2000’lerden Günümüze En İyi 30 Romantik Komedi Filmi
Romantik komedinin bittiğini sananlara inat; 2000’lerden günümüze aşkı farklı anlatan, klişeleri kıran ve hâlâ keyifle izlenen 30 rom-com filmi bu listede bir araya geliyor.
Ben romantik komedileri çok sevsem de maalesef ki tür eski popülerliğini kaybetti. Pek rağbet görmüyor. Hâl böyle olunca da bu alanda artık kolay kolay yeni filmler çıkmıyor. Ancak enseyi karartmamak lazım, sizlere 2000’lerde çekilen güzel işler önereceğim. Bu arada belirtmeden geçmemem lazım, kimi filmlerin komedi dozu biraz düşük kalabilir ama onları bu listeye koymasam olmazdı.
Ayrıca göreceksiniz ki 2000’lerde çekilen romantik komediler arasında bilim kurgu unsurlarını bolca kullanan, araya farklı kurgu teknikleri yerleştiren, büyük aşklar yerine sıradan insanların yaşadıklarını merceğe alan işler var. Bu durumu alışılagelmiş romantik komedi anlatısını takip ederek çekilen filmlerin belirli bir doyuma ulaşmasına bağlıyorum. Bu nedenle 2000’lerden sonra bu alandaki özel işler ister istemez bir “dokunuş”, “farklılık” istiyor.
En İyi Romantik Komedi Filmleri
La La Land (2016)
IMDb 8.0
Müzikallerden ve filmlerin yer yer müzikale kaçan kısımlarından genel itibarıyla hazzetmesem de La La Land ve mutlaka anılması gereken yönetmeni Damien Chazelle bu sekansları filme öylesine güzel yedirmiş ki bayılmamak imkansız! Oyuncu olma hayaliyle yanıp tutuşan Mia (Emma Stone hanım çok güzelsiniz) ile caz müziğe aşık Sebastian arasındaki inişli çıkışlı aşkı izliyoruz film boyunca. Bir de değinmeden geçmek istemem; müzik kullanımı harikulade ki bu satırları yazarken City Of Stars’ı dinliyorum.

Rom-Com dedin mi kadın ve erkek arasındaki uyuma, doğallığa, hem yaşadıkları ilişkinin hem de genel itibarıyla filmin sıcaklığına bakarım. Bir de karakterlerimiz tatlı bir şekilde birbirleriyle tanıştıysa yeme de yanında yat. Bu filmde bunların hepsi dört dörtlük. Kariyer basamaklarını tırmanan iki insanın birbirlerine aşık olmasını, hayatın getirdiği zorluklarla beraber baş etmesini izliyor, bunları yaparken bir yandan da ilişkiyi sürdürmek için kimin hangi oranda ödün vermesi gerektiği üzerine düşünüyoruz. Daha ne diyeyim, şahane iş!

What Women Want (2000)
IMDb 6.5
Bakın, en ufak abartıya kaçmadan söylüyorum, ben bu filmi defalarca izlemişimdir. Gençliğimde televizyonda izlediğim Türkçe dublajlı halinden tutun da başrol oyuncuları Mel Gibson (Nick Marshall’ı canlandırır) ve Helen Hunt’ın (Darcy Maguire’ı canlandırır) ses tonlarına aşina olduğum evdeki seanslara kadar uzanır filmle ilişkim.

Kadınların kendisine hayran olduğunu düşünen reklamcı Nick Marshall’ın göz koyduğu yönetici pozisyonuna Darcy Maguire’ın gelmesiyle jönümüz yıkılır. Ancak sonrasında onunla savaşmayı ve nihayetinde ayağını kaydırmayı kendine görev beller. Buna karşılık kader ağlarını örmüştür; bir “aydınlanma” yaşayan Nick kadınların düşüncelerini okuma yeteneği kazanır ve onların kendisi hakkındaki fikirlerinin hiç de beklediği gibi olmadığını görür. Filmin senaryosunda bilim kurgu dokunuşları, süper kahraman özellikleri olduğu için belki de beni çekti. Ama doğruyu söylemek gerekirse ben bu filmi düşmanlığın dostluğa ve oradan da aşka evrilmesini başarıyla işlediği ve Nick’in karakter dönüşümü hoşuma gittiği için seviyorum.

Once (2006)
IMDb 7.8
Bütün listeyi göz önüne alırsak en “şirin” ve “naif” romantik komedimiz Once. Zamanıyla Ankara’da yaşarken bir film festivalinde, eser hakkında hiçbir bilgim olmadan bu filmi izlemiş ve vurulmuştum. Film bittiğinde tam manasıyla Yusuf Atılgan’ın “Aylak Adam”ındaki “sinemadan çıkmış insan”a dönmüştüm. Filmin özgün müzik seçkisini (OST) haftalarca dinlemiştim. Bu arada filmin yönetmeni John Carney, Once sonrasında müziği ana tema olarak kullanan filmler çekmeye devam etti. Hepsini öneririm.

Müzik demişken… Asıl işi süpürge tamirciliği olmasına rağmen hayatın anlamını Dublin’de sokak müzisyenliği yaparak bulan Glen Hansard’ın hayat verdiği erkeğimizin, göçmen kızımızla tanışmasıyla hız kazanır filmimiz. Ne Markéta Irglová’nın canlandırdığı bu kızın ne de Glen’in canlandırdığı adamın adı bize söylenmez. Ancak bunları öğrenmeye de ihtiyaç duymayız. Çünkü bizim odağımız ikisinin arasındaki gerçek aşktan doğan müziktedir. Hayatın zorluklarının sıkıştırdığı, büzüştürdüğü iki yürek avuntuyu birbirlerinde bulurlar ve beraber bir albüm kaydetmek için çalışmalara başlarlar.

Im Juli (2000)
IMDb 7.6
Fatih Akın’ı sevmeyen var mı?! “Temmuzda” olarak dilimize çevrilebilecek Im Juli bir yaz ve yol filmi. Ve ben de yol filmlerine bayılırım. Sevdiğim türlerin kesişim kümesinde kalan Im Juli özel bir iş. Her şeyiyle tam kıvamında.

Efendi çocuğumuz, işine aşık öğretmen Daniel Bannier (Moritz Bleibtreu), yalnızca bir kere görmesine rağmen kafasında idealize ettiği Melek ismindeki Türk kızına kavuşmak için Avrupa’yı dolaşıp da nihayetinde İstanbul’da sonlandıracağı bir yolculuğa çıkar. Daniel, hedefine uçak kullanarak kısa sürede varmayı planlasa da bilet bulamaz ve arabasına atlar. Yol arkadaşı olması amacıyla arabasına aldığı otostopçu ise ona Melek’le tanışmasını sağlayan yüzüğü satan Juli’dir. Bir içim su deyimini hak eden ve Christiane Paul tarafından canlandırılan Juli, gerçekten de Daniel’a iyi bir yol arkadaşı olur. Onun kabuğunu kırmasına, sosyalleşmesine, yeni deneyimler edinmesine ve dönüşmesine neden olur. Yola çıkan kişi, yolun sonuna geldiğinde başladığı kişi değildir. Kişilik dediğimiz şey zaten durmaksızın bir “oluş” değil midir? Ne var ki bu oluşu tetikleyecek şeylere ihtiyaç vardır.

Love Actually (2003)
IMDb 7.5
İngiliz komedisini bu ülkeye eski CNBC-e’in zamanında yayınladığı Coupling’in sevdirdiğine dair bir tezim var. Henüz bunun araştırmasını yaptıracak yeterli kaynağa sahip olmasam da belki bir gün sizlere bu konuda çeşitli sorular yönelten bir anketörle karşılaşabilirsiniz. Lütfen onu hemencecik başınızdan savmayın.

Love Actually, romantik komedinin formüllerini başarıyla uygulayan ve her biri Londra’da vuku bulan tamı tamına dokuz ayrı aşk hikayesini anlatıyor. Bir filme bu kadar hikayeyi sığdırmak kolay olmasa da filmimiz bunu hakkıyla yapıyor. Gerçekten de kimse aşktan kaçamıyor. Ayrıca hazır yeni yıla girmişken yılbaşı ruhunu canlı tutmak isteyenler için de iyi bir tercih Love Actually.

Scott Pilgrim vs. the World (2010)
IMDb 7.5
Saatolog okurları artık benim iflah olmaz bir çizgi roman sevdalısı olduğumu biliyorlardır sanırım. (Bkz. Şarap ve Gastronomi Üzerine Grafik Romanlar) Scott Pilgrim vs. the World de aslen bir çizgi roman serisi, 2010 yılında ise gayet başarılı bir film uyarlaması yapıldı.

22 yaşındaki Scott Pilgrim’ciğimiz geek tanımına uyan, Sex Bob-omb adlı grupta bas gitar çalan, kendi halinde bir karakterdir. Scott’ın hayatı mavi saçlı, güzel mi güzel Ramona Flowers’a aşık olmasıyla tepetaklak olur. Çünkü Scott, Ramona’nın kalbini kazanmak için onun “yedi kötü eski sevgilisi”sini yenmek zorundadır. Benim gibi RPG oyunlarının fanatiği olanların aklına “İşte zorlu bir ana görev!” repliği gelmiştir bile…

Olağanmışçasına başlayan filmimiz, Scott’ın eski sevgililerle mücadeleye girişmesiyle çizgi roman estetiğini konuştururken, gerçeküstü bir havaya bürünüyor.
Hitch (2005)
IMDb 6.6
Guilty Pleasure tanımını fazlasıyla hak eden bir filmden bahsedeceğiz. Hitch, namı diğer aşk dokturu, aşkı arayan erkeklere yol gösteren, onlardaki ışıltıyı ortaya çıkartıp da sevdikleri kadının dikkatini çekmelerini sağlayan bir üstat. Ancak belirtmek gerekir ki Hitch hilekâr, düzenbaz değil. Ona başvuran erkekleri olmadığı biri gibi göstermeye çalışmaz; yalnızca onları parlatır. Tabii Hitch’in kendine faydası yoktur. Uzun süredir bir ilişki yaşamamıştır. Ta ki Latin dilberi Sara yani Eva Mendes onun aklını başından alana kadar. Hitch’in hoşlandığı kadınla tanışmak için yaptığı şımarıklıklar filmin en güzel yerleri. Filmin ucuza kaçan tek kısmı çift arasındaki çatışmanın çıkış noktası. Zaten romantik komedilerin çoğundaki sorun da bu. Çatışmayı inandırıcı kılmak lazım. Çünkü filmin tepe noktası bir manada o çatışmada gizlidir.

Man Up (2015)
IMDb 6.8
Niyeyse alemlerde yeterince tanınan bir film değil. IMDb’deki 6,8 notunu katiyen hak etmiyor. Romantik komedi sevenler açısından rahatlıkla 8’e oynar. Kıyıda köşede kalmış bir cevher. Akşamdan kalma Nancy, arkadaşlarının başarısız çöpçatanlık denemelerinden yılmış, yaşadığı mutsuz ilişkiler yüzünden yalnızlığını kabullenmiştir. Tanımadığı bir kadınla kör randevu için sözleşen Jack, Nancy’i beklediği kadınla karıştırır. Hayatına heyecan ve eğlence katmak isteyen Nancy ise bu randevu teklifini kabul eder. Kimyaları tutan ikili şahane bir geceye adım atarlar ancak gerçeklerin bir noktada ortaya çıkmak gibi kötü bir huyu vardır. Başrollerdeki Simon Pegg ve Lake Bell arasındaki uyumu öylesine sevdim ki beni alıp götürdüler. Film ne olduğunu anlamadan bitip gidiyor. Zaten filmdeki her şey bir gün içerisinde olup bitiyor. Hızlı ve akıcı bir romantik komedi.

Cashback (2006)
IMDb 7.1
Yönetmen Sean Ellis, kısa film olan 18 dakikalık ilk Cashback’i 2004 yılında çekiyor. Bayağı tutuyor, festivallerden ödüllerle, pek çok övgüyle dönüyor. Artık sonrasında eşi dostu gaz mı verdi yoksa paralı bir yapımcı mı elinden tuttu bilinmez; Cashback’i uzun metraj çekmeye karar veriyor, yeniden senaryo yazıyor. Uzun metraj Cashback ise 2006 yılında vizyona giriyor. Bu filmi daha yeni izledim ama hemencecik kanım kaynadı. Bu da Once gibi sıcacık, bizden bir film.

Sanatçı olma yolundaki Ben Willis, kız arkadaşı Suzy ile acı dolu bir ayrılık yaşamıştır. Sonrasında bunun yan etkisi olarak uykusuzluk problemi baş gösterir. Uykusuz kaldığı gecelerde en azından kafasını dağıtacak bir şeyler yapmak isteyen Ben, acayip iş arkadaşlarıyla dolu bir süpermarkette çalışmaya başlar. Ben’in kuvvetli hayal gücü özellikle gece vardiyasında yerleri paspaslarken mesai halindedir. Zamanı durdurup, anın içerisinde gezintilere çıkar.

Eternity (2025)
IMDb 7.3
Listedeki en güncel yapımlardan. Fantastik soslu bir romantik komediyle karşı karşıyayız. “Sonsuza Dek” ismiyle Türkçeleştirilen filmimizde Olsen kardeşlerin en küçüğü Elizabeth Olsen başrollerde ve oyunculuğu gayet başarılı.

Larry vefat edince kendisini bir geçiş alanında bulur. Burada toplanan pek çok öte dünya vatandaşından biri olan Larry’e bir hafta içerisinde sonsuza dek yaşamayı tercih edeceği “sonsuzluğu” seçmesi söylenir. Farklı konseptlerde pek çok “sonsuzluk” bulunmaktadır. Çok geçmeden Larry’nin karısı Joan da vefat eder ve geçiş alanında buluşurlar. Yalnız bir sorun vardır; Joan’ı, savaşta vefat eden ilk aşkı/kocası Luke da senelerdir beklemektedir. Joan sonsuzluğunu hangi kocasıyla paylaşmalıdır?

Uzun süren evliliklerin insanı nasıl değiştirdiği, ilk aşkların ve idealize edilen eşlerin gerçekle buluşunca ne gibi gel-gitlere sebep olduğu ve arada kalmanın zorlukları gibi konuları esprili dille işleyen “Eternity”, şans verilmeyi hak ediyor.
I Byeol-e Pil-yohan/Lost In Starlight (2025)
IMDb 7.1
Bir animesever olarak, Güney Kore’den çıkan bu yeni Netflix yapımının listemde yer alması gerektiğini düşündüm. Bilim kurgu sosuyla sunulan ve fütüristik temalar içeren filmimiz “Bir Yıldız Kadar Uzak” olarak Türkçeleştirilmiş.

2050 yılında geçen hikâyede, ilkin annesi bir Mars görevi sırasında kaybolan genç astronot Nan-young ile tanışıyoruz. O da annesinin izinden giderek ve hatta onun izini sürmek için Mars’a uçmayı hayal ediyor. Nan-young, Mars’a gidecek keşif ekibine seçilmeden önce annesinden kalan eski bir pikabı tamir ettirmek için gezinirken aslen bir müzisyen olan Jay adında bir tamirciyle tanışır. Nan-young’ın annesinin pikabının tamiri için birkaç kez bir araya gelen ikili birbirine aşık olur.

Nan-young’un Mars’a gitmesiyle ilişkileri gezegenler arası bir hâl alır. Bugüne kadar “uzak mesafe ilişkisi” farklı şekillerde işlense bile bu romantik komedideki gibi aşıkların arasına koca bir uzay boşluğu girmemişti. Bakalım aşk gerçekten de sınır tanımıyor mu?
Ruby Sparks (2012)
IMDb 7.2
Ruby Sparks “fantastik” temasıyla romantik komedi dalında fark yaratıyor. Calvin, kariyerinin henüz başındayken çok satan, çok sevilen ve olağanüstü başarılar kazanmış genç bir roman yazarıdır. Ancak yıllar ona iyi davranmamış, hem yazarlık alanında hem de aşk hayatında pek çok sorunla boğuşmasına neden olmuştur. Kısacası Calvin hayatından mutlu değildir. Tam da bu zor zamanlarda Calvin’in kalemi açılır ve kendisine ilham veren “Ruby” ismindeki karakteri yaratır. Kafasında onu evirir, çevirir ve idealize eder. Calvin’in yazarak var ettiği Ruby, hayatının aşkıdır.

Calvin, bir hafta sonra yabancı bir kadını evindeki koltukta otururken bulur. Ona kim olduğunu sorduğunda “Ruby” cevabını alır ve şok geçirir. Hayali karakteri Ruby kanlı canlı karşısındadır! “Scott Pilgrim vs. the World” gibi sıradan başlayan filmimizin temposu bu karşılaşmadan sonra yükseliyor. Hayalimizdekilerin gerçekleştiğinde tam da hayal ettiğimiz gibi olmayabileceğini gösteren Ruby Sparks, tatlı bir romantik komedi.

Shithouse (2020)
IMDb 6.9
Filmin hem başrol oyuncusu hem de senarist ve yönetmeni Cooper Raiff’in kendine has bir tarzı var. Gerçekçi ve samimi. Eğer bu filmini severseniz diğer uzun metrajı “Cha Cha Real Smooth”’a da şans vermenizi öneririm.

Dönelim Shithouse’a… Üniversiteye yeni başlayan ve doğruyu söylemek gerekirse kampüs hayatına adapte olamayan Alex, günlerini yalnız geçirmektedir. Çoğu zaman mutsuz olan ve çevresine alışamayan Alex, kilometrelerce uzaktaki evinin özlemiyle yanıp tutuşmakta, annesi ve kardeşiyle yaptığı telefon konuşmalarında bu durum iyice kendini belli etmektedir. Alex’in hayatı katıldığı bir partide Maggie’yle tanışmasıyla değişir. Tanıştıkları geceyi sohbet ederek, birbirlerini tanıyarak, “özel bir anı” paylaşarak geçiren ikilinin ilerleyen günlerde inişli çıkışlı bir ilişkisi olur.

Palm Springs (2020)
IMDb 7.4
Zaman döngüsü (time loop) filmlerine niyeyse ayrı bir sevdam var. Bu tarz filmlerin içine romantizmi yerleştiren ilk örnek olarak Groundhog Day (1993) akla gelir. Benzer bir temayı işleyen Palm Springs ise günümüzün başarılı işlerinden.

Amerika’nın kırsal kesiminde, medeniyetten uzakta bir düğün günündeyiz. Her yerde bir telaş. Ancak Nyles olacakları biliyormuşçasına, adeta ezberden hareket ediyor. Sanki geleceği görüyor. Kendinden ve hareketlerinden emin. O ara kamera bir diğer karaktere odaklanıyor. Düğün telaşının içindeki tek “telaşsız” kişinin nedime olmaya pek de istekli görünmeyen Sarah olduğunu fark ediyoruz. Sarah’ın genel itibarıyla kaygısız ve rahat bir insan olduğunu anlasak bile telaş etmemesinin nedenine sonradan vakıf olacağız.

Düğün sekansı ilerledikten sonra Nyles ve Sarah’nın bir araya geldiğini görüyoruz. İkisi de birbirlerindeki garipliği fark etmiş durumda. İkisi de birbirinin düğün gününü tekrar tekrar yaşamak zorunda olduğunu, o güne hapsolduğunu anlıyor. Film ilerledikçe Nyles ve Sarah birbirini daha iyi tanımaya başlıyor ve aralarında özel bir ilişki filizleniyor.
Sleeping with Other People (2015)
IMDb 6.5
Filmin ismi “kardeşim bu ne rahatlık?” dedirtse de konusu uçlarda gezinmiyor. Senaryomuz şöyle: Jake (Jason Sudeikis) ve Lainey (Alison Brie, pek güzel bir hanımefendi bu arada) ilk cinsel deneyimlerini tek gecelik bir ilişki olarak üniversitede yaşarlar. Ancak sonrasında ilişkileri devam etmez ve birbirlerinden koparlar.

Aradan yıllar geçer ve ilişkilerde dikiş tutturamayan, eşlerini sürekli aldatan ikili bu konuda bir destek grubundan yardım almak isterler. Bu arada Amerika ve destek grupları filmler sayesinde nasıl da biliniyor değil mi? Neyse… Destek grubunda karşılaşan Jake ve Lainey eski günleri yâd eder ve tekrar arkadaş olurlar ve hatta zaman geçtikçe bu arkadaşlık dostluğa evrilir. Acaba devamı da gelecek midir?

Modern bir “When Harry Met Sally…” olarak da anılabilecek filmimizde yine kadın ve erkek arasındaki arkadaşlık ve bunun sınırları konu ediliyor. Oyuncular arasındaki kuvvetli bağ ve kararında komedi dozuyla izlenesi işlerden.
Enough Said (2013)
IMDb 7.0
Sopranos’la gönüllerimize taht kuran, rahmetli James Gandolfini ve Seinfeld’in biricik Elaine’i Julia Louis-Dreyfus ortaklaşa bir romantik komediye imza atarlarsa onlara gözüm kapalı kefil olurum. Sadece oyunculuklar için olsa dahi “Enough Said” izlenmeyi hak ediyor.

Albert kızına hayli düşkün bir babadır. Eşinden yeni boşanmış ve bu duruma alışmaya çalışırken kendisi gibi yeni boşanmış masöz Eva ile bir partide tanışır. Yakınlaşırlar ve sonrasında da görüşmeye başlarlar. Adeta gençler gibi flört etmektedirler. İkisi de aşkı yeniden bulduğunu düşünürken Eva’nın müşterilerinden biri Albert hakkında hiç de hoş konuşmaz. Albert’i kötüleyen bu kişi onun eski eşidir.

Hikayesini duru bir şekilde anlatan, büyük inişler ve çıkışlar yaşatmayan, insanların tek bir ilişkideki hallerinin genel olarak aşk hayatlarına genellenip genellenemeyeceği sorusunu merkeze alan güzel bir Amerikan bağımsız sineması örneği.
Warm Bodies (2013)
IMDb 6.8
“Sıcak Kalpler” ismiyle Türkçeleştirilen filmimizin konusu hayli ilginç! Bir salgın nedeniyle insanlığın büyük bir kısmı zombilere dönüşmüştür. Kalan insanlar zombilerden uzakta ve yüksek güvenlikli duvarların arkasında yaşam mücadelesi vermektedir. Zombilerin pek çoğu gibi havalimanında ikamet eden “R”, bir gün beslenmeye çıktığında Julie’yi karşısında bulur. Aslen Julie’yle beslenmesi gereken “R” ilk görüşte aşkı tadar. “R”, Julie ile vakit geçirdikçe, onunla yakınlaştıkça insani özelliklerini geri kazanmaya başlar. Bu iyileşme hem “R”yi hem de diğer zombileri olumlu yönde etkileyecektir. Anlaşılacağı üzere insanlık kurtuluşu aşkta bulmuştur.

Yazının başında dediğim gibi 2000’lerin romantik komedileri ele aldıkları konuyu farklı düzlemlerde işleyerek tür içinde yenilikler yaratmaya çalıştılar. Bu film de onlardan biri. Detaylara çok takılmadan, filmin güzel müziklerine konsantre olarak izleyiniz.

This Is 40 (2012)
IMDb 6.2
Bu film evlilikte belirli bir mesafe kat etmişlere hitap ediyor. Filmin başrolündeki çiftimiz Debbie ve Pete’i aslen 2007 yapımı “Knocked Up” filminden tanıyoruz. Yönetmen ve yapımcı Judd Apatow kendi yarattığı bu karakterlerin ayrı bir filmi hak ettiğini düşünerek “This Is 40”ı çekmiş.

40’lı yaşlarıdaki Debbie ve Pete, bir yandan büyümekte olan ergen çocuklarıyla baş etmeye çalışırken, diğer yandan da evliliklerini yürütmeye gayret etmektedir. Sanki 40’lı yaşlara gelince insanların bir şeyleri oturtmuş olması beklenir ama bu filmdeki hayatlara baktığımızda tam tersini görüyoruz. Her şey gerçekten de karman çorman. Hatta çiftimiz için erken bir orta yaş krizine girdikleri dahi söylenebilir. İyi yapılmış, verdiği mesajı güzelce örnekleyen bir romantik komediyle karşı karşıyayız diyebilirim.

Juliet, Naked (2018)
IMDb 6.6
Filmimizin özgün adı “Juliet, Naked” olmasına rağmen hangi akla hizmet “Aşktan Kaçılmaz” olarak Türkçeleştirildiğini bilmiyorum. Ama böyle alakasız film ismi çevirilerine alışığız.
Ayakları yere basan, uçarılıkları olmayan Annie, uzun süredir birlikte olduğu Duncan ile sorunlar yaşamaktadır. Bu sorunlar büyük görünmese de ilişki Annie’nin gözünde rayından çıkmıştır. Zaten bu nedenle Annie yaşadıklarına ve geleceğine ilişkin sorgulamalar içindedir. Ne yapacağını bilememekte, karar verememektedir.

Dışarıdan bakıldığında sevecen, iyi kalpli ve eğlenceli görünen Duncan, müziğe ve özellikle eski rock yıldızı Tucker Crowe’a takıntılıdır. Duncan’ın Tucker Crowe’u Annie’nin önüne koyduğu bile söylenebilir. Bu duruma sinirlenen Annie, o hışımla bir eleştiri yazısı yayımlar ve o eleştiri yazısı Tucker Crowe’un dikkatini çeker. Aralarında, eskilerin deyimiyle bir “mektup arkadaşlığı” başlar. Tucker’ın Annie ve Duncan’ı görmek için kanlı canlı yanlarına gelmesiyle ilişki ağı karmaşıklaşır. Yıllanmış ve sıkıcılaşan ilişkilere dışarıdan sıçrayan bir kıvılcımın neler yapabildiğini gösteren bir film.

Plus One (2019)
IMDb 6.6
Öylesine seyretmeye başlayıp benim gibi severek bitirebileceğiniz bir film. Blue Eye Samurai’a sesini veren Maya Erskine’in oyunculuğu da şahaneydi.

Ben ve Alice, yaklaşmakta olan düğün sezonundan korkan üniversite arkadaşlarıdır. Her düğünde hayatları didik didik edilecek, “Sevgilin var mı?” gibi klişe sorulara maruz kalacaklardır. Bu süreci kazasız bir şekilde atlatmak isteyen ikili, gidecekleri düğünlerde birbirlerinin eşlikçisi olmaya karar verirler. Kimi düğünler hayli sıkıcı geçerken, kimileri eğlencelidir. Birlikte pek çok düğüne iştirak eden Ben ve Alice, bu süreç içerisinde birbirlerini daha iyi tanıma fırsatı bulur, hatta birbirlerinden hoşlanmaya başlarlar. Burada da arkadaşlıktan aşka evrilen bir hikaye görsek de iyi oyunculuklar, başarılı ve eğlenceli diyalog yazımı ve akan senaryo filmi “iyi” yapmaya yetiyor.

A Good Year (2006)
IMDb 6.9
Şarap temalı bir romantik komedi mi? Gönder gelsin. “Şarap Tutkunlarının Mutlaka İzlemesi Gereken Filmler” listemde de yer verdiğim A Good Year, efsanevi yönetmen Ridley Scott’ın türün gereklerini başarıyla yerine getirerek kotardığı, izleyene mutlaka ki bir şişe şarap açtıracak güzellikte bir film.

Max Skinner (Russell Crowe), Londra’da ikamet eden bir finans dehasıdır ve kaliteli bir hayat sürmektedir. Filmin başında Max’in bu hayatına tanık oluruz. Sonrasında Max, çocukluğunda ve anılarında önemli bir yeri olan, Fransa’da yaşayan amcası Henry’nin ölüm haberini alır. Amcasının tek varisi olan Max, miras işleriyle ilgilenmek için Fransa’ya uçar. Amacı, amcasının buradaki malını mülkünü hızlıca satarak, evine, Londra’ya dönmektir.

Max’ın hayatı Fransa’ya, şatonun bulunduğu Provence bölgesine gittikten sonra değişmeye başlar. Çocukluğunun geçtiği yere geldiği için anıları canlanır. Bu hepimizin başına gelmiş veya gelebilecek bir “tetiklenme” anıdır. Anılar, insanı geçmişe ve farklı bir gerçekliğe çekerler.
Aile Arasında (2017)
IMDb 7.6
Bu listeye yerli bir filmi almayı çok istedim. Türkçe pek çok romantik komedi izledim ve çoğuna katlanmak zorunda kaldım desem yeridir. İnsanın ruhuna işlemeyen kötü oyunculuklar, yapış yapış, sıkıcı aşk hikayeleri, sıcaklık ve samimiyetten yoksun ilişki dinamikleri beni soğuttu. Ancak izlediğim filmler arasından hiç beklemediğim bir tanesi, “Aile Arasında” sıyrılıp da listeye girmeye hak kazandı.

21 yıllık eşinin ansızın terk ettiği Fikret, bir diğer deyişle “Fiko” (Engin Günaydın) ve ne tesadüf ki yine 21 yıllık ‘dostu’ tarafından bırakılan müzikhol şarkıcısı Solmaz (Demet Evgar) tesadüf eseri karşılaşır, başta birbirlerini garipseseler bile iyi dost olurlar. Bu arada Solmaz’ın kızı Zeynep, ailesiyle ilgili “beyaz” yalanlar söylediği Adanalı sevgilisinden evlenme teklifi alır. Solmaz, Fikret’ten kızının saygın ve emniyet müdürü babası rolünü oynamasını ister. Fikret bu fikre sıcak bakmasa bile Solmaz’ı kıramaz ve teklifi kabul eder. Sonrasında karmaşık ilişkiler ağı iyice dallanıp budaklanırken, Fikret’in kendini role fazlasıyla kaptırdığı söylenebilir.

Engin Günaydın ve Demet Evgar arasındaki şahane uyum, arkadaşlığın aşka dönüşmesi, çekingen romantizm ve ayrı dünyaların insanlarının birlikteliğini başarıyla yansıtan Aile Arasında, listemdeki tek yerli yapım olarak öne çıkıyor.
Sachertorte (2022)
IMDb 6.8
Viyana’nın meşhur, kayısı marmelatlı, ganaj çikolata kaplı pastası Sachertorte… Sunulurken yanına kremşanti eklenmesi de ihmal edilmez. Adını bu tatlıdan alan ve tahmin edeceğiniz üzere Viyana’da geçen filmimizde hayatının aşkı olduğunu düşündüğü Nini’yi bulmaya kendini adayan Karl’ın hikayesine tanık oluyoruz.

Berlinli Karl, Nini’yle tanışmış, ondan hoşlanmış ve hatta telefon numarasını almayı başarmıştır. Ancak sevgili Karl maalesef ki bu numarayı kaybeder ve yıkılır. (2001 yapımı romantik komedi Serendipity filminde de benzer bir talihsizlik yaşanır) Aklında Nini hakkında kalan tek bilgi doğum gününü saat 15’te Sacher Kafe’de kutlayacağıdır. Bunun üzerine atlayıp da Viyana’ya giden Karl, her gün aynı saatte Sacher Kafe’nin yolunu tutup, Nini’nin yolunu gözlemeye başlar. Viyana’da kaldığı süre boyunca pek çok arkadaş edinen Karl, bunlardan biri olan Miriam’la sıklıkla Viyana’yı keşfe de çıkar. Sachertorte, pek bir beklenti olmadan açtığınız ama bittiğinde “Güzelmiş yahu!” dedirten cinsten.

Moonrise Kingdom (2012)
IMDb 7.8
Bu filmin yönetmeni Wes Anderson’ı hayli severim. Hatta ve hatta 2001 yapımı “The Royal Tenenbaums” favorilerim arasında yer alır. Bu nedenle seçkiye onun bir eserini aldığım için mutluyum. Bu filmde Anderson, aşkı 12 yaşında iki çocuk, Sam ve Suzy üzerinden anlatıyor.

1965 yazı… Birbirlerine “aşık” olan ve gizli bir anlaşma yaparak vahşi doğaya kaçan Sam ve Suzy’i bulmak için herkes seferber olur. Çocukları arayan büyükler bir yandan da zamana karşı yarıştırmaktadır çünkü etrafı kasıp kavuracak bir kasırganın gelişi yakındır. Aşkın çocukça yorumuna kendine has kadrajları ve renk paletiyle bakan Wes Anderson, sade, duru bir ilk aşk hikayesi anlatıyor. Bir masal içindeymişsiniz gibi hissedeceğiniz Moonrise Kingdom muhtemel ki sizi geçmişe götürecek. Belki sizler de ilk aşkınızı, onunla yaşadıklarınızı ve henüz yeni filizlenmekte olan çeşitli duygularınızı hatırlayacaksınız.

Marley & Me (2008)
IMDb 7.0
John Grogan’ın aynı isimli romanından uyarlanan bu filmde başrolü Owen Wilson ve Jennifer Aniston paylaşıyor. Fena bir çift değiller. Ama bu filmin listeye girmesinin ana nedeni başroldeki üçüncü oyuncu olan sevgili Golden Retriever’ımız Marley. Pek bi’ yaramaz! Benim de Arye isimli bir Staffordshire Bull Terrier’im olduğu için mutlaka köpkeli (bilerek yanlış yazılmıştır) bir film bu listede olmalı dedim.

Soğuk havalardan bıkan ve içlerini ısıtacak kadar sıcak olan Florida’ya taşınıp da yeni bir hayata başlayan John ve Jenny, yeni evli bir çift olup, birlikte yaşamaya alışmaya çalışmaktadır. Kimi zaman uyuşmazlıklar ve çatışmalar da yaşarlar. Anlaşmazlıkların biri çocuk yapma veya yapmama kararıdır. Baba olmak konusunda kuşkuları olan John’un eve sürpriz bir şekilde Marley’i getirmesiyle işler karışır. Bir köpeğin ilişkiye dahil olmasıyla değişen dinamikleri güzelce anlatan filmimiz yüzleri gülümseten cinsten. Köpkeli filmleri sevenlere 2019 yapımı “The Art of Racing in the Rain” de önerilir.

Crazy, Stupid, Love. (2011)
IMDb 7.4
Ne tesadüf ki favorilerimden La La Land’in başrol oyuncuları Rylan Gosling ve Emma Stone burada da varlar. İyi ki de varlar! Yanlarına da Steve Carell (The Office hayranları parmak kaldırsın) eklenince kadro tadından yenmiyor.

Karısının kendisinden boşanmak istemesi üzerine boşluğa düşen Steve Carell’in canlandırdığı Cal, mazbut bir aile babası rolüne takılıp kalmıştır. Sıkıcı giyinen, ilişki piyasasına uzak kalmış, ışıltısını kaybetmiş Cal’ın hayatı, havası ve aurasıyla kadınlar için adeta bir çekim merkezi olan Jacob ile tanışmasıyla değişir. Jacob, Cal’a “çekici” biri olması için akıl hocalığı yapmayı kabul eder.

Bu filmi sevmemi sağlayan yönü Cal’ın dönüşümünün hayli başarılı bir sinema diliyle anlatılması ve zaman içerisinde Cal ile Jacob arasında gelişen erkek dostluğunun hoşuma gitmesi.
The Ugly Truth (2009)
IMDb 6.4
Romantik komedi alanının klasik formüllerden birine, birbirinden hazzetmeyen iki insanın zoraki ortaklığı sonrası birbirlerini sevmeleri kurgusuna dayanan filmimizin hoşuma giden bir diğer yönü başrollerdeki Katherine Heigl ve Gerard Butler arasındaki uyum. Senaryo yer yer zayıflığını belli edip de sırıtsa bile genel itibarıyla baktığımızda mısır patlatıp kafayı çok yormadan keyifle izlenecek bir romantik komedi.

Konusuna da bir bakış atmak gerekirse; başarılı TV programcısı Abby Richter, reytinglerinde yaşanan düşüş sonrası programa yeni bir hava katan Mike’ı kabullenmek zorunda kalır. Ancak onu ilk fırsatta sepetlemeyi de kafasına koyan Abby, Mike’a özel hayatı üzerinden bir teklif sunar: Abby yeni tanıştığı sevgili adayıyla ilişkisinin düzgün gitmesi için Mike’tan yardım alacaktır. Ancak eğer sonuç istenildiği gibi olmazsa Mike işi bırakacaktır.

Ich Bin Dein Mensch (2021)
IMDb 7.1
“Berlin’de yalnız yaşayan akademisyen Alma, araştırma için üç hafta boyunca kendisine mükemmel sevgili olması amacıyla tasarlanan robot Tom’la yaşamak zorunda kalır.” cümlesiyle tanıtılan bu Alman romantik komedisi yapay zekanın hayatımızı ele geçirdiği, robotların her gün ama her gün sayısının arttığı günümüz dünyasına kendi gelecek kurgusundan bir bakış atıyor.

Alma, evine gelen ve tek amacı onu mutlu edip, adeta “hayatının erkeği” olmak isteyen robot Tom’a kolayca alışamasa da ikili birlikte zaman geçirdikçe film tempo kazanıyor. Yalnızlaşan insana ve ilişki dinamiklerine güzel göndermeler yapan “Tam Sana Göreyim”i sevenlere 2013 yapımı “Her” filmini de öneririm.

Rye Lane (2023)
IMDb 7.2
Yakın dönemin iyi işlerinden. Aynen “Man Up”taki gibi burada anlatılan hikaye de tek günü kapsıyor. Filmimiz -Londra’yı bilenler için- Güney Londra’da geçiyor. Dom ve Yas zorlu ayrılıklar yaşamış, tekrardan hayata adapte olmaya çalışan iki ruhtur. “Unisex” bir tuvalette tanışmalarının ardından günü beraber geçirirken aşka olan inançlarını tazeleme şansı bulurlar.

İçinde bolca müzik olan, dopdolu, inişli çıkışlı, kimi zaman güldüren, kimi zaman hüzünlendiren bir günü anlatan “Rye Lane” hoş bir romantik komedi. Güzel görüntüler eşliğinde akıcı bir film izlemek isteyenlere öneririm.

Kuolleet Lehdet/Fallen Leaves (2023)
IMDb 7.3
Aki Kaurismäki kendine has bir yönetmen, stili var. Durağan ve sade filmler çekiyor. Absürt komediye de bayağı merakı var. Bu filmde de aşkı arayan iki yalnız insanın tesadüfen karşılaşmasını ve sonrasında gelişenleri izliyoruz. Aslında aşkı aramak ne kadar doğru bir tabir emin olamadım. Çünkü aşk aranmasa bile bir anda bulunabilir.

Ansa süpermarkette çalışan, kendi halinde ve narin bir hanımefendidir. Holappa ise yalnızlığın içine gömülmüş ve sıklıkla içki içen, çevresine karşı mesafeli bir mavi yakalıdır; işçidir. Günümüzde ve Finlandiya’da vuku bulan bu hikayedeki karakterlerimiz anlayacağız üzere sıradan insanlar. Ansa, tarihi geçmiş ve çöpe gidecek bir yiyeceği evine götürmek isterken yakalanır ve işten çıkartılır. Daha sonra bulaşıkçı olarak bulduğu iş ise lokanta sahibinin tutuklanmasıyla istediği gibi gitmez. Kafasını dağıtmak için gittiği karaoke barında Holappa ile göz göze gelen Ansa, onu beğenir. Holappa da Ansa’dan hoşlanır.

“Sararmış Yapraklar” olarak Türkçeleştirilen bu filmde bize bir peri masalı anlatılmıyor. Ekonomik zorluklarla boğuşan iki kişinin naif aşk hikayesiyle karşılaşıyor ve Aki Kaurismäki’nin kendine has mizahi dilini hissediyoruz.
BONUS! Lost, 4. Sezon, 5. Bölüm: The Constant (2008)
IMDb 9.7
Bunu zamanıyla Lost’u yayınlandığı dönem bölüm bölüm takip etmiş, meraktan içi içini kemirmiş benim gibi yaşlıların gözü yaşlansın diye koydum. Bilen bilir, bilmeyen de Lost’u baştan sona izleyip bu bölüme gelince beni ansın. Şerefime kadeh filan da kaldırabilirsiniz.
