Tuvalden sahneye, altmış seneyi aşan sanat yolculuğuyla çağdaş Türk sanatının en önemli sanatçılarından Mehmet Güleryüz‘ü Saatolog Dergisi için yaptığımız röportaj ile anıyoruz.

Sanatla geçen bunca yılın ardından, “ustalaşmak” sizin için ne demek?
Nasıl baktığınıza göre değişen bir kavram. Ustalık, bir mesleğin içinde olan değerleri yeniden edinmek, mesleğin dinamiklere uygun davranmak ve sonra da o değerlere karşı çıkmakla kazanılıyor. Usta olmak gibi bir endişem olmadı. Hep kendi ustalığıma karşı savaştım. Gayretim kendimi bilmek üzerine oldu. Sadece sanatta değil, yaşamda da temel meselenin insanın kendisini çözebilmesi ve ölçebilmesi üzerine olduğunu düşünüyorum.
Neden başkaldırmalı ustalığa?
Ustalığın kimi zaman tehlikeli olduğunu idrak etmek gerekiyor. Ayrışabilmek, uzaklaşabilmek ve belki de kaybeden olmayı göze almak gerek. Dediğim gibi en büyük gayretim kendimi bilmek üzerine oldu. Kendi yüzüne, içine bakabilen biri olmak. Kendinize karşı objektif olmanız ve otokritik bir bakışınızın olması lazım. Eğer siz kendinizi ölçemiyorsanız, dışarıdan gelenin de pek bir anlamı yok. Ne zaman ki insan kendisini karşısına alıyor ve sorgulamaya başlıyor, birlik gibi görünen ruh ve beden ayrışıyor. Ve sonra birleşmek için bir araya geliyor.
Sanat, bir sökme ve takma meselesi. Tekrar birleştireceksiniz, fakat söktüğünüz halinden farklı olacak ortaya çıkan. Ressamdan beklenen budur: Yeni bir çizgi görmek. Yolun hep yeni olması lazım. Yaptığım işlerin biri, diğerine benzemez. Resimlerimde görünenin altında başka yirmi hal daha vardır. Babamın evimizin duvarına astığı bir Yunus Emre deyişi vardı: “…Öyle bir söz söylemek gerek / Melekler de bilmez ola”.
İnsan bedenini cesur ve hiç olmadığı kadar çıplak tasvir eden sanatçılardan birisiniz. nasıl hayat buluyor insan bedeni eserlerinizde?
Benim çıplak figürüm akademik çıplaklığa karşıydı. Akademide model, salt bir biçim elemanı olarak kullanılıyordu. Çıplaklığın psişik, politik ya da sosyal yanı ele alınmıyordu. Sadece birer natürmort, ölü doğa gibiydi bu insan biçimleri. Buna karşı duyduğum tepki beni akademiden uzaklaştırdı. Hatta akademiden uzaklaşınca bir süre profesyonel tiyatro yaptım. Tiyatrodan beden ve bedenin ifade edilişi üzerine çok şey öğrendim. Düşünsel ve ruhi kabın aslında bedeni nasıl dönüştürdüğünü fark etmemi sağladı tiyatro. Resimlerimdeki çıplak bedenler de buraya dayanıyor. Tiyatroda keşfettiğim, resmim için dönüm noktası oldu. İnsan bedeni dışında hayvan f igürleri de çizdim. Uzun zaman, insanı maymun bedeninde buluşturdum psişik olarak. İnsandan uzaklaşarak insanı düşündürmek için hayvan figürlerini kullandım; formun ve ifadenin imkânlarını bir de böyle keşfettim.







