Apple TV’nin Türkiye’de erişime açılmasıyla uzun zamandır merak ettiğimiz pek çok dizi de nihayet izleyiciyle buluştu. İşte platformun genişleyen kataloğunda mutlaka izlemeniz gereken dizilerden seçtiklerimiz.
Uzun zamandır “Türkiye’ye ne zaman gelecek?” diye beklediğimiz Apple TV sonunda geldi. Üstelik güzel haber şu ki bunun için yeni bir abonelik daha açmamız gerekmiyor. Apple TV, Türkiye’de iCloud+ aboneliğinin bir parçası olarak kullanıma sunuldu. Aylık 49,99 TL olan 50 GB’lık iCloud+ paketinden başlayarak Apple TV’ye ve Apple Arcade’e ek ücret ödemeden erişmek mümkün. Aile İçi Paylaşım’ı kullanıyorsanız aboneliğinizi beş aile üyesiyle de paylaşabiliyorsunuz.
Gelelim bizi asıl ilgilendiren tarafa: Diziler! Apple TV’de bugüne kadar adını duyduğumuz, ödüllerini takip ettiğimiz ve “Türkiye’ye gelse de izlesek” dediğimiz pek çok yapım artık elimizin altında. Peki Apple TV’yi açtık, şimdi ne izleyeceğiz? Bilim kurgudan komediye, casusluk hikâyelerinden distopyalara uzanan platformda nereden başlayacağını düşünenler için diziler arasından bir seçki hazırladık. Kahvenizi alın, koltuğun en rahat köşesini kapın. İşte Apple TV’de izleyebileceğiniz dizilerden seçtiklerimiz…
İçindekiler
Ted Lasso
IMDb: 8.7
Apple TV rehberine bir klasikle başlayalım, o da elbette Ted Lasso. Bugüne kadar defalarca izlenebilecek en iyi “feel good” dizilerinden biri olduğunu yazdığımız 13 Emmy ödüllü dizinin yeni sezonu başladı. Hiç bilmeyenler için söyleyelim: Ted Lasso futbolu anlatan bir dizi değil. Konu futbol olsa da inanmayı, dostluğu ve umut etmeyi Koç Lasso önderliğinde bize hatırlatıyor.

İzleyenler için devam edelim, Ted Amerika’da geçirdiği yılların ardından gelen teklifle İngiltere’den tekrar Richmond’a dönüyor ve bu kez kadın futbol takımını çalıştırmaya başlıyor. Kadın futbol takımından kimsenin umudu yok ama Ted’in gelmesiyle işler değişiyor. Her Çarşamba yeni bölümü yayınlanan dizinin yazar ekibinde Roy Kent karakterini canlandıran komedyen Brett Goldstein var.

Shrinking
IMDb: 8.2
“How I Met Your Mother”la tanıdığımız aktör Jason Segel’in hem oyuncu, hem senarist, hem de yapımcısı olduğu ve biraz da dizideki Marshall karakterinin başka bir varyasyonunu canlandırdığı “Shrinking”de iyi hissettiren diziler dünyasının en popüler yapımlarından biri. Üstelik dizide usta aktör Harrison Ford psikiyatri kliniğinin sahibi Paul rolünde. Ve Brett Goldstein yine buradaki yazar ekibinde de Bill Lawrence ve Jason Segel’le birlikte yer alıyor. Üstelik konuk oyuncu olarak da birkaç bölüm görünüyor.

Konuk oyuncu demişken, dizide Parkinson hastalığına yapılan atıfla “Back to the Future” serisinin ödüllü oyuncusu Michael J. Fox ve yine “How I Met Your Mother” evreninin unutulmaz Robin’i Cobie Smulders da birkaç bölümde yer alıyor. Eşini kaybetmiş yaslı bir babanın ergenlik çağındaki kızı, sıra dışı komşuları ve yan karakterleriyle birlikte kurulan bir dostluk bağını anlatan dizide haliyle terapistlerin bir araya gelmesiyle acı, üzüntü, neşe, bağlılık, aşk gibi pek çok kavram konuşuluyor.

Pluribus
IMDb: 7.9
Bugüne kadar “Breaking Bad” ve “Better Call Saul” gibi çok sevilen dizilerde de imzası olan Vince Gilligan’ın geçtiğimiz sene başlayan dizisi Pluribus ikinci sezon onayını aldı. “Congratulations, Carol!” yazan o koca billboard’lar dikkatinizi çekmiştir. Billboard’lardan sosyal medya paylaşımlarına kadar kampanyanın neredeyse tamamı Rhea Seehorn’un canlandırdığı Carol’a sesleniyor; onu tebrik ediyor, ona iyi dileklerde bulunuyor. Neden? Çünkü Pluribus dünyasında sadece Carol var.

Dünyanın bilinmeyen bir kaynaktan gelen bir sinyal sonrası bir tür istilaya uğraması ve tüm insanlığı katılımcı, huzurlu, mutlu ve uyumlu hale getirerek tektipleştirmesi konu ediliyor. Fakat dünyadaki herkes bu dönüşüme uğramıyor. Roman yazarı olan Carol da bunlardan biri. İstilacılar Carol’la afişler, telefon hatları, TV, billboard’lar ve diğer insanlar üzerinden konuşuyor. Bu arada dizide ilk sezonda çalan şarkıları da not düşelim: İlk bölümün sonunda Murat Evgin’in John Lennon’ın “Nobody Told Me”sini Türkçe coverladığı “Bugünleri de mi Görecektik?” şarkısını duyduk. Altıncı bölümün sonunda da The Doors’un “People Are Strange” adlı şarkısının Kit Sebastian coverı yer aldı. Özellikle kıyamet sonrası bilim kurgu türünü seviyorsanız kaçırmamanız gereken bir dizi.

Widow’s Bay
IMDb: 8.1
Geçtiğimiz bahar aylarında yayınlanan ve Katie Dippold imzasını taşıyan Widow’s Bay’in hikâyesi New England açıklarında yer alan, terk edilmişlik hissiyle çevrili ve karanlık bir geçmişe sahip bir adada geçiyor. Galli aktör Matthew Rhys, bu dizide adayı turizme açarak canlandırmaya çalışan belediye başkanı Tom Loftis’i canlandırıyor. Yanında da pek çok tuhaf tipleme var tabii. Ergenlik çağındaki oğlu ayrı bir dert, her şeye burnunu sokan iş arkadaşı Patricia ayrı bir dert.

İlk bölümlerden itibaren adada ters giden bir şeyler olduğunu anlıyor ve hikâyeyi az çok çözüyorsunuz. Bu arada yerli halkın da batıl inançlara bağlılığı ve modernleşmeyi reddedişi de güzel işleniyor. Widow’s Bay’de dillere destan bir dördüncü bölüm var. Bölümün adı “Beach Reads” ve az önce bahsini geçirdiğimiz Patricia karakterini merkeze alıyor. Bu bölüm başlıbaşına bir film olabilecek nitelikte. İzlerken hayretler içinde kalacağınızı garantileyebiliriz. Zaten bu bölüme verilen IMDb puanı da 8.8 olmuş. Kısacası Widow’s Bay platformun en iddialı dizilerinden biri. Sezon finali öncesinde de dizinin ikinci sezon onayı aldığı açıklandı.

Severance
IMDb: 8.6
İş hayatıyla özel hayatı birbirinden tamamen ayırmak kulağa nasıl geliyor? “Harika fikir” demeden önce Severance’ı izlemenizde fayda var. Dan Erickson’ın yarattığı, Ben Stiller’ın yönetmen ve yapımcı koltuğunda yer aldığı dizi, son yılların en özgün bilim kurgu işlerinden biri. Lumon Industries çalışanları, “severance” adı verilen bir prosedürle iş ve özel hayatlarına ait anılarını birbirinden ayırabiliyor. Adam Scott’ın canlandırdığı Mark Scout da onlardan biri.

Mark işe girdiği anda dışarıdaki hayatına dair hiçbir şey hatırlamıyor; ofisten çıktığı anda ise bütün bir iş günü hafızasından siliniyor. İş-yaşam dengesinin biraz fazla ileri götürülmüş hali diyebiliriz. Tabii işler kâğıt üzerinde anlatıldığı kadar şahane değil. Çünkü bu sistem, çalışanların “innie” adı verilen iş versiyonlarının hayatlarını sonsuz bir mesaiye dönüştürüyor. Dışarıdaki benlikleri uyuyor, âşık oluyor, yemek yiyor, hafta sonu geçiriyor; içeridekiler ise asansörden çıkıp kendilerini yeniden ofiste buluyor. Her gün. Sonsuza kadar. Britt Lower’ın canlandırdığı Helly’nin Lumon’a gelişiyle birlikte bu tuhaf düzenin çatlakları da giderek görünür hale geliyor. Dizinin üçüncü sezonunun çekimleri başladı ancak yeni sezonun yayın tarihi henüz açıklanmadı. İlk iki sezon arasında yaklaşık üç yıl beklediğimizi düşünürsek Severance hayranlarının biraz sabırlı olması gerekebilir.

Silo
IMDb: 8.1
“Görevimiz Tehlike” ve “Dune” gibi yapımlardan hatırladığımız İsveçli aktris Rebecca Ferguson’ın Juliette rolüyle başrolünde olduğu, Tim Robbins’in Bernard olarak karşımıza çıktığı “Silo”; Hugh Howey’nin “Wool”, “Shift” ve “Dust” romanlarından uyarlanıyor. Yaşanmaz hale gelen dünya yüzeyinin altında kurulmuş dev bir sığınakta yaşayan insanların hikâyesini anlatan post-apokaliptik bilim kurgu, yeni sezonda iki farklı zaman çizgisinde ilerliyor.

Spoiler vermemek için daha fazla anlatmayalım ama dizinin uyarlandığı kitapları okuyanları da küçük bir sürprizin beklediğini söyleyelim. Çünkü Silo, Hugh Howey’nin romanlarını birebir takip etmiyor; hikâyede ve karakterlerde yapılan değişiklikler bazı kitap hayranlarını pek memnun etmese de bunun güzel bir tarafı var: Kitapları okuyanlar bile dizinin nereye gideceğini artık tam olarak kestiremiyor. İyi haber şu: Silo’nun hikâyesi burada bitmiyor. Dizinin toplam dört sezon sürmesi planlanıyor ve dördüncü sezon aynı zamanda final sezonu olacak. Final sezonunun 9 Temmuz 2027’de yayınlanması bekleniyor. Henüz başlamadıysanız birinci sezondan girin; gözünüz korkmasın, dizi çok çabuk akıyor.

The Morning Show
IMDb: 8.1
Sabah haberlerini sunan insanların kamera kapandığında neler yaşadığını hiç düşündünüz mü? Apple TV’nin 2019’daki kuruluşu ile öne çıkardığı ilk büyük yapımı “The Morning Show”, Jennifer Aniston ve Reese Witherspoon’u Amerikan televizyon dünyasının hiç de sakin olmayan kulislerine götürüyor. Şimdi ise Alex ve Bradley’ye veda etmeye hazırlanıyoruz. Apple, “The Morning Show”un beşinci sezonuyla sona ereceğini açıkladı. Üstelik bu ani bir iptal değil, yeni sezon baştan hikâyeyi tamamlayacak final sezonu olarak hazırlanıyor.

“The Morning Show” yıllar içinde yalnızca televizyon dünyasının perde arkasını anlatmakla kalmadı. #MeToo hareketinden pandemiye, basın özgürlüğünden şirket içi güç savaşlarına ve medya şirketlerinin el değiştirmesine kadar gerçek dünyanın gündemini de hikâyesinin içine aldı. Bazen drama, bazen kara mizah, bolca da “Bu insanların başına daha ne gelebilir?” duygusuyla ilerleyen dizi, Apple TV’nin bugüne kadarki en büyük işlerinden biri olmayı başardı. Çekimleri devam eden final sezonunun 2027’de yayınlanması bekleniyor; kesin tarih ise henüz açıklanmadı.

For All Mankind
IMDb: 8.1
Bilim kurgu dünyasının en iyi dizilerinden biri şüphesiz 6 sezon ve bir de spin-off dizisi olan For All Mankind. Pek çok eleştirmene göre de “en iyisi”. Eğer tarih, bildiğimiz tarih olmasaydı ne olurdu? Mesela Ay’a ilk ayak basan insan Neil Armstrong olmasaydı ve “Benim için küçük insanlık için büyük bir adım” demeseydi? “For All Mankind”, 20 Temmuz 1969’da bildiğimiz tarihi değiştiriyor ve uzay yarışını hiç bitmeyen bir mücadeleye dönüştürüyor.
Gerçek hayatta Neil Armstrong’un Ay’a attığı o meşhur “küçük adım”, ABD’nin Sovyetler Birliği karşısında yarışı kazanmasının simgesi olmuştu. “For All Mankind”da ise Amerikalılar televizyonlarının karşısına geçip bambaşka bir görüntü izliyor: Ay’a ilk ayak basan insan Sovyet kozmonot Alexei Leonov oluyor ve şunu diyor: “Bu adımı ülkem, halkım ve Marksist-Leninist yaşam biçimi için atıyorum.”

Şimdi bir paralel evren düşünün. Dizinin en eğlenceli taraflarından biri de tam burada başlıyor. Her sezon bizi başka bir döneme götüren “For All Mankind”da her şey tersine dönüyor: SSCB hiç dağılmamış. Prens Charles en başta Camilla’yla evleniyor, Diana hiç yok. John Lennon kendisine kurşun sıkan hayranının elinden kurtulmuş, barış konserleri veriyor. Ay’dan Mars’a uzanan hikâye büyüdükçe dizi de alternatif tarih ile bilim kurgu arasında gidip gelen kocaman bir evrene dönüşüyor. Dizinin SSCB tarafını da spin-off dizisi de “Star City”.

The Studio
IMDb: 8.0
Seth Rogen’ın hem yaratıcısı hem de başrol oyuncusu olduğu “The Studio”, bizi bu kez kameraların önüne değil, filmlerin yapılmasına karar verilen odalara götürüyor. Rogen, zor günler geçiren Continental Studios’un başına getirilen Matt Remick’i canlandırıyor. Matt gerçekten iyi filmler yapmak isteyen, sinemaya tutkuyla bağlı bir stüdyo yöneticisi. Biraz da beceriksiz. Ünlü oyuncular, egosu yüksek yönetmenler, gişe beklentileri, şirket yöneticileri, ödül sezonları ve bitmek bilmeyen krizler derken her şeyi birbirine katıyor.

The Studio, Hollywood’un kendi kendisiyle dalga geçtiği nefis bir sektör komedisi. Martin Scorsese’den Charlize Theron’a, Zoë Kravitz’den Olivia Wilde’a kadar pek çok Hollywood yıldızı da dizide kendilerini oynayarak bu karmaşaya dahil oluyor. Dizinin ilk sezonu yalnızca izleyicinin değil ödül jürilerinin de favorisi oldu.
2025 yılında En İyi Komedi Dizisi ve Seth Rogen’a En İyi Erkek Oyuncu ödülü dahil toplam 13 Emmy kazanarak Emmy tarihinde ilk sezonuyla en fazla ödül alan komedi dizisi oldu. Ardından Altın Küre ve Critic’s Choice ödüllerini de toplayan dizi, 2026 BAFTA TV Ödülleri’nde Uluslararası kategorisini kazanarak ilk sezonunda büyük televizyon ödüllerinin tamamına ulaşan ilk komedi dizisi olarak bir rekora imza attı. Yeni sezon onayını alan dizide deneyimli yapımcı Patty’i canlandıran Catherine O’Hara’nın aramızdan ayrılması hikâyeyi değiştireceğini not düşelim.

Black Bird
IMDb: 8.1
Mini dizi severler için bir solukta bitebilecek bir dizi önerisi daha: Black Bird. Bir seri katille arkadaş olup ondan cinayetlerini itiraf etmesini sağlamanız karşılığında özgürlüğünüzü geri alabileceğinizi söyleseler ne yapardınız? Üstelik bunun için maksimum güvenlikli bir psikiyatri hapishanesine girmeniz gerekiyor. Daha da ilginci, “Black Bird”ün hikâyesi gerçek olaylardan esinleniyor.

Dennis Lehane’nin James Keene ve Hillel Levin’in gerçek suç kitabı “In with the Devil”dan uyarladığı altı bölümlük mini dizide Larry Hall rolündeki Paul Walter Hauser öyle rahatsız edici bir performans sergiliyor ki, dizinin neden bu kadar konuşulduğunu birkaç bölüm içinde anlıyorsunuz. Hauser bu rolüyle Emmy kazanırken Taron Egerton da En İyi Erkek Oyuncu dalında aday gösterildi. Dizinin kadrosunda Greg Kinnear ve Sepideh Moafi’nin yanı sıra Jimmy’nin babasını canlandıran Ray Liotta da yer alıyor. Gerçek suç hikâyelerini ve psikolojik gerilimi seviyorsanız, bir hafta sonuna rahatlıkla sığdırabileceğiniz ama etkisinden o kadar kolay çıkamayacağınız dizilerden. “Prison Break” ve “Mindhunter” severler kaçırmasın.

Trying
IMDb: 8.0
Esther Smith’in canlandırdığı Nikki ile Rafe Spall’ın hayat verdiği Jason, Londra’da yaşayan ve uzun süredir çocuk sahibi olmaya çalışan bir çift. Tedavilerin ardından biyolojik yollarla çocuk sahibi olamayacaklarını öğrendiklerinde evlat edinmeye karar veriyorlar. Fakat bu kez karşılarına formlar, görüşmeler, sosyal hizmet uzmanları ve kendilerini ebeveyn olmaya yeterli görüp görmediklerini sürekli sorgulamalarına neden olan yepyeni bir süreç çıkıyor. Üstelik Nikki ve Jason’ın hayatları da pek öyle kusursuz değil.

“Trying”i güzel yapan da zaten kusursuz bir çiftin kusursuz aile olma hikâyesini anlatmaması. Nikki ve Jason bol bol hata yapıyor, tartışıyor, saçmalıyor ama bütün bunların arasında birbirlerini sevmeye ve birlikte büyümeye devam ediyorlar. Dizi evlat edinme gibi duygusal ağırlığı yüksek bir meseleyi anlatırken mizahını da hiç kaybetmiyor; zaman zaman hüzünlü ama genel olarak insanın içini ısıtan bir yapım. 2020’de başlayan “Trying”, Apple TV’nin ilk İngiliz yapımlarından biri. Dizi beşinci sezon onayını da aldı. Büyük entrikalar, cinayetler, distopyalar arasında biraz nefes almak ve gerçekten iyi insanlarla birkaç saat geçirmek istiyorsanız listenize ekleyin.

Eylül 2026 Yeni Diziler: Bu Ay Ne İzleyeceğiz?





