NORQAIN Global Satış Direktörü Xavier Ligero, markanın Türkiye pazarındaki ilk adımlarını, Wild One’ın yükselişini ve bağımsız bir saat markası olarak güven inşa etmenin önemini anlatıyor.

Bağımsız, genç, sportif, iskelet kadranlarıyla cesur, Enjoy Life saatiyle ise umut verici… Saatçiliğin genç markalarından NORQAIN son yıllarda kendine özgü kimliğiyle bilinen isimlerden biri. Şirketin kurucularından Tobias Küffer’in ailesi üç kuşaktır saat dünyasında; büyükbabası bir saat ustası, babası da neredeyse 45 yıl boyunca lüks saat sektöründe çalışmış. Köklerinden beslenen genç bir saat markası NORQAIN. Geçtiğimiz aylarda markanın Türkiye pazarına girmesi vesilesiyle Küffer ile NORQAIN üzerine uzun bir sohbetle markayı yakından tanımıştık. Bu kez Global Satış Direktörü Xavier Ligero ile bir araya gelerek markanın Türkiye pazarındaki ilk adımlarını konuştuk.

NORQAIN geçtiğimiz bahar aylarında Türkiye pazarına girdi. O dönem, markanın Başkan Yardımcısı Tobias Küffer ile NORQAIN üzerine uzun bir sohbet etmiş, markanın kimliğini yakından tanımıştık. O günden bu yana, Türkiye pazarında aldığınız tepkiler nasıl?

Çok iyi bir başlangıç yaptık. Şark Saat ile olan işbirliğimizden oldukça mutluyum. Pazar konusunda oldukça deneyimli ve güçlü bir iş ortağımız var; onların portföyünde yer aldığımız için şanslıyız. Güzel bir etkinlik gerçekleştirerek başladı. Bu etkinlikle hem saat meraklılarına hem de sektöre markayı anlatma fırsatımız oldu. Bundan sonrası için de iddialıyız. Dağıtım ağımızı genişletmek, daha fazla saat satmak ve daha fazla etkinlik düzenlemek istiyoruz. Genç bir marka olarak bir saat topluluğu tarafından kabul gördüğümüzü görmek bizim için her zaman çok önemli.

Türkiye saat pazarı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Türkiye’deki saat bilgisinin ve saatlere duyulan tutkunun seviyesi beni her zaman şaşırtıyor ve etkiliyor. Birlikte çalışmaya başlamadan önce Dubai Watch Week’te Türkiye’den markamızı tanıyan pek çok saat meraklısıyla tanıştım. Olgun ve giderek büyüyen bir saat merakı olduğunu düşünüyorum.

Satışlar açısından nasıl bir yıl geçirdiniz şu ana kadar?

En büyük pazarımız ABD. İkinci sırada İsviçre, ardından Japonya geliyor. Bunlar bizim için en önemli üç pazar. Dünya genelinde “sell-out” rakamlarımız bizim için umut verici. Saatlerin vitrinlerde kalmayıp son satıcıya ulaşması bizler için çok önemli. Öte yandan, ortalama satış fiyatlarımız her sene yükseliyor. Bu sadece fiyat politikamızla değil, müşterilerin NORQAIN saatleri için daha fazla para harcamaya başlamasıyla da ilgili bir durum. Markaya duyulan güvenin arttığını görüyoruz. Türkiye pazarı için de durum böyle. Şimdiye kadar aldığımız sonuçlardan oldukça memnunuz.

Norqain Sark Saatcilik Wildone Chrono

NORQAIN hâlâ genç ve bağımsız bir marka. Böylesine geleneksel bir sektörde güveni nasıl inşa ediyorsunuz?

Güven satın alınamaz, kazanmak gerekir. Genç bir marka olarak biz de hâlâ güven inşa etmeye devam ediyoruz. İki büyük avantajımızın olduğunu düşünüyorum; markanın kurucuları Küffer ve Schneider aileleri üç kuşaktır lüks saat sektöründe. Bu birikim de güçlü bir temel oluşturuyor. Tabii bu güveni ürünle de desteklemek gerekiyor. Sadece güzel tasarlanmış bir saat üretmek değil, aynı zaman iyi çalışan, kaliteli saatler de sunmak gerekiyor saat meraklılarına. Pazarlama ve iletişime istediğiniz kadar yatırım yapabilirsiniz ama satış sonrasında iyi bir hizmet ve müşteri deneyimi sunamıyorsanız güven oluşturmanız çok zor. Güveni her gün yeniden inşa etmek gerekiyor. Bağımsız ve çok büyük olmayan bir marka olmanın avantajlarından biri de bu; müşterilerimize daha yakın olabiliyoruz. Böylece bu güveni her geçen gün biraz daha güçlendirebiliyoruz.

N300240q01b07 Wildone Skeleton Chrono Turquoise Rubber Ebd50560 9cc6 4192 92db 274e3f3143d2
Wild ONE Skeleton Chrono

Saatlerin tasarım ve üretim sürecinden bahsedebilir misiniz?

Bu süreçler projeye göre değişiyor. Bir saat üretirken bazen çok güzel bir fikirle ortaya çıkar ve saati bu fikrin etrafında şekillendirirsiniz. Üretim ve tasarımda büyün unsurlar birbirleriyle bağlantılı olmalı. NORQAIN olarak Wild One ile kendi yolumuzu, DNA’mızı ve kimliğimizi bulduğumuzu düşünüyorum örneğin. Bu koleksiyondan sonra tasarladığımız her koleksiyonun ve saatin marka DNA’sıyla örtüşmesini sağlamak daha kolay hale geldi. Wild One benzersiz, farklı ve öncü bir şey yaratma fikrinden doğdu. Özel bir malzeme geliştirdik, in-house bir mekanizma kullandık. Koleksiyonun gücü de buradan geliyor.

O halde, Wild One’ın ana koleksiyonunuz olduğunu söyleyebilir miyiz?

Evet,Wild One bizim en büyük ve en önemli koleksiyonumuz. NORQAIN’i gerçekten oyuna dahil eden koleksiyonun bu olduğunu düşünüyorum. Elbette öncesinde de güzel tasarımlı modellerimiz vardı ancak özgün bir kimlik olmadan ikon yaratmak mümkün olmuyor. Wild One, özgün bir kimliği olan, ikonik bir saat. Saatin DNA’sı cesur, son derece teknik ve yenilikçi. Üstelik yalnızca sportif görünen bir saat değil; gerçekten spor yaparken kullanabileceğiniz şekilde tasarlandı. Çok hafif ama aynı zamanda dayanıklı. Dolayısıyla pek çok farklı spor dalında rahatlıkla kullanılabiliyor.

“Bir saatin arkasında bir duygu ve hikâye olduğunda, onu insanlara anlatmak da çok daha kolay hale geliyor.”

Sizin favoriniz hangisi?

Aslında iki favorim var. İlki Wild One 39. Bu model tanıtılmadan önce şirkete katılmıştım. Ancak zaman geçtikçe Enjoy Life saatini de giderek daha fazla sevmeye başladığımı söyleyebilirim. Bunun nedeni, arkasındaki hikâye ve konsept. Saatim çok açık, “cool” bir mesajı var: Lüks dünyanın bir parçasıyız ama bunu çok da ciddiye almayın ve hayatın tadını çıkarın. Bence bu çok güzel bir mesaj, tasarım da bu fikirle çok iyi örtüşüyor.

Xavier Ligero: “Güven Satın Alınmaz, Kazanmak Gerekir”
Enjoy Life

Yakın gelecekteki planlarınız neler?

Satış tarafında kontrolsüz bir şekilde büyümek istemiyoruz. Yüz binlerce saat üretme gibi bir hedefimiz yok. Özel ve ayrıcalıklı kalmak, özgünlüğümüzü korumak istiyoruz. Büyürken genç ve dinamik kalmayı sürdürmek hedeflerimizden biri. İnsanların NORQAIN’de sevdiği şeylerden biri samimiyet ve bir topluluk hissinin olması. Büyürken bunları kaybetmemek bizim için önemli.

Sohbetimizi bitirirken saatlerin duygusal yanlarına bir daha değinelim; sizin saatlerle duygusal bir bağınız var mı?

Saatlerle duygusal bağım hep oldu. Bence bu sektörün güzel yanı da bu. 20 yılı aşkın süredir saat dünyasında çalışıyorum. Bir dönem kendime, her şeyi bırakıp başka bir sektöre geçebilir miyim diye sorduğumu hatırlıyorum. Ancak saatçilik çok tutkulu ve duygusal bir dünya, bu yüzden kopmam pek mümkün değil. İşim için gördüğüm her saat, yaptığım her ziyaret ve her seyahat benim için duygusal bir bağ taşıyor. Örneğin kısa süre önce Meksika’dan döndüm; orada Meksika pazarı için hazırladığımız özel bir koleksiyonu tanıttık. O saati geliştirirken büyük bir tutkuyla çalıştık, pek çok kez bir araya gelip fikir ürettik. Dolayısıyla bu işin her aşamasında duygu var. Bir saatin arkasında bir duygu ve hikâye olduğunda, onu insanlara anlatmak da çok daha kolay hale geliyor.