72. Berlin Uluslararası Film Festivali’nde Seyirci Ödülü alan Cem Kaya imzalı “Aşk, Mark ve Ölüm”, Almanya’ya işgücü göçünün müzikli bir panoramasını sunuyor.

“Kara sevda uzun sevda
Mark dediğin yalan sevda
Köşeyi döndüm tam 
Ölüm çıktı karşıma” 
Aras Önen 

“Aşk, Mark ve Ölüm”, 1961’de Türkiye ve Almanya arasında imzalanan işgücü göçü anlaşması ile Almanya’ya göçen işçilerin ve onlardan sonra gelen nesillerin yarattığı müzik kültürünü anlatan, MUBI’nin deyişiyle sazlı cazlı bir belgesel. Yönetmenliğini Cem Kaya’nın yaptığı, senaryosunu Mehmet Akif Büyükatalay ve Ufuk Cam ile birlikte yazdığı “Aşk, Mark ve Ölüm”, 72. Berlin Film Festivali’nde Seyirci Ödülü alırken İstanbul ve Ayvalık Film Festivalleri’nde de büyük ilgiyle karşılandı. Film, aynı ilgiyi 23 Eylül’de vizyona girmesiyle birlikte sinema salonlarında da gördü, ki aynı akşam filmi izlemek üzere sinemaya giden seyircilerden biri de ben oldum. Geçtiğimiz cuma akşamı iş çıkışı hemen sinema salonuna koşmuş, filmin başlamasını beklerken ise Nurdan Gürbilek’in Notos’un yeni sayısında Latife Tekin için kaleme aldığı yazıyı okumuştum. Gürbilek bu yazıda, Tekin’in bir söyleşisinden şu alıntıyı yapıyordu: “… dil bir kırılma yaratıyor ve kendini dışarıdan seyretmeye başlıyorsun… Bir çatlak açılıyor ve oradan bambaşka, binlerce insanın sesi, gürültüsü içine dolmaya başlıyor.” Yazı bitti, ardından “Aşk, Mark ve Ölüm” başladı. Filmin daha ilk sahnelerinde Tekin’in bu söyledikleri aklıma düştü. Çünkü filmi izledikçe içimde bir çatlak açılmaya başlamış ve oradan bambaşka, binlerce insanın sesi ve gürültüsü içime dolmaya başlamıştı. Bundan 60 sene önce Sirkeci Garı’ndan Almanya’ya gidecek trene binen yüzlerce işçinin ve artık yarım asrı geçen bu göçten gelen nice ses içime dolmuştu bile. “Aşk, Mark ve Ölüm”, sahiden sazlı sözlü bir göç hikâyesiydi.

13 Ask Mark ve Olum Yonetmen Cem Kaya 2022
Cem Kaya

Altın Portakal ödüllü yönetmen Cem Kaya’yı “Arabesk” ve “Motör: Kopya Kültürü ve Popüler Türk Sineması” belgeselleriyle tanıyoruz, kendisi de misafir işçi kuşağının Almanya’da doğan çocuklarından ve o da kuşağı gibi Almanya’da üretilen Türk müziğiyle büyümüş. Belki de “Aşk, Mark ve Ölüm”le duygusal paydaşlık kurmamızı sağlayan da Kaya’nın işçi göçüne dışarıdan değil, içeriden bir gözle bakıyor olması. Aşk, Mark ve Ölüm adlı üç bölümden oluşan film altmış seneyi geçen göç hikâyesini, misafir Türk işçilerin ve çocuklarının Almanya’da yarattıkları müzik kültürü üzerinden gözler önüne seriyor. Müthiş bir arşiv çalışmasıyla hazırlanan film oldukça dinamik. Yönetmen, anlatısını “acı vatan Almanya” tandansıyla kurmasa da gerek göçmen işçilerin fabrikalarda yaşadıkları zorbalıkları gerekse ailelerin kimi zaman sertleşen yabancı düşmanlığıyla yaşadıkları zorbalıkları dile getirmekten de geri durmuyor.