Roger Federer, Rafael Nadal ve Novak Djokovic, nam-ı diğer “Büyük Üçlü”nün başardıkları, akıl sınırlarını test etmeye devam ediyor. Peki bu öykü nasıl başlamıştı?

Milenyumun başında erkek tenisinde tam anlamıyla bayrak değişimi yaşanıyordu. Seksenlerin sonunda ortaya çıkıp doksanlar boyunca sporun hakimlerinden olan Pete Sampras ve Andre Agassi artık yavaş yavaş sahneyi bırakırken; Marat Safin, Lleyton Hewitt, Juan Carlos Ferrero, Andy Roddick gibi gençler spot ışıkları altına girmeye hazırlanmaktaydı. Erkekler tenisinin yönetim kademesi ATP de, “New Balls Please” kampanyasıyla bu yeni nesli parlatmanın peşindeydi. Halkla ilişkiler ajansı Burston Marsteller tarafından yürütülen iletişim, “Yeni kan, yeni tavır” mottosunu öne çıkarmaktaydı. 

Sampras, Agassi ve doksanların diğer şöhretli oyuncuları gittiğinde erkek tenisinin hâlâ ilgi çekici kalabilmesini garanti altına almak isteyen bu kampanyanın özneleri bir ölçüde başarılı oldu. Az önce adı geçen Safin, Hewitt, Ferrero, Roddick dörtlüsünün tamamı Grand Slam kazandı ve dünya 1 numarasına yükseldiler. Henüz hiçbirisi halefleri kadar istikrarlı kazananlar değillerdi ama bu sorun değildi. Zaten kimseler bu yetenek havuzu içinde tek ismin fazlaca öne çıkacağını düşünmüyordu.

Önceki paragrafın son cümlesinin ne denli başarısız bir kehanet içerdiğini siz söylemeden ben itiraf edeyim. Zira mevzubahis reklam kampanyasının yüzlerinden bir tanesi, hem de ilk anda en çok dikkat çekmeyenlerinden bir tanesi kendisini epey gösterdi. Hatta bunu öyle yüksek seviyede yaptı ki sporunu değiştirdi. O isim Roger Federer’den başkası değildi… 

wim19jb 072

2001 Wimbledon’da, turnuvanın kralı Pete Sampras’ı dördüncü turda eleyerek dikkatleri üzerine çeken Federer’in müthiş bir yeteneği ama kontrol edemediği bir öfkesi vardı. Dolayısıyla da o noktada limitlerinin ne olacağını öngörmek henüz mümkün değildi. 2003 Wimbledon’da gelen ilk Grand Slam zaferi öncesinde tenise yaklaşımını değiştiren ve artık hayal kırıklıklarını saklamayı öğrenen genç İsviçreli, artık tam anlamıyla “altın oran”ı bulmuştu. 2 Şubat 2004’te, Avustralya Açık Kupası ardından dünya 1 numarasına yükselen Federer’in çağı tam anlamıyla başlamıştı. Bundan birkaç yıl önce garanti altında gibi görünen Sampras’ın 14’lük Grand Slam rekorunun geçilebileceğine dair fısıltılar dolaşıyordu. Tabii bu kez de kamuoyu Federer’in durdurulabileceğini sanmıyordu. Sahi bu gerçek dışı akıcılıktaki, keskin ve estetik hücum tenisçisine kim rakip olabilirdi ki?

july 2 2001 roger federer dethrones pete sampras in wimbledon epic  1