Sevgililer Günü yaklaşırken sanat dünyasının ünlü aşıklarının hikayelerine göz atıyoruz.
Roma İmparatorluğu’nun sonunu getiren Antonius ve Kleopatra, trajik sonlarıyla Orta Çağ’ın efsanesi Tristan ve İsolde, tutkudan nefrete evrilen aşklarıyla Napolyon ve Josephine… Dünya, zaman içinde sayısız çiftin kaotik ilişkileriyle şekillenirken sanat dünyası da tutkun aşıkların romantizmiyle şekilleniyor.
Aşk, sadece küçücük hayatlarımız ve el kadar kalbimizde iz bırakmakla kalmıyor. Tarihin en derin köşelerine nüfuz ediyor, kudretiyle medeniyetleri yerle bir ediyor ve hatta zamanla değişen sanat akımlarında dahi rüzgarı tersine çeviriyor. “Yok artık böyle aşklar” mı diyorsunuz? Küçücük bir kalp çarpıntısı, Antik Yunan mitolojisinden Orta Çağ Avrupa’sına kadar birçok şeyi değiştiriyorsa bizi neden değiştirmesin ki? Sanat dünyasının unutulmaz aşıklarıyla gelin günümüzün ihtiyatla yaklaşılan kavramını hatırlayalım.
Lee Miller & Man Ray
Paris, yüzyıllardır kaç aşkın doğumuna şahit oldu bilinmez ama Lee Miller-Man Ray aşkında derin izleri olduğu kesin. 1920’lerde New York’ta modellik yaparak geçimini sağlayan güzeller güzeli Lee Miller, iyi bir fotoğrafçı olma idealiyle New York’tan Paris’e gitmişti. Hayali; avantgart fotoğraf sanatçısı Man Ray’i bulup yanında çalışabilmekti. Asistan istemediğini söyleyerek kendisini reddeden Ray, “Hayır” yanıtını kabul etmeyen Miller’ın ısrarlarına dayanamadı ve bir süre sonra birlikte çalışmaya başladılar. Çıraklıkla başladığı günler aylara, aylar yıllara evrildi. Yaklaşık 10 yıl boyunca hem modelliğini hem de asistanlığını yaptığı bu ilişkide Miller, Ray için bir ilham perisi; Ray de dünya için 20. yüzyılın en etkili sanatçılarından biri olmuştu.

Hayranlıkla izlediği genç kadınla fırtınalı bir aşk yaşayan ünlü isim, bir gün Miller’ı çöpe attığı negatifleri yeniden kullanmaya çalışırken yakalamasıyla yıkıcı bir öfke nöbeti geçirdi. 1932 yılında ilham perisini sokağa attı, ardından da derin bir depresyona girdi. Tam iki yıl boyunca sadece Miller’ın dudaklarını resmetti. Sürrealist resim çalışmalarıyla tanınan Ray’in ünlü “l’Heure de l’Observatoire” ve “The Lovers” eserleri tam da bu dönemde ortaya çıktı. İki yılın ardından bir araya gelen ikili, sonrasında hayatları boyu arkadaş kaldılar. Geriye ise sayısız eser kaldı.

Ray – Charles Eames
Eames mobilyaları deyince bu çifte bir yerlerden aşina olduğunuzu fark edebilirsiniz. Ray ve Charles Eames çifti sadece endüstriyel tasarım dünyasının en ünlü ikililerinden biri değil, 20. yüzyıl tasarım dünyasını da kasıp kavuranlar arasında. Bu başarılı tasarımcıların, ömürlük bir aşk yaşadığını ise belki de çoğu insan bilmiyor. 1965 yılında ortaya çıkardıkları Eames Lounge and Ottoman serisi haricinde sayısız ikonik tasarım nesnesine ve uygulamaya imza atan ikilinin başarıları büyük oranda mutlu birlikteliklerinden besleniyordu. 1966 yılında Architectural Design dergisinin kapağına çıkan fotoğraf ise onların dünya çapında tanınan ürünleri üzerinden “Eames Mutluluğu”nu bir ideal olarak sunuyordu. Mutlu mu olmak istiyorsunuz, o zaman neden birlikte bir şeyler üretmeyesiniz ki?!














