Çağdaş sanatın yaşayan en önemli isimlerinden biri kabul edilen Yayoi Kusama, 97 yaşında hayatını kaybetti. Çocukluk yıllarında gördüğü sanrıları sanatının merkezine taşıyan Kusama, ardında sınırları aşan bir görsel evren bıraktı.

Dünyayı milyonlarca küçük noktayla kaplayan, aynalar arasında sonsuzluğu yeniden kuran, balkabaklarını çağdaş sanatın en tanınan imgelerinden birine dönüştüren Yayoi Kusama hayatını kaybetti. Yayoi Kusama Museum ve Yayoi Kusama Foundation tarafından yapılan açıklamaya göre Japon sanatçı, 14 Ağustos 2026’da Tokyo’da bir hastanede 97 yaşında yaşamını yitirdi. Sanatçı, hayatının son günlerine kadar resim yapmayı sürdürüyordu.

Kusama’nın ölüm haberi, neredeyse bir yüzyıla yayılan sıra dışı bir hayatın da son perdesi. Resimden heykele, performanstan enstalasyona, edebiyattan şiire uzanan üretimiyle çağdaş sanatın en özgün dillerinden birini yaratan sanatçı, kendi zihninde gördüğü imgeleri dünyanın ortak hafızasına dönüştürmeyi başardı.

Onun hikâyesini anlatmanın en doğru yolu belki de yine puantiyelerden geçiyor.

Yayoi
Fotoğraf: Andrew Toth/Getty Images

Sanrılardan Doğan Bir Sanat Dili

Yayoi Kusama’nın Sanrılarla Başlayan Sanat Yolculuğu

Don Kişot’un atı Rosinante’yi, düşman gördüğü yeldeğirmenlerinin üzerine sürmesi bugüne dek görülen en heyecanlı ve en keyifli sanrılardan biri olsa gerek. Don Kişot ne kadar heyecanlı bir hayalperestse zavallı Rosinante de bir o kadar yaşlı ve mecalsizdir; yine de bu iki garip kahraman yeldeğirmenleriyle savaşırlar. Don Kişot’un sanrısı –ya da hayal gücü diyelim– burada anlam kazanır; bu, bir düşe sahip çıkmayı temsil eder. Yahut biz iyimserler zaman zaman Don Kişotluk yapmayı sever ve yeldeğirmenlerine anlam yükleriz.

Kusama’nın Don Kişot’un yeldeğirmenleriyle olan savaşı hakkında ne düşündüğünü bilmiyorum, fakat sanatçının henüz çocuk yaşta gördüğü sanrılardan esinlenerek çizimler yapmaya başlaması, bana Don Kişot’un hikâyesini anımsatıyor. Kusama da yaşamın yeldeğirmenlerine karşı puantiye ve beneklerle rengârenk bir savaş veriyor. Kendisinin de söylediği gibi; sanat, ruhsal sıkıntılarını yansıtma yolu oluyor.

Yayoi
Fotoğraf: Andrew Toth/Getty Images

1929 doğumlu sanatçı için hikâyenin başlangıcı, henüz küçük bir kız çocuğuyken gördüğü halüsinasyon. Bir çiçek tarlasında tüm çiçeklerin konuştuğunu gören küçük Yayoi, kendini ortadan kayboluyormuş ya da sonsuz noktalarla dolu bir alana giriyormuş gibi hisseder. Bundan sonrasında Kusama, bu noktaları ve işaretleri pek çok eserine, çizimine ekleyerek sanki onları daha büyük bir evrene iter ve bu şekilde bu sanrıların bir parçası haline geldiğini düşünür. Kusama takıntılarını ve tekrar eden düşüncelerini bu puantiyeler sayesinde sanata dönüştürür ve dünyayla paylaşır. Sanatçı bu küçük noktalar hakkında ise şöyle der: “Dünyamız, evrendeki bir milyon yıldız arasında yalnızca bir noktadır. Puantiyeler, sonsuzluğa giden bir yol. Doğanın ve bedenimizin izlerini puantiyelerle sildiğimiz vakit, çevrenin bir parçası haline gelmiş oluruz.”

Küçük Yayoi’nin sanat tutkusu ailesi tarafından pek sıcak karşılanmaz, hatta kimi zaman çizim yapacak malzeme bulamayan Yayoi eski kâğıt torbalarını kullanır. Yine de zamanla ailesini sanat eğitimi almak için ikna etmeyi başarır. 50’lerin sonuna doğru hareketli ve önemli bir sanat merkezi olan Londra’ya taşınır, tek bir puantiyeyle bu büyük şehre karşı koymaya karar verir. 1959’dan itibaren ilk sergileri bu şehirde sergilenmeye başlar. Burada pek çok önemli sanatçıyla tanışmasıyla birlikte sanat camiasında kendine yer edinmeye başlar. Ayrıca, performans ve aksiyon sanatını ilk deneyen sanatçılardan biridir.

Sanatçının New York’ta yaşadığı dönemde ürettiği en meşhur çalışmalardan biri, “Infinity Rooms” (Sonsuzluk Odaları) adını verdiğini enstalasyon çalışmalarıdır. Ayna kaplı duvarlardan oluşan odalarda çok sayıda neon ışıklar asılıdır. Böylece ziyaretçi, hiç bitmeyen bir alan illüzyonu içerisinden tekrar tekrar yansıyan ışıkları deneyimler.

Yayoi Kusama’ya Veda
Yayoi Kusama’nın “Infinity Room” çalışmalarından bir örnek

Ruhsal sağlık sorunlarından dolayı 70’lerin başında Japonya’ya dönen sanatçı, dramatik içgüdüsel ve sürrealist romanlar, kısa öyküler ve şiirler kaleme alınır. 2003’te yayımlanan otobiyografisi Sonsuzluk Ağı, kaleme aldığı eserlerinden biridir. 1977’de Tokyo’daki atölyesine yakın bir ruh hastanesine kendi arzusuyla yatan Yayoi Kusama’nın yaşamı bir hastanede devam ediyordu. Gündüzleri atölyesinde çalışmaları yapan Kusama, 40 seneyi aşkın bir süre gecelerini ve kalan vakitlerini bu hastanede geçirdi.

Dünyanın Çeşitli Yerlerinde Sergilenmiş Bazı Eserleri

Yayoi Kusama’ya Veda
Kusama’nın 2006 Singapur Bienali’nden bir çalışması
Yayoi Kusama’ya Veda
(Fotoğraf: Ciakpicz – Own work)

Sanatçı, 2017’de “Kabaklar İçin Sahip Olduğum Tüm Ebedi Aşk” sergisini 2017’de Hirshhorn Müzesi’nde düzenlemişti. Sergide farklı boyutlarda 60’tan fazla balkabağı heykeli bulunuyordu; bu, müzenin o zamana kadar en çok ilgi gören sergilerinden biri olmayı başardı.

Yayoi Kusama’ya Veda
(Fotoğraf: Matsumoto City Museum of Art)

2002 yılında bir çocuk sergisi olarak üretilen “Obliterasyon Odası”, beyaz bir oda olan alanın renkli çıkartmalar eklenerek “yok edilmesi” üzerine kurulu bir çalışma. 2012’de Tate Modern’de sunulan çalışma, TateShots tarafından hızlandırılmış bir video olarak hazırlanmış.

Kusema’nın çalışmaları; New York Modern Sanat Müzesi, Los Angeles County Sanat Müzesi, Los Angeles Walker Sanat Merkezi ve Tokyo Ulusal Sanat Müzesi başta olmak üzere pek çok önemli sanat merkezi ve müzede sergilenmeye devam ediyor.

Yayoi
Fotoğraf: Graham Denholm/Getty Images For Ngv

David Bowie Centre: Bir Fenomenin Yaratıcı Mirası