Perde açılsın. 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü’nde sizi sahnelerin büyülü dünyasına davet ediyoruz. Duygular, yüzleşmeler ve şaşırtıcı hikâyelerle dolu 2026 tiyatro oyunları listemizde.
Sahne ışıkları 2026’da da birbirinden ilgi çekici oyunlar için yanmaya devam ediyor. Klasikleşmiş başyapıtlardan modern anlatılara, sarsıcı yüzleşmelerden neşe dolu kahkahalara kadar tiyatronun tüm renkleri bu listede buluşuyor. Şehrin hafızasından aile bağlarının çıkmazına uzanan bu yapımlar, izleyicisini her perdede kendinden bir parça bulmaya davet ediyor.
2026 Tiyatro Oyunları
A Yüzü B Yüzü
Başak Kıvılcım Ertanoğlu’nun yazıp yönettiği A Yüzü B Yüzü, kadınların gündelik hayatlarına sinen görünmez kalıpları ve tekrar eden toplumsal döngüleri müzikle örülü bir sahne diliyle görünür kılıyor. Berfu Öngören ve Pınar Tuncegil’in performanslarıyla hayat bulan oyun; bir servis elemanından oto tamircisine, işsiz bir kadından televizyon sunucusuna uzanan dört farklı hikâyeyi tek bir ortak nakaratta buluşturuyor. Prömiyerini 12 Mart’ta yapan yapım, 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü’nde DasDas İstinyePark Açık Sahne’de izleyiciyle buluşurken; eğlenceli ritminin altına sakladığı sert gerçeklikle, kadınların bastırılmış seslerini bu kez yüksek perdeden dile getiriyor.

Liste
Jennifer Tremblay’in ödüllü eseri Liste, sıradan bir annenin gündelik yapılacaklar listesinin nasıl ağır bir vicdan muhasebesine dönüştüğünü sarsıcı bir dille yansıtıyor. İnci Türkay’ın tek kişilik devleşen performansıyla hayat bulan oyun, trajik bir ihmalin yarattığı duygusal kırılmayı merkeze alıyor. Yağan kar efekti ve sade sahne diliyle derinleşen bu anlatı, tamamı yaratıcı kadınlardan oluşan bir ekibin imzasını taşıyor. Londra prömiyerinde dakikalarca ayakta alkışlanan yapım, Türkiye yolculuğuna Ankara’da başladı. İngilizce üst yazı desteğiyle uluslararası bir kimlik kazanan Liste, izleyicisini sessizliğin ve derin bir hesaplaşmanın içine konuk ediyor.

Gecenin Ardında
Aynı yollardan, farklı kaderlerin ağırlığıyla geçen iki adamın tuhaf ve kaçınılmaz kesişmesini izlemeye hazır olun. Biri, hayatı boyunca biriktirdiği ne varsa hırsızlara kaptırmış bir mağdur; diğeri ise çaresizliğin eşiğinde, o gece ilk kez hırsızlığa niyetlenmiş bir acemi. Kaderin ironik bir oyunuyla, mağdur hırsızı, hırsız ise mağduru tam o anda kıskıvrak yakalıyor. Roller birbirine karışırken etik değerlerin, vicdanın ve çaresizliğin sorgulandığı, psikolojik derinliği olan ancak bir o kadar da absürt ve komik bir hesaplaşma başlıyor. Erkay Yavuz ve Erkan Akbulut’un performansıyla hayat bulan bu hikaye, izleyicisini kahkaha ile hüzün arasında bir yolculuğa davet ediyor.

Sürüklenmiş
Sürüklenmiş, beklemek ve kaybolmak üzerine kurulu sarsıcı bir yüzleşme. Bir deniz, bir batık ve darmadağın bir çocukluk; dalgaların kıyıya vurduğu hatıralar, yalnızlık ve çok özlemek… Belki bu bir kurtuluş hikayesi, belki de derin bir batışın itirafı… Rıza Kocaoğlu ve Tuğrul Tülek’in performansıyla hayat bulan bu oyun babaları, oğulları, gitmenin ağırlığını ve yas tutabilme becerisini sorguluyor.
“Hikayendeki o adam aslında sendin baba. Kaçmak isteyen ama akıntıya kapılıp sahile vuran…”

Bu Hikaye Senden Uzun Osman
Aylin Balboa’nın sevilen eseri “Bu Hikaye Senden Uzun Osman”, Şenay Gürler’in tek kişilik performansıyla sahnede devleşiyor. Yönetmenliğini Salih Usta’nın üstlendiği oyun, uzun bir birlikteliğin ardından yaşanan ayrılığın sarsıcı ve dönüştürücü günlüğünü tutuyor. Ana karakterimiz hayat arkadaşı Osman’a yazdığı mektuplarla içini dökmeye başlar. Ancak zamanla bu satırlar bir cevap beklemekten ziyade Osman’ın gölgesinden sıyrılıp kadının kendi içsel yolculuğuna evrilir. Kendi hayatının kırılma noktalarını belgeleyen bu mektuplar, yas tutmanın ötesine geçerek özgürleştirici bir dönüşümün hikayesine dönüşür.

Pera’nın Kadınları
Dillerin ve kültürlerin iç içe geçtiği, hikâyelerin başkenti Beyoğlu’nun kalbi Pera’ya hoş geldiniz. Şair Nigar, Valentina Barones Taşkin, Cahide Sonku ve Madam Anahit tarihin, müziğin ve sahnelerin tozlu sayfalarından çıkıp Pera’nın hafızasında yeniden canlanıyor. Zamanın arasına sıkışmış ve hikayeleri yarım kalmış bu ikonik kadınlar, sahnede muazzam bir buluşmaya imza atıyor. Bir ses, bir nota ve sarsıcı bir anıyla şekillenen bu müzikal tiyatro, Pera’nın çok katmanlı geçmişinde yankılanan kadın seslerini bugüne taşıyor. Geçmişin izlerini süren bu kadınlar, kendi hikayelerini yeniden anlatırken sizi de büyülü bir zaman yolculuğuna davet ediyor.

Denetçiler
Bir bodrum katında, fuşya renkli gölgelerin altında toplanan beş komşu, absürt bir bürokrasi labirentinde hayatta kalmaya çalışıyor. Gündem maddeleri net, kurallar kesin ve denetçiler her an aramızda. Peki, aidat miktarınızı “yalnızlık oranınız” belirleseydi ne yapardınız? Sistemin feneri zil sesinden varlık beyanına kadar her şey sorguluyor. Sakinler, varlık beyanına “iki kırık hayal” yazdığında sistemin onların affedip affetmeyeceğini merak ediyor. Bu absürt apartman toplantısı, modern sistemin ve bireyin trajikomik bir röntgenini çekiyor. Deneysel ve absürt komedi tarzının başarılı bir örneği olan Denetçiler, yılın en dikkat çeken oyunlarından biri olarak sahneleniyor.

Aleyha
Yoğun ve zorlayıcı bir psikolojik süreçten geçen bir kadın, kapısının ısrarla çalınmasıyla derin sessizliğini bozmak zorunda kalır. Elinde kabak tatlısıyla içeri süzülen gizemli ve davetsiz misafir, aslında kadının yıllardır kaçtığı geçmişiyle yapılacak o büyük yüzleşmenin habercisidir. Yılın en yeni oyunları arasında yer alan Aleyha, sırlar arasından süzülüp küllerinden yeniden doğan bir kadının hikayesini anlatıyor. Birinin yarasının, diğerinin şifasına dönüştüğü bu tek perdelik yolculukta açığa çıkan sırlar zamansız bir vedaya evrilerek çemberi tamamlıyor.

En İyi İkinci
Kıl payı kaçan fırsatların ve hayatın dolambaçlı yollarının dokunaklı komedisi En İyi İkinci ile sahneleniyor. Barney Norris imzalı eser, Kürşat Demir’in tek kişilik performansıyla sahnede hayat buluyor. Hikâye, seçilmeyen yollar üzerine odaklanarak, “O an farklı bir tercih yapsaydım hayatım daha mı iyi olurdu?” sorusuyla kendini yiyip bitirenlere ayna tutuyor. Bizi biz yapan o kritik dönüm noktalarını sorgularken, kaçırılan hayatların aslında göründüğü kadar parlak olup olmadığını tartışmaya açıyor. Kaderin oyunlarını mizahi ve hüzünlü bir dille harmanlayan En İyi İkinci, seyirciyi kendi pişmanlıkları ve seçimleriyle yüzleşmeye davet ediyor.

Şakkadanak
“Okulu bitir, işe gir, evlen, çocuk yap… Mutlu hayatın formülü gerçekten bu mu?” Nazan ve Mehmet’in sıradan düzeni, beklenmedik bir düğün davetiyle altüst olur. Toplumsal baskılar, ailevi beklentiler ve modern hayatın kıskacında sıkışan bu çiftin hikâyesi, seçim yapmanın imkansızlaştığı bir çıkmazı sahneye taşıyor. Cansu Tekoluk ve Sercan Er’in performansıyla hayat bulan oyun, hayatta kalma mücadelesini özellikle kadın perspektifinden yeniden tanımlıyor. Şakkadanak, izleyiciyi kendi kararlarını ve çevresindeki dayatmaları sorgulamaya davet ederken, sarsıcı bir kişisel yüzleşmenin kapılarını aralıyor.

Şüphe
New York’ta bir Katolik okulunda değişim rüzgârları eserken, kurumun katı duvarları sarsıcı bir iddiayla yankılanır. Okul müdiresi Rahibe Agnes’ın disiplinli bakışları, reformcu Peder Flynn’in okulun ilk siyahi öğrencisiyle kurduğu yakınlığa kilitlenir. Zihinde çakan işte o ilk kıvılcım bir şüphenin fitilini ateşler. Rüçhan Çalışkur ve Nuri Karadeniz’in başrolünde olduğu Şüphe, inanç ile kuşku, vicdan ile korku arasındaki o ince çizgide yürüyor. Fısıltılar büyüyüp sınırlar bulanıklaşırken, her sahne nabzı yükselten bir gerilime dönüşüyor. Bu oyun cevap vermekten ziyade, zihinlerde derin bir çatlak açarak sizi şu kaçınılmaz soruyla baş başa bırakıyor: “Gerçekten ne oldu?”

Hadi Öldürsene Canikom
Eski bir apartmanın rutubetli bodrum katında, yalnızlığa karşı birbirine tutunan iki şehirli kadın: Diha ve Siyen. Bazen huysuz, bazen neşeli ama her daim birbirine yoldaş olan bu ikilinin tekdüze hayatı, radyodan duydukları bir anonsla tamamen değişir. Artık heyecanla bekledikleri gizemli bir misafir vardır ve bu bekleyiş onlara eski günlerin enerjisini yeniden fısıldar. Aziz Nesin’in ölümsüz eseri Hadi Öldürsene Canikom, yaşlılığı, yalnızlığı ve içimizde hiç büyümeyen o çocuksu yanı hınzır bir dille sorguluyor. Günay Karacaoğlu, Zeynep Kankonde ve Bülent Alkış’ın performanslarıyla hayat bulan bu sıcak ve dokunaklı hikâye, hayatın her şeye rağmen yaşanmaya değer olduğunu hatırlatıyor.

Satıcının Ölümü
Arthur Miller’ın Pulitzer ve Tony ödüllü başyapıtı Satıcının Ölümü, Amerikan Rüyası’nın parıltılı kabuğunu soyarak ardındaki sarsıcı gerçekleri sahnede çıplak bırakıyor. Willy Loman’ın başarı hırsı, tükenen umutları ve ailesiyle olan çatışmalı bağları üzerinden şekillenen bu kült dram; modern insanın sistem içindeki trajik sıkışmışlığını anlatıyor. Halit Ergenç, Zerrin Tekindor ve Fatih Artman gibi dev isimlerin başrolü paylaştığı oyun, hayaller ile gerçeklerin amansız çarpışmasını konu alıyor. Kuşaklar arası kopukluğu ve sadakati sorgulatan bu zamansız oyun, izleyiciyi başarı kavramını yeniden düşünmeye zorlayan duygusal bir yolculuğa davet ediyor.

Deli Misin Sen?
Barodan atılmış ve hayatı bir enkaz yığınına dönmüş eski avukat Zeynep, son bir kurtuluş umuduyla Cem’in evine sızar. Ancak Cem, dünyanın kabalığından kaçıp kendi analog dünyasına sığınmış, iyiliğin delilik sayıldığı bu çağda nezaketinden ödün vermeyen bir münzevidir. Zeynep’in hesaba katmadığı devasa detay ise Cem’in görünmez dostu, 2.5 metrelik “Şükrü Abi”dir. Kerem Atabeyoğlu’nun kaleme aldığı “Deli Misin Sen?”, seyirciyi kahkaha ile gerilim arasında savuran modern bir fabl niteliğinde. Almıla Uluer ve Kerem Atabeyoğlu’nun performansıyla hayat bulan bu oyun, yalanla hakikatin birbirine karıştığı o fırtınalı gecede iyilik kavramını absürt bir dille sorguluyor.

Ballı Süt
Eski bir koltuk, deniz kenarında bir bank ve çocukluk evinin terasında yankılanan kırgın bir sessizlik… Babaannelerinin büyüttüğü ancak zamanla birbirlerinden uzaklaşmış iki kız kardeş, sarsıcı bir yüzleşmenin eşiğindeler. “Herkes gitti, bir tek ikimiz kaldık” diyerek yabancılaşmaya direnen bu hikaye, geçmişin hayaletlerini bugüne taşıyor. Tülin Özen ve Nilperi Şahinkaya’nın etkileyici performansıyla hayat bulan oyun, aile bağlarının kurtarıcı ve hapsedici gücünü sorguluyor. Tek perdelik bu yolculuk, izleyicisini aidiyet, pişmanlık ve sevginin karmaşık sınırlarında dolaştırıyor.






