Alev Ebüzziya, tek renkle sırlanan, küçük tabanlarıyla âdeta havada süzülüyormuş gibi görünen seramik çanaklarını 60 yılı aşkın bir süredir üretiyor. Her ne kadar “usta” diye anılmaktan hoşlanmasa da seramiğin ve çağdaş Türk sanatının en mahir isimlerinden biri. Abidin Dino’nun bir vakitler, “Hem kuzum, söyler misiniz, bu çanaklara ne koymayı göze alıyorsunuz? Nar taneleri mi, zencefil mi, kuş sütü mü yoksa?” dediği çanaklarını görür görmez Ebüzziya’nın elinden çıktığını anlıyoruz. Bu kendine has imzanın ardında ise belki de onlarca yıldır tekerrür eden tutku ve çalışkanlık yatıyor.

Zamanla usta olmanın sırrı nedir?
Bunun bir sırrı yok. Çok çalışmak gerekli yalnızca. Ne kadar yetenekli olursanız olun, çok çalışmadığınız takdirde bir yere varmanız mümkün değil.
İstanbul’daki son sergilerinizden biri geçtiğimiz yıllarda düzenlendiğiniz “Tekerrür”dü. Yarım asrı geçen sanat yolculuğunuzu düşünürseniz “tekerrür” nasıl karşılık buluyor yaşamda?
Bugün hâlâ başka bir çanak yapabiliyorsam bu bir tekerrürdür. Bir şeyleri tekrarlaya tekrarlaya öğrenebiliyoruz. Ancak bu, aynı şeyi tekrarlamak anlamına gelmiyor. Aynı şeyi başka türlü yapmak olarak da düşünebiliriz “tekerrür”ü.
Yaratım değil, üretim ifadesini kullanıyorsunuz. Tek bir çanağın yolculuğu ve üretim süreci nasıl geçiyor?
Evet, kendime hiçbir zaman sanatçı demedim, yaptığım işe de sanat demedim. Her zaman iş ürettiğimi söylerim. Bir çanağın yolculuğuna gelirsek; çok yoğun bir şekilde ve ağır bir işçilikle en az altı saat süren bir üretim süreci söz konusu. Çamuru yoğurmak, bantları hazırlamak, üst üste koymak gibi adımlarla muhakkak altı saat kadar süren yorucu bir üretim aşaması var. Ancak hiç şikâyet etmem yorucu olmasından.

Her çanağın fırından dilediğiniz gibi çıkmadığını tahmin ediyorum. Ne yapıyorsunuz bu çanaklara?





