Beyazperdede New York: İmza Mekanlar, Unutulmaz Filmler
Bu kez rotamız Atlantik’in ötesi… New York’un bitmeyen enerjisine karışıyor, perdeye sığmayan bir metropolün izini sürüyoruz. Hazırsanız, New York’ta geçen filmlerle dolu bir keşfe çıkıyoruz.
Kimi zaman romantik bir randevunun fonu; kimi zaman suçun, yalnızlığın ya da hayallerin merkez üssü… Tabii ki New York City! Sarı taksilerden gelen korna sesleriyle, bitmeyen trafiği, kalabalık caddeleri, sabaha karşı boş sokaklarda yürüyen binbir çeşit sakini, gökdelenlerin arasındaki o görkemli dünyasıyla; Amerikan Rüyası’nın merkezi, sinema tarihinin en büyük ve en ünlü durağı şüphesiz. Beyazperdede yıllarca Manhattan’ın göz kamaştıran temposundan Brooklyn’de çok sesli bir mahalleye, Queens’in köhne sokaklarından her mevsimde farklı bir renge bürünen uçsuz bucaksız Central Park’a uzanan birçok hikâye izledik. Şimdi ise Atlantik’in ötesine yeniden bakıyor, New York’ta geçen filmlerle şehrin bu büyüleyici evrenine doğru bir kez daha adım atıyoruz. Yolunuz New York’a düştüğünde bu kez bu mekânlara, bu yollara, bu apartmanlara dikkatle bakın.
Anora (2024) / Sean Parker
IMDB: 7.4
En İyi Film, Yönetmen ve Senaryo dahil beş ödül kazanarak 97. Akademi Ödülleri’ne damga vuran “Anora” Brooklyn’li bir striptizcinin zengin bir Rus oligarkın oğluyla evlenmesini konu alıyor. New York’un tanıdığımız ve bildiğimiz merkezini değil, güney Brooklyn’in daha sessiz ama yoğun tarihlere sahip mahallelerinde geçmesi bu filmi farklı kılan özelliklerinden biri.

1989’da açıldığından beri mahallenin vazgeçilmezi olan Rus restoranı Tatiana, Coney Island’ın 84 yıllık simge yapılarından Williams Candy Shop, klasik bir Amerikan restoranı olan Parkview Diner filmde görebileceğiniz mekânlar arasında. Mikey Madison’a En İyi Kadın Oyuncu Oscar’ını kazandıran Ani karakterinin evi ise 156 Brighton 11. Cadde’de. Düşük katlı ve gölgeli sokaklarda hem içini hem de dışını gördüğümüz bu ev de Brooklyn’de hayal ve gerçeğin kesiştiği bir dünyanın merkezinde.

In the Heights (2021) / Jon M. Chu
IMDB: 7.2
Lin-Manuel Miranda ve Quiara Alegría Hudes’in Tony ödüllü müzikalinden uyarlanan In the Heights, Manhattan’ın kuzeyinde bulunan Washington Heights’da geçiyor. Hikâye; Manhattan’da dükkanını kapatmanın eşiğine gelen Dominikli bir bakkal olan Usnavi de la Vega; yakın arkadaşları ve komşularının etrafında dönüyor. Film, ruhuna uygun olarak 155. caddeden 195. caddeye kadar olan bölgede çekilmiş. Bunun sebebi ise her köşe başından gelen müzik sesleri, kalabalık ve şehrin gürültüsünün, hareketinin merkezde olması. 177. Cadde ve Amsterdam Bulvarı’ndaki gerçek Highbridge Park havuzu, 175. Cadde ve Audubon Bulvarı filmde görüp gerçekten de bu mahalle içinde ziyaret edebileceğiniz yerler arasında. 175. Cadde’nin batı ucunda bulunan J. Hood Wright Parkı ve George Washington Köprüsü’nün muhteşem manzarası “In the Heighs”ı izlerken gözünüzü alabilir.

Frances Ha (2012) / Noah Baumbach
IMDB: 7.4
Greta Gerwig’in başrolünü üstlendiği “Frances Ha” yolunu kaybetmiş bir dansçının hikâyesini Sacramento, Paris ve New York’ta çiziyor. Punk rockçılar, break dansçılar, drag queen’ler, caz müzisyenleri ve sanatçılarla oldukça renkli bir ziyaretçi listesi bulunan, Doğu 9. Cadde’deki Tompkins Square Park ve bu parktan hareket ettiğinizde, East Houston ile Allen’ın köşesinde bulunan İspanyol restoranı Oliva Restaurant filmin dikkat çekici mekânlarından. Frances ve Sophie’nin yaşadığı ev Brooklyn, Prospect Park’taki 682 Vanderbilt Caddesi’nde.

Frances ve Sophie’nin birlikte keyifli bir öğle yemeği yediği Bryant Park’ın da enteresan bir geçmişi var. Manhattan’ın merkezinde bulunan özel park, NYPL arşivleri ve eski bir mezarlığın üzerine inşa edilmiş. Bir diğer restoran ise 152 Stanton Caddesi’nde bulunan Arjantin usulü bir bistro olan Azul Bistro. Frances ve Lev’in akşam yemeği yedikleri restoran da burası. Filmde bir de meşhur City Hall Park var. New York’taki devlet dairesi çalışanlarının ve yıldırım nikâhıyla evlenmek isteyen çiftlerin koşuşturdukları yer de burası. New York’un artık hizmet dışı olan ünlü metrosu “Jewel in the Crown” da bu binanın hemen altında yer alıyor.

Goodfellas (1990) / Martin Scorsese
IMDB: 8.7
Martin Scorsese, en sevilen filmlerinden biri olan Goodfellas’ta da New York metropolünden pek uzaklaşmıyor. Başrollerini Joe Pesci, Robert De Niro, Lorraine Bracco ve Ray Liotta’nın üstlendiği kült suç draması, bir mafya üyesi ile aile ve arkadaş ağını odağına alıyor. Büyük bölümü Queens’in Astoria semtinde çekilen filmde Brooklyn, Manhattan, Staten Island, Long Island ve New Jersey’den de sahneler var. Filmde gördüğümüz en ünlü barlardan Manhattan’daki Copacabana 1992’de kapandı. Ancak New York’a yolunuz düşerse, Goodfellas’la olan bağını gururla kutlayan Neir’s sizin için biçilmiş kaftan olabilir. New York’un en eski barlarından biri olan Neir’s, 1829’da Old Blue Pump House adıyla açıldı. Bugün Neir’s Tavern adıyla yaşayan bu bar, kendine “dünyanın en ünlü bilinmeyen barı” diyor.

Kramer vs. Kramer (1979) / Robert Benton
IMDB: 7.8
İki Oscar ödüllü efsane aktör Dustin Hoffman’ın canlandırdığı Ted Kramer, uzun yıllardır birlikte olduğu eşinin onu ve şehri aniden terk etmesinin ardından kariyer tutkunu bir reklamcıdan, şefkatli ve ilgili bir babaya dönüşür. Üç Oscar ödüllü muhteşem Meryl Streep’in canlandırdığı Joanna ise bir süre sonra New York’a geri döner ve aralarında çetin bir velayet savaşı başlar.

Filmin en can alıcı sahnelerinden biri, tabii ki New York’un en ünlü simgelerinden Central Park’ta çekildi. Kramer’in meşhur apartmanı 176 E 77th Street’te bulunuyor. Filmdeki ünlü mahkeme sahneleri ise şehrin en önemli tarihi yapılarında çekildi. Biri, George Washington’ın ilk başkanlık yemin töreninin yapıldığı yer olarak hizmet veren Federal Hall, diğeri ise 19’uncu yüzyıldan kalma en ünlü tarihi yapılardan biri olan Tweed Courthouse.

Dog Day Afternoon (1975) / Sidney Lumet
IMDB: 8.0
New York’un fonda olduğu en iyi filmlerden biri de Sidney Lumet’in 1972’de gerçekleşen gerçek bir soygundan uyarladığı ünlü filmi Dog Day Afternoon. Sonny rolünde olağanüstü aktör Al Pacino’yu gözlerimiz kamaşarak izlediğimiz filmin neredeyse tamamı Brooklyn’deki Prospect Park’ın hemen batısında, 17. ve 18. Caddeler arasında yer alan Prospect Park West’te çekildi.

Ancak burası yıllar içinde biraz değişti. O meşhur “banka” artık 285 Prospect Park West’te özel bir apartmana ait. “Dog Day Afternoon”un “En İyi Özgün Senaryo” kategorisinde Akademi Ödülü’nün sahibi olduğunu da not düşelim.

Breakfast at Tiffany’s (1961) / Blake Edwards
IMDB: 7.5
Audrey Hepburn’ün bir gece önceden kalma siyah elbisesi, elinde çöreği ve kahvesiyle Tiffany’s mağazası önünde kendinden geçen Holly Golightly’i canlandırdığı bu filmi hepimiz hatırlarız. New York sosyetesinde onu kulüplere ve restoranlara götürecek, ona pahalı hediyeler verecek zengin erkeklerle sosyalleşen, onlardan biriyle evlenmeyi uman saf ve taşralı Holly, “Breakfast at Tiffany’s” kitabının yazarı Truman Capote’ye göre bir “Amerikan Geyşası” olarak tanımlanıyor.

Bizim gönlümüzde ise Hepburn’ün zerafeti ve birbirinden şık kostümleriyle Holly zamansız bir karakter. Filmde geçen ünlü Tiffany & Co. mağazası 57. Sokak, 727 5. Cadde’de bulunuyor. Holly’nin dairesi 169 Doğu 71. Cadde’de. Filmin bir diğer ünlü çekim mekânı da 1895’ten beri hizmet veren New York Halk Kütüphanesi.

The Seven Year Itch (1955) / Billy Wilder
IMDB: 7.0
Sinema tarihinin en ikonik sahnelerinden biri tam olarak nerede çekilmişti? New York’un en ünlü metro duraklarından birinde. Ancak burada ne bir işaret ne de bir yönledirme var. Yani ne aradığınızı bilmiyorsanız dünyanın en ünlü sahnelerinden birinin yaşandığı yerden sessizce yürüyüp gidebilirsiniz.

Marilyn Monroe’nun Tom Ewell’la birlikte o ünlü beyaz elbisesiyle bir metro ızgarasının üzerinde durup eteklerini havalandırırken çok eğlendiği yer, tam olarak Manhattan’da bulunan Lexington Avenue ile 52nd Street’in birleştiği yerde. Orijinali 15 Eylül 1954’te, soğuk bir gecede gece saat 01.00 sularında çekilen bu sahnenin çekimi tam üç saat sürmüş. Onlarca fotoğrafçı ve meraklı bir kalabalık yüzünden Monroe’nun repliklerini sürekli şaşırdığı da rivayet edilir. Bunca çabaya rağmen bu sahne teknik sorunlar nedeniyle filmde kullanılamadı. Ancak aynı lokasyon Fox stüdyoları içinde tekrar set olarak kuruldu ve hem Marilyn’le hem de filmle özdeşleşen o özel an işte böyle ortaya çıktı.

Kapak Fotoğrafı: Michael Ochs Archives / Getty Images
Mubi’de İzleyebileceğiniz Unutulmaz Türk Filmleri