Eda Bayram, kişisel bir merakla başlayan matcha yolculuğunu bugün Japonya’dan Türkiye’ye uzanan renkli bir markaya; La Matcha’ya dönüştürüyor.

Japonya’da yüzyıllardır çay kültürünün önemli bir parçası olan matcha, gölgede yetiştirilen çay yapraklarının öğütülmesiyle elde edilen ince bir yeşil çay tozu. Son yıllarda dünyanın birçok yerinde kahvenin yanına güçlü bir alternatif olarak yerleşirken Türkiye’de de giderek büyüyen bir tüketim kültürü yaratıyor.

La Matcha’nın kurucusu Eda Bayram’ın bu dünyayla ilişkisi ise önce kişisel bir merakla başlıyor. Sinema-TV eğitimi alan Bayram, Türkiye’de aradığı kaliteyi ve hayal ettiği marka dünyasını bulamayınca Japonya’dan matcha getirmeye başlıyor; ardından küçük bir sermayeyle La Matcha’yı kuruyor. Bugün matchadan hojichaya, seramiklerden kapsüllere uzanan renkli bir dünya yaratan Bayram’la Uji’den Türkiye’ye uzanan yolculuğunu, iyi matchanın peşine nasıl düştüğünü ve markası için kurduğu hayalleri konuştuk.

La Matcha: Yeşilin En Renkli Hâli
La Matcha

Her Yeşil Aynı Değil

İyi bir matcha ile vasat bir matchayı nasıl ayırt edebiliriz? Türkiye’de matcha konusunda en sık karşılaştığınız yanlış kanı nedir?

İlk bakılacak şeylerden biri renk. İyi matcha canlı, parlak bir yeşile sahip olmalı; sarıya ya da kahverengiye dönük görünmemeli. Dokusu çok ince, kokusu taze ve bitkisel olmalı. Hafif bir burukluk olabilir ama rahatsız eden, ağzı kurutan bir acılık olmamalı.

Bence Türkiye’deki en büyük yanlış, “Matcha zaten acı ve kına gibi bir şey” düşüncesi. İyi hazırlanmış, kaliteli bir matchada umami, hafif tatlılık ve burukluk dengeli biçimde bir araya gelir.

“Ceremonial” ve “Premium Ceremonial” ayrımını hangi kriterlere göre yapıyorsunuz?

“Ceremonial grade” Japonya’da resmî bir kalite standardı değil. Bu yüzden biz yalnızca etikette yazan bir ifadeye güvenmiyoruz. Hasat dönemi, yaprağın kalitesi, renk, öğütme inceliği, aroma, acılık ve özellikle umami dengesi bizim için önemli.

Premium Ceremonial dediğimiz ürün daha katmanlı, daha yumuşak bir tada sahip. Sade içildiğinde de karakterini net biçimde gösteriyor. Ben en son fincandaki deneyime bakıyorum: İçerken yüzümü buruşturuyor muyum, yoksa ikinci yudumu almak istiyor muyum?

Şarapta çok konuştuğumuz “teruar” kavramını matcha için de kullanabilir miyiz? Uji’nin toprağı ve iklimi fincandaki lezzete nasıl yansıyor?

Bence kesinlikle söz edebiliriz. Toprak, iklim, yetiştirme biçimi ve üreticinin tekniği matchanın karakterini ciddi biçimde etkiliyor. Uji benim için dengeli, rafine ve derin bir tat profili demek. Yoğun yeşil rengi ve umamisiyle kendini gösterirken sertleşmemesini çok seviyorum.

La Matcha: Yeşilin En Renkli Hâli
La Matcha

Ritüelden Trende

Japon çay kültürüyle daha yakından tanışmak sizin matchaya bakışınızı nasıl değiştirdi?

Kesinlikle. Türkiye’de ve Batı’da matcha daha renkli, hızlı, latte’lerle ve sosyal medyayla büyüyen bir dünyaya sahip. Japonya’da ise çok daha sakin, saygılı ve ritüel yönü güçlü. Ben bu iki dünyayı bir araya getirmeyi seviyorum.

Geleneğe saygı duyuyorum ama La Matcha’nın dünyası daha renkli, daha eğlenceli ve biraz daha “Eda”. Gençlere hitap eden, çılgın ve ruhu olan bir marka yaratmak istedim. Gördüğüm birçok matcha markası bana birbirine çok benzer geliyordu: aynı renkler, aynı tarz. Ben farklı bir şey yapmak istedim ve ortaya La Matcha çıktı. Bence matchaya saygı duymak için mutlaka çok ciddi olmak gerekmiyor. Matchayı ve onun etrafında yarattığın dünyayı gerçekten sevmek daha önemli.

Sizce bugün yaşadığımız şey geçici bir matcha trendi mi, yoksa kahvenin yanında kendine ait kalıcı bir tüketim kültürü mü oluşuyor?

Bence bir trend olarak görünürlük kazandı ama artık birçok kişi için alışkanlığa dönüşüyor. Türkiye’de birkaç yıl önce matchanın ne olduğunu anlatmak gerekiyordu. Şimdi insanlar içtikleri matchanın kalitesini, menşeini ve tadını soruyor. Bu büyük bir değişim.

Kahvenin yerini alacağını düşünmüyorum; almasına gerek de yok. Matchanın kahvenin yanında kendine ait güçlü bir kültür oluşturacağına inanıyorum.

La Matcha: Yeşilin En Renkli Hâli
La Matcha
La Matcha: Yeşilin En Renkli Hâli
La Matcha

Matchanın popülerleşmesiyle birlikte etrafında güçlü bir “wellness” dili de oluştu; zaman zaman ürüne neredeyse mucizevi özellikler atfedildiğini görüyoruz. Bir marka olarak sağlıkla ilgili iddialarda sınırı nerede çiziyorsunuz?

Bu konuda özellikle dikkatliyim. Bir gıda markasının işi mucize satmak değil. Matchanın kendine özgü bir içeriği var ama “Bunu iç, hayatın değişsin” gibi bir dili doğru bulmuyorum. Biz ürünün ne olduğunu, içeriğini ve tüketim deneyimini anlatmayı tercih ediyoruz.

İyi bir ürünün abartılı vaatlere ihtiyacı olmadığına inanıyorum. Birlikte çalıştığımız işletmelerden ve ürünlerimizi evlerinde tüketen kişilerden aldığımız geri bildirimler de kalite konusunda doğru bir çizgide ilerlediğimizi gösteriyor.

La Matcha: Yeşilin En Renkli Hâli
La Matcha
La Matcha: Yeşilin En Renkli Hâli
La Matcha

Uji’den Gelen Fikir

Hikâyenin başına dönelim. Matcha ile ilk karşılaşmanız ne zaman oldu ve bir marka kurma fikrine nasıl dönüştü?

Ben hep içimde “Bir şey yapmalıyım” hissiyle yaşayan biriydim. Çok uzun süre aynı yerde durabilen biri değilim. Bir şeyi seviyorsam kurcalıyorum, araştırıyorum, geliştiriyorum; sonra bir bakmışım, onu işe dönüştürmüşüm. Matcha da tam olarak böyle oldu.

Önce içmeye başladım, ardından araştırdım. Türkiye’de aradığım kaliteyi ve hayal ettiğim marka dünyasını bulamadığımı fark ettim. İlk başta hobi olarak Japonya’dan matcha getirtmeye başladım. Sonra çevremden siparişler gelmeye başladı. Bir noktada “Tamam, ben bunu gerçekten yapacağım” dedim. Hobisini işe dönüştürenlerdenim açıkçası. La Matcha, biraz plan, biraz cesaret, biraz da benim hayal gücümle doğdu.

Uji’ye ve bugün çalıştığınız üreticilere nasıl ulaştınız? Üretici seçerken sizin için belirleyici olan kriterler nelerdi?

Benim için ilk kriter hiçbir zaman yalnızca ürünün “Japonya’dan geliyor” olması değildi. Asıl önemli olan kalite ve bu kalitenin sürdürülebilir olmasıydı. Bir arkadaşım aracılığıyla Japonya’da yaşayan bir Türk’le tanıştım. Onun yardımıyla pek çok ürün denedim. Renk, koku, umami, ağızda bıraktığı his ve kalite sürekliliği benim için çok önemliydi. Elbette üreticinin belgeleri, üretim standartları ve ürünün izlenebilirliği de vazgeçilmez kriterlerdi. Çünkü güzel bir matchayı bir kez bulabilirsiniz; asıl mesele aynı kaliteyi sürekli sağlayabilmek. İşler de zaman içinde, adım adım gelişti.

La Matcha: Yeşilin En Renkli Hâli
La Matcha

Bir de tüketicinin pek görmediği taraf var: Matcha Japonya’dan çıkıp Türkiye’deki fincana ulaşana kadar oldukça hassas bir yolculuk yapıyor. Tazeliğini, rengini ve aromasını bu süreç boyunca nasıl koruyorsunuz?

Matcha özen gösterilmesi gereken bir ürün. Işık, sıcaklık, hava, nem ve zaman kalitesini etkileyebiliyor. Bu nedenle taşıma, ambalajlama, depolama koşulları ve stok döngüsünü yakından takip ediyoruz. Ürünleri uygun koşullarda paketleyip getiriyor, Türkiye’de de soğuk hava depomuzda muhafaza ediyoruz.

Benim için Japonya’dan çok iyi bir ürün seçmek yeterli değil. O ürün müşterinin fincanına ulaştığında da karakterini korumalı. Kaliteyi gerçekten belirleyen şey bu.

Markayı çok küçük bir sermayeyle ve tek başınıza kurdunuz. İlk günlere dönersek elinizde ne vardı?

Gerçekten çok az şey vardı. Büyük bir yatırımım, ekibim ya da arkamda kurulmuş bir sistemim yoktu. Ben vardım, çok inandığım bir fikir ve bolca çalışmak vardı. İlk başta ürün kalitelerini seçmekten paketlemeye, internet sitesinden sosyal medyaya ve siparişlere kadar neredeyse her şeyi kendim yaptım. Zamanla profesyonel destek almaya başladım. Şu anda bir sosyal medya ajansım ve iş geliştirme alanında birlikte çalıştığım ekip arkadaşlarım var. Geriye dönüp bakınca o ilk dönem bana biraz çılgınca geliyor. Ama sanırım yeterince çılgın olmasaydım başlayamazdım.

La Matcha

Chasen’den Kapsüle

Matcha denince karşımıza çıkan sakin, minimal ve yeşil tonlardaki estetiğin aksine La Matcha oldukça renkli ve cesur. Bu görsel dünyayı nasıl kurdunuz; insanların markayla ilk karşılaşmalarında ne hissetmesini istiyorsunuz?

Matchayı çok seviyorum ama onun mutlaka bej, beyaz ve yeşilden oluşan, sessiz ve aşırı minimal bir dünyada yaşaması gerektiğine inanmıyorum. Bu yüzden markam daha renkli, cesur, biraz feminen, biraz çılgın ve eğlenceli.

Bir paketi elinize aldığınızda önce mutlu olmanızı, sonra da “Bunu masamda görmek istiyorum” demenizi istiyorum. Benim için ürün kadar yarattığı his de önemli. Ambalajlarda neon renkleri seçmemin nedeni bu: Önce dikkat çeksin, sonra insanlarda ona dokunma isteği uyandırsın istedim. “Ulaşılabilir lüks” benim için kaliteli bir ürünü, kendine özgü ve keyifli bir deneyimle sunabilmek demek.

La Matcha: Yeşilin En Renkli Hâli
La Matcha: Yeşilin En Renkli Hâli

Geleneksel tarafta chasen, kâse ve hazırlama ritüeli var; siz bunun karşısına oldukça çağdaş bir fikir, Nespresso uyumlu matcha kapsülünü koydunuz. Bu fikir nasıl doğdu? Geleneksel ritüelle kapsül sizin zihninizde nasıl yan yana geliyor?

Geleneksel hazırlama şeklini çok seviyorum ama herkesin sabah chasen çıkaracak vakti olmadığını da biliyorum. Kapsül fikri, “Matchayı günlük hayatın içine nasıl daha kolay sokabiliriz?” sorusundan doğdu.

Proteinli matcha kapsülümüz de var. O ürün, pratik bir seçenek isteyen ve protein tüketimine dikkat eden kişiler düşünülerek geliştirildi. Mesela proteinli bir toz matcha karışımımız yok; kapsülde ise farklı bir ihtiyaca cevap vermek istedim. Bazen hazırlama ritüelinin keyfini yaşamak istersiniz, bazen de yalnızca birkaç dakikanız vardır. Ben La Matcha’nın her iki ana da eşlik edebilmesini istiyorum.

Aslında kapsül de markanın yalnızca klasik matchayla sınırlı kalmadığını gösteriyor. Hojicha’dan ube ve acai’ye, seramiklerden bambu ekipmanlara uzanan bu ürün gamı başından beri planlı mıydı, yoksa marka büyüdükçe mi şekillendi?

Başlangıçta merkezde hep matcha vardı ama La Matcha’yı hiçbir zaman yalnızca “toz matcha satan bir marka” olarak düşünmedim. Farklı matcha seçenekleri, hojicha, ube, acai, seramikler ve bambu ekipmanlar zamanla bu dünyanın doğal parçaları oldu.

Biraz müşterilerimiz yön verdi, biraz da ben yeni bir şey keşfedip “Bunu da yapalım!” dedim. Benimle çalışan ekip için muhtemelen tehlikeli bir cümle bu. Sürekli yeni fikirlerim var; hep üretmek istiyorum.

Bir Sonraki Hayal

Bütün bunların sonunda La Matcha artık sıradan bir markadan çok kendi dünyasını kuruyor gibi görünüyor. Bu dünyanın fiziksel bir adresi olacak mı?

Aklımda böyle bir hayal var ama şu an için kesinleşmiş bir kararım yok. İş yüküm zaten oldukça fazla; yeni bir operasyon üstlenmek isteyip istemediğimden henüz emin değilim. Yine de fiziksel bir La Matcha mekânı düşüncesi beni mutlu ediyor. Hatta tasarımlarına kadar hayal etmiş durumdayım.

Bir gün yaparsam insanların yalnızca ürün satın aldığı bir yer olsun istemem. Matcha içtikleri, workshop’lara katıldıkları, arkadaşlarıyla buluştukları ve markanın dünyasını yaşadıkları bir alan olsun isterim. Etkinliklerimizde, insanların markayla yüz yüze buluştuğunda kurduğu bağın ne kadar güçlendiğini görüyorum. La Matcha’nın bir topluluğa dönüşmesi de hayallerimden biri. Zaman ne gösterir, hep birlikte göreceğiz. Olursa bana da güzel bir sürpriz olur.

Bu mekân haricinde bugün için size biraz çılgınca gelen en büyük hayaliniz ne?

Ben küçük hayal kurmayı pek beceremiyorum. Beş yıl sonra La Matcha’yı Türkiye’den çıkmış, dünyanın farklı şehirlerinde de karşılık bulan bir marka olarak görmek istiyorum. Kendi matcha barlarımız, Japon üreticilerle bize özel üretimler, kendi karışımlarımız ve yeni ürün kategorilerimiz olabilir.

Ama ne kadar büyürsek büyüyelim, markanın ilk günkü enerjisini kaybetmesini istemiyorum. Biraz premium, biraz deli, biraz çocuk gibi meraklı ve çılgın… Yani hâlâ La Matcha.

İstanbul’un En İyi Matcha Durakları

İstanbul’un En İyi Vegan Mekanları

İstanbul’un En Güzel Beş Çayı Mekanları