Tarihin en büyük olimpiyat sporcuları bahsinde Aleksandr Karelin’in de müstesna bir yeri var. Şimdi efsane güreşçiyi hatırlama zamanı…
Siz bu satırları okurken, Mijain Lopez grekoromen güreşte inanması güç bir rekora imza atmış ve arka arkaya dördüncü ağır sıklet olimpiyat altınını boynuna takmış olabilir. Bundan 21 sene önce dördüncü altın için mindere çıkan; sadece güreş değil, tüm spor tarihinin en dominant figürlerinden bir tanesinin kalbi ise fena halde kırılmıştı. 2000 Sydney Olimpiyat Oyunları’nda buruk biten macerasına rağmen, Aleksandr Karelin’in sportif mirası her açıdan hatırlanmaya ve anlatılmaya değer.
Aleksandr Karelin, 1980’lerin başında ünlü antrenör Viktor Kuznetsov’la çalışmaya başlayarak grekoromen güreş dünyasına adım attı. Son derece iri yarı ve atletik bir çocuk olduğu için şansını farklı farklı sporlarda denemiş ama son kararını müthiş bir yeteneğe sahip olduğu minder üstünde vermişti. Zaten gerisi de tarihti… Karelin ilk olarak 1982-87 yılları arasında maç kaybetmemiş, 1987’deki Sovyetler Birliği Şampiyonası’nda Igor Rostorotsky’ye mağlup olana kadar kusursuz performanslar ortaya koymuştu. Normal şartlarda birçoklarının o mağlubiyetten sonra ritmi bozulabilecekken, o, devamında gelen 13 sene boyunca yine yenilgi yüzü görmeyecekti. Daha da inanılmazı, bu serinin son yedi senesinde hiçbir rakibi Karelin’den puan alamayacaktı.
Grekoromen güreşin ağır sıkleti 130 kiloda yarışan Karelin ile aynı çağda, aynı sporu yapmak tek kelimeyle bahtsızlıktı. Tomas Johansson, Matt Ghaffari ve Hector Millian gibi birçok yetenekli isim onun gölgesinden hiçbir zaman çıkamadılar. Ünlü spor yazarı Philip Hersh, Rus güreşçinin kurduğu hakimiyeti, “Karelin, grekoromen güreşi 13 sene boyunca sadece domine etmedi, o tüm grekoromen güreş dünyasına korku saldı” sözleriyle anlatıyordu. Normalde oldukça alçakgönüllü bir karakter olan Karelin de, “Dürüst olmak gerekirse, rakiplerimin gözlerinde korkuyu görüyorum” sözleriyle açıklamayı doğruluyordu. Sıkletindeki hükümdarlığıyla “Alexander the Great” (Büyük İskender), devasa fiziği sayesinde “Russian Bear” (Rus Ayısı), sanki bir laboratuvar üretimiymiş gibi kusursuz olduğu için “The Experiment” (Deney) lakaplarını alan Karelin’i durdurmak söz konusu dahi değildi. Onu özel yapan şeylerin başında gösterişli stili, bilhassa da kendi adını taşıyan “Karelin Kaldırışı” geliyordu.

Her biri en az 130 kilo olan devasa rakiplerini gövdelerinden (grekoromen güreşte sporcular sadece belden yukarıya hamle yapabiliyor) yakalayıp geriye doğru kaldırarak yere çalan Karelin, o sıklette pek nadir uygulanan taktiğiyle sayısız maç kazandı. yazarı John Greenwald, kaldırış esnasında ayakları yerden kesilen güreşçileri birer patates çuvalına benzetecekti. Karelin’le aynı minderi paylaşan ABD’li Jeff Blatnick ise onunla güreşirken birincil amacının yakalanıp havaya kaldırılmamak olduğunu anlatıyordu. Hatta Blatnick’e göre, Karelin’le karşılaşıp yerden kesilmemek bir zaferle eşdeğerdi. 1988, 1992 ve 1996’da bu akıl almaz becerilerini olimpiyat sahnesine taşıyan yıldız isim, üç tane ağır sıklet altın madalyasında uzandı. Tabii bunun yanına dokuz dünya ve 12 de Avrupa şampiyonluğu ekleyerek hakimiyetini perçinleyecekti. Son müsabakası olan 2000 Sydney Olimpiyat Oyunları’nda zorlanmadan finale geldiğinde, vedasını dördüncü altınla yapacağına kesin gözle bakılıyordu.






