Bir restoranda kâğıt peçete üzerinde tasarladığı Nautilus ya da sadece bir gecede ortaya çıkan Royal Oak… Yüz yılın en büyük saat tasarımcısı Gérald Genta’nın saatleri kadranında bir hikâye saklıyor.

Bir saat yazısı kaleme alıyorsanız hikâyenin bir ayağı mutlaka Cenevre’ye uzanır. Bu yazıda, Birinci Dünya Savaşı’nın geride kaldığı, Büyük Buhran’ın yarattığı yoksulluk sürerken bir yandan yeni bir dünya savaşının ayak seslerinin işitilmeye başlandığı yılların Cenevre’sindeyiz. Yıl, 1931. Saat dünyasının en büyük tasarımcılarından Gérald Charles Genta hayata burada gözlerini açtı. İsviçreli bir anne, İtalyan bir babanın oğluydu. Babası küçük işlerde çalışıyor, yoksul yaşamlarını idame ettiriyordu. Genta’nın eşi Évelyne Genta’nın bir röportajında bahsettiğine göre yoksul bir çocukluktan geliyordu ünlü tasarımcı. Üstelik kimi zaman İtalyan asıllı olmasından dolayı ırkçılığa maruz kalıyordu. Henüz sekiz yaşındaki Gérald Charles, bir kaçış yolu olarak resme yönelmişti.

Cenevre’nin ünlü okullarından École d’Art de Genève’de mücevher zanaatını öğrenerek tahsilini tamamlayan Genta, yine eşi Évelyne’in aktardığına göre ilk gençlik yıllarında para kazanmak için bir süre yeni doğum yapan anneler için bebeklerinin gümüş portrelerini çizdi. Ancak bu iş ona pek cazip gelmemiş olacak ki, bir gün mücevher takımını Rhône Nehri’ne attı. Mücevher aletleri nehrin sularına karışıp giderken Genta’nın hayatında yeni bir sayfa açılıyordu.

Saatlerin Picasso’su: Gérald Genta

O yıllarda saat tasarımı ayrıca uğraşılan bir zanaat halinde değildi, kadranlar ve kasalar ustaların elinden çıkıyordu. Ancak Genta, Évelyne’e Le Brassus, La-Chaux-De-Fonds ve Bienne gibi saatçilik kasabalarına gittiğini, saat tasarımları yapmak üzere önde gelen saat şirketleriyle görüştüğünü de anlatıyordu. Belli bir miktar para kazanana kadar o kasabalarda kalır, hedeflediği miktarı tutturunca da şehre geri dönerdi. Bir markayla resmi olarak yolunun kesişmesi ise 1951 senesine dayanıyor. O sene Universal Genève’de çalışmaya başlayan Genta, marka için tasarladığı Polerouter saati ile adından söz ettirmeye başladı. Kuzey Kutbu üzerinden uçuşa başlayan SAS pilotları için tasarladığı bu saat, markanın en büyük başarılarından biri haline geldi. 1960’lı yılların ortalarına kadar Universal Genève ile çalışan Genta kariyerine Omega ile devam etti. Markanın Louis Brandt ve Seamaster Polaris koleksiyonlarını tasarladı. Hatta öyle ki, Omega’nın arşiv çalışanlarından Petros Protopapas’a göre, bazı erken Constellation modellerinde de Gerald Genta’nın dokunuşları bulunuyordu.