mükemmellik Uğruna Verilen Savaş Sanatı Öldürür”





