Omega, titanyum ve seramik gibi yeni kasa metalleri saat üretiminde ilk defa kullanmakla kalmayıp, merkezi tourbilon ve Co-Axial eşapmanı da saat dünyasına kazandırdı.

Omega, 1848’de saat ustası Louis Brandt tarafından La Chaux-de-Fonds’da
ufak bir atölye olarak kuruldu. Brandt’in hassas saatlerinin ünü kısa süre sonra
Avrupa’ya ulaştı. Brandt’ten sonra aile şirketini iki oğlu devraldı; 1880’de atölyenin
ismi Louis Brandt & Fils olarak değişti, atölye ise Biel’e taşındı. Beş yıl sonra Brandt
Kardeşler, ilk seri üretim kalibreleri Labrador’u ürettiler, 1892’de ise dünyanın ilk
dakika tekrarlayıcı kol saatini ortaya çıkardılar. 1894’te saatçilikte yeni bir standart
olan Omega 18-ligne kalibre doğdu; bu kalibrenin parçaları ilk kez dünyadaki
herhangi bir saat ustası tarafından yerleştirilebilecek şekilde kurulmuştu. Kalibre,
1895’te markaya da ismini verdi. Hassas Omega kronometreleri henüz 1905’te
16 spor organizasyonunun resmi zaman tutucusu durumundaydı. Marka, 1932’den
bu yana Olimpiyat Oyunları’nın da resmi zaman tutucusudur.
Dünyanın ilk ticari olarak üretilmiş dalış saati Marine 1932’de üretilirken
marka, tarih 1940’ı gösterdiğinde İngiliz Donanması’nın en büyük saat tedarikçisi
konumundaydı. İkonik dalış serisi Seamaster 1948’de, kadranında Cenevre
Gözlemevi onaylı sekiz hassasiyet rekorunu simgeleyen yıldızlarıyla Constellation
1952’de, markanın ilk kadın otomatik kol saati Ladymatic 1955’te, Speedmaster
ve Railmaster 1957’de doğdu. Speedmaster, Ay’a ilk kez ayak basıldığı NASA’nın
Apollo 11 görevinde yer aldıktan sonra Moonwatch olarak bilinmeye başlayacaktı.
Marka, o tarihten bu yana NASA ile yakın bir işbirliği içinde pek çok uzay görevinde
yer almıştır. Öte yandan İtalyan dağcı Reinhold Messner, Antarktrika’ya ilk kez ayak
bastığında navigasyon için kolundaki Speedmaster’ı kullanmıştı.
Omega, İsviçre saat endüstrisinin Quartz Krizi’nde Swatch Group şirketler
grubunun en büyük üyesi olarak önemli bir rol oynadı. Bütün grubun pilot markası
haline gelen Omega, tasarım, teknoloji ve işlevsellik açısından hep öncü bir
konuma sahip oldu.
Geriye bakınca denebilir ki, kompleks eşapmanın en üst düzeyde hassasiyet
gerektiren parçalarıyla birlikte endüstrileştirilmesi, Swatch Group’un en parlak
başarıları arasındadır. Omega saatlerde sadece titanyum veya seramik gibi
yeni kasa materyalleri ilk defa sahneye çıkmakla kalmadı; merkezi tourbillon ve
George Daniels’ın icadı Co-Axial eşapman da kullanıldı. Hatta yakın geçmişte
sunulan saatlerde bu iki teknoloji bir araya getirildi. Yağlanma ihtiyacını veparçaların sürtünmesini en aza indirerek saatin hassasiyetini önemli ölçüde artıransaatçiliğin en önemli yeniliklerinden ortak eksenli eşapmanın (Co-Axial) yaygınolarak kullanılması, markanın kendi pazar segmentindeki teknik öncülük iddiasınıvurguluyor. Bir sonraki yenilik, saat mekanizmasının manyetik radyasyona karşıkonvansiyonel bir kafesle değil, bütün olarak dayanıklı hale getirilmesi olmuştur.Co-Axial eşapmana sahip Omega saatleri, ki bu mekanik koleksiyonun yüzde90’dan fazlası demektir, bu anti-manyetizm teknolojisiyle donatılmış bulunuyor.NASA işbirliğiyle Ay’a çıkan saati, iddialı dalış serisi ve 1995’ten bu yana JamesBond filmlerinde kullanılan saatlerin dahil olduğu Omega Koleksiyonu’nun sonyıllardaki modelleri, COSC kronometre testinden başka İsviçre Federal Ölçümve Ayar Enstitüsü (METAS) ile işbirliği içinde geliştirilen sekiz yeni “MasterChronometer” manyetik alan testinden geçmek zorunda. Test ve sertifikalandırmaçalışmaları ise bir süredir, Biel’deki Swatch Group şirket binasının merkezindebulunan ve Japon mimar Shigeru Ban tasarımıyla tamamen sürdürülebilir birfabrika haline getirilen yeni Omega binasında yapılıyor.