Giyinmesini biliyordu. Kaybolmasını da. Carolyn Bessette-Kennedy, 90’ların en çok fotoğraflanan ama en az konuşan kadınıydı ve belki de bu yüzden hâlâ taklit ediliyor.

Daha Sex and the City’nin ilk sezonunda Carrie Bradshaw ve henüz yeni evlenen kız arkadaşı (Brooke) New Yorker’ların güzellik algısı üzerine konuşurken “Kendimizi Carolyn Bessette sanıyoruz” diyor. Instagram’da yere kadar uzanan maxi siyah paltolar, bej tonlarında etekler ya da siyah balıkçı yaka kazak giyen neredeyse her kızın kapıldığı estetik yanılgı da tam olarak bu: Carolyn olma arzusu.

1983’teki lise yıllığında bile sınıf arkadaşları tarafından “yaşayan en güzel kadın” olarak taçlandırılan Carolyn Bessette-Kennedy, ya da kısaca CBK… Halkın prensesi, PR prensesi; Amerika Birleşik Devletleri’nin kendinde hep eksik bulduğu “Royal Family” mitinin içine yerleşmiş bir Diana figürü. Giyinmesini bildi, bu da onu doğal yollardan moda ikonu statüsüne taşıdı. Öyle ki 1997’de Newsweek bile onu 90’ların moda ikonlarından biri olarak anıyordu. Paparazzilerin favori hedefi haline gelmesi de bunun kaçınılmaz sonucuydu: sokakta Madonna’dan farksızdı; tırnaklarını yaptırmaya giderken ya da alışverişe çıkarken bile flaşlar onun için patlıyordu. Trajik ölümü ise bütün bu paralelliklere son noktayı koydu. Bir anda küresel ölçekte izlenen, takip edilen bir figüre dönüştü.

carolyn bessette kennedy 06
Carolyn Bessette Kennedy ve John F Kennedy JR Fotoğraf: George De Sota/Liaison (Getty Images)

COOL, KÜLT, İKONİK: CBK

Ama bazen insan düşünmeden edemiyor: işi PR olan birinin bu mitin kendi payına düşen kısmını kurgulayıp kurgulamadığını… Düşününce şöyle: CBK hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyoruz. Bazı çok ünlü, “ulaşılamaz” isimler gibi; Sade, Leonardo DiCaprio ya da Mylène Farmer gibi. CBK’in nerede doğup büyüdüğünü, nereden mezun olduğunu, Calvin Klein’da basamakları nasıl tırmandığını biliyoruz. Evet evet, interneti biraz kurcaladığınızda, YouTube’da saatler süren videolara daldığınızda ilkokul arkadaşlarıyla yapılmış röportajlara bile rastlıyorsunuz. Zaten onun hakkında edindiğimiz bilgilerin hemen hepsi üçüncü kaynaklardan.

Herken onun ne kadar “normal” olduğundan, komik olduğundan, bazen tomboy davrandığından, hatta ıslak saçlarını New York metrosundaki hava akışıyla kuruttuğundan bahsediyor. Buradan yola çıkacak olursak onu cool, kült ve ikonik yapan şey de bu zaten: “özel” görünmeye çalışmayan birinin, istemeden özel bir figüre dönüşmesi. Sosyal bir güç taşıyordu; tuhaf bir gizem ve manyetik bir mesafe. Ama ne kadar samimi? İşi imaj yaratmak olan biri nasıl “It girl” olabileceğini ya da hayatını nasıl kurgulaması gerektiğini de biliyordur, yani herhalde.