Son iki yıldır moda dünyasında yaşanan kreatif direktör değişimleri hız kesmiyor. Demna’nın Gucci’deki ilk defilesi, Maria Grazia Chiuri’nin Fendi’ye dönüşü, Rachel Scott, Antonin Tron ve Meryll Rogge’un yeni dönemleri… Büyük modaevleri yön değiştirirken endüstri, “büyük reset” sonrası ikinci raunda giriyor.

Düşünmeden edemiyorum, tüm bu domino efektini yaratan ilk hamleyi kim başlatmıştı? Tom Ford ve Raf Simons 2022’de hemen hemen aynı zamanlarda kendi isimleriyle var ettikleri modaevlerinden ayrılacaklarını ya da işleyişi durdurduklarını duyurmuştu. Sonra Alessandro Michele’nin Gucci’yle yolunu ayırdığı haberini almıştık. Ardından her şey çorap söküğü gibi ilerledi, Virginie Viard ve Chanel yol ayrımı, Dior, Balenciaga, yeniden Gucci, Maison Margiela, Loewe… Herkesin “büyük reset” olarak adlandırdığı yıl Covid-19 döneminde yaşanan “bundan böyle her şey değişebilir” önermesini yeniden sunuyordu. Dünyanın en büyük modaevlerinde yaşanan değişimler, endistrünün gidişatını değiştirebilmek için büyük umutlar anlamına geliyordu.

Eylül ayında bu değişimlerin meyvelerini görmeye, hatta olgunlaşma evresine geçildiğini düşünmeye başlamıştık ki bu kez peş peşe Fendi, Balmain, Versace haberleri geldi. Değişimi seven bu sektör, sanki iki dakika nefes almayı bile istemiyor.

moda dunyasinda kreatif direktor degisimleri dior
Jonathan Anderson
Fotoğraf: Kristy Sparow (Getty Images)

Şubat-Mart boyunca altı yeni isim, altı yeni vizyon izleyeceğiz. Rachel Scott, Proenza Schouler’da tamamı kendisine ait ilk defilesiyle sahneye çıkacak. Milano’da Demna, Gucci’deki ilk podyum anını yaşayacak; Dior’dan ayrılan Maria Grazia Chiuri ise yola başladığı eve, Fendi’ye geri dönecek. Marni’de Meryll Rogge’u, Paris’teyse Antonin Tron’un Balmain için hazırladığı ilk işi göreceğiz.

Gelecek sezon Eylül ayında Pieter Mulier’nin Versace için yapacaklarıyla tanışacağız. Alaïa’da direksiyona kimin geçeceği hâlâ belirsiz; Grace Wales Bonner’ın Hermès’teki ilk hamlesi içinse 2027’nin Ocak ayını bekleyeceğiz. John Galliano, Olivier Rousteing, Hedi Slimane, Sabato De Sarno, Dario Vitale… Bugün herhangi bir moda eviyle anılmayan bu isimlerin akıbeti de hâlâ havada.

Jonathan Anderson, Dior’da ilk koleksiyonunu sunarken şöyle demişti: “Dior’a adım atmaya cesaret etmek; onun tarihine empatiyle yaklaşmayı, dilini çözme isteğini ve tüm bunları bir kutuya koyma kararlılığını gerektirir. Silmek için değil, ileriye bakarken saklamak, zaman zaman parçalara, izlere ya da bütün siluetlere geri dönmek için; tıpkı anılara yeniden uğrar gibi…” Bakalım önümüzdeki haftalarda izleyeceğimiz ikinci raund ilk koleksiyonlarda hangi yola savrulacağız.