Adnan Çoker 22 Ağustos tarihinde aramızdan ayrıldığında arkasında birçok öğrenci, resim ve en önemlisi resimde yaratıcılığa dair birçok önemli fikir bıraktı.

Adnan Çoker, sanat tarihinde kendi kanonunu oluşturmayı hedeflemiş ve kendine has tarzıyla öne çıkmış bir sanatçıydı. Adnan Çoker resmi genel olarak 1970 öncesi ve sonrası dönem olarak ikiye ayrılabilir. Her iki döneminde de kendi felsefesiyle hareket eden Çoker’in resminde geometrik formlar, renk ayrımları ve iç uzam kavramı öne çıkar. 1970 öncesi dönemi soyut anlatımcılıkla geçer. Sonrasında ise onun şemalara, mimari formlara yöneldiğini görürüz.
Bu formlarda ne görürüz ve bu resimler bizleri neden içine çeker?
Resimlerinde siyah fonlar onun tesadüfi şekilde keşfettiği bir ifade biçimi değildir. Aksine, Çoker’in resminde her şey planlanmış ve bilgiyle ortaya konulmuştur. O, bir yandan gördüğünü kendi bilgi ve görü potansiyeliyle resmeder, diğer yandan da resme dair yeni bir söylem geliştirmeye çalışır. Necmi Sönmez Art Unlimited’de “Yel, Toz, Portreler: Adnan Çoker” adlı yazısında onun resimleriyle ve duruşuyla Sanat Tarihi alanında “kanon” oluşturmak isteyen bir tavrı olduğunu söyler. Necmi Sönmez’in bu tespiti oldukça doğrudur. Çoker’in eğitim yaşamı da ona bu kanonu oluşturmak için fırsat vermiştir. Paris’te Andre Lhote, Henri Goetz, Hayter ve Emilio Vedova ile çalışan Çoker, 1960’da öğrenimini tamamlayarak Türkiye’ye döner.
1960 yılında Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’nde asistan olarak çalışmaya başlar. 1963’te A. Gürman, Sarkis, Devrim Erbil ve Tülay Tura ile “Mavi Grup” adlı resim grubunu oluşturur. 1964’te ise Fransa’dan aldığı burs ikinci kez Paris’e giden Çoker, W. Hayter Atölyesi’nde gravür, Goetz Atölyesi’nde boya etütlerini sürdürür ve bu arada “Siyah Fonlu Resimler”e orada başlar. Çoker bu dönemin ardından akademide profesörlüğe kadar yükselir ve kendi öğrencilerini de yetiştirir. Necmi Sönmez aynı yazısında onun asla öğrencilerine kendi tarzını dayatmadığından bahseder. Bu durum da sanatçının genel olarak resme ve sanat özgürlükçü bir alandan bakabilme potansiyelini gösterir.

Elbette bu sorunun tek bir cevabı yok. Ancak, Adnan Çoker’in resimlerindeki felsefi yanı anlamak bizi onun resmine yakınlaştırır. Sanatçı, geleneksel Türk mimarisinin iç uzam kavramından yola çıkar. İç uzamdan ilham alırken gizemli anlam aramaz. O soyut bir hacim yaratmak ister resimlerde… Soyut şekiller birbirlerinin üzerine geçmeden düzenli bir şekilde hacim yaratır. Bu şekilde resimlerinde denge ve huzuru arar. Onun resimlerinde Osmanlı ve Selçuklu mimarisinden kalıntılar görmek mümkündür. Sivri kemerli kapılar, pencere motiflerinden ilham alarak yaptığı resimler içsel bir yolcuğun dışa vuruş halidir. Her şey onun için bir kalıp gibi ortaya çıkar. Çoker’in kendisi de resimlerinden bahsederken “kalıp biçimi” kavramını kullanır. Onun resimlerinde alışagelmiş geometrik formları görebiliriz ama bu formlar sanatçının kendine göre oluşturduğu farklı biçimlerle öne çıkar. Geometrik formlar yeni biçimler ve anlamlar edinir.






