Geleneklerini ve prestijini her daim korumayı başaran Wimbledon, 135’inci kez dünyanın en iyi tenisçilerine ev sahipliği yapıyor…

2022 tenis sezonu, geride kalan altı aylık sürece epeyce hikâye sığdırdı. Novak Djokovic’in aşısız olduğu için Avustralya Açık’ın kapısından dönüşü, Rafael Nadal’ın uzun bir sakatlık sonrası hem Avustralya Açık hem de Roland Garros’u kazanması, dünya 1 numarası Ash Barty’nin Melbourne’daki zaferinden kısa süre sonra emekliliğini açıklaması, ondan sonraki 1 numara Iga Swiatek’in altı turnuva ve –şimdilik– 36 maçtır süren galibiyet serisi, akla bir çırpıda gelenler. Tabii Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrası Wimbledon’ın ortaya koyduğu tutum da epeyce su kaldırdı. Zira Rus ve Belaruslu tenisçiler, sporun en köklü turnuvasına bu sene kabul edilmediler. Tenisin yönetim kademeleri ATP ve WTA de bu hamleye karşılık, 2022 Wimbledon’a sıralama puanı vermeyeceğini duyurdu. Yani çim kort slam’i bu sene sadece prestij ve para ödülü kazandırmakta.

john fornander
Fotoğraf: John Fornander

Şüphesiz ki bu olaya tek perspektiften bakmak mümkün değil; birçok farklı oyuncu, hikâye ve açı mevcut. Örneğin şu anda kıyasıya bir Grand Slam rekoru rekabetine tutuşmuş olan Nadal ve Djokovic için sıralama puanı meselesinin pek bir ehemmiyeti yok. İki eski dünya 1 numarası, 22-20 Rafa lehine ilerleyen yarışta ellerini güçlendirme çabasındalar. Üstelik Nadal kariyerinde ilk kez sezonun ilk iki majöründe kupaya uzandı ve takvim Grand Slam’i yapmak için nispeten iddialı bir konumda bulunuyor. Ancak Wimbledon’a geçen seneden sıralama puanlarını korumak için gelen ya da iyi bir performans verip üst basamaklarda kendine yer bulmak isteyen isimler için durum pek de iç açıcı görünmüyor. Mesela Macar tenisçi Marton Fucsovics, 2021’de yaptığı çeyrek finalin puanlarını koruyamayacağı için turnuva bittiğinde 50’li basamaklardan ilk 100’ün dışına düşecek.

Her profesyonel tenisçinin ve tenis takipçisinin bu konuda kendine ait fikirleri mevcut. Birçoğunun yüklü miktarda hayal kırıklığı içermesi de sürpriz sayılmaz. Öte yandan tenis tarihinin en eski ve en nevi şahsına münhasır turnuvasının sıralama puanlarının ötesinde bir kıymeti olduğu aşikâr. Buradan “Wimbledon Şampiyonu” apoletiyle ayrılacak tenisçilerin puan alıp almadığı bir noktadan sonra hatıralarda bile kalmayacaktır. Şampiyonlar duvarına yazılacak isim, altın sarısıyla kupayla verilen poz, ömürlerinin sonuna dek isimlerinin yanında taşıyacakları unvan ise baki olmayı sürdürecek. Sadece birçoğu savaş karşıtı görüşlerini bildirmiş Rus ve Belaruslu tenisçilere; Daniil Medvedev, Aryna Sabalenka, Andrey Rublev ve Viktoria Azarenka gibi isimlere üzülmemek elde değil. Umarız her şeyin düzeldiği bir gelecekte onları yeniden tenisin mabedinde izleyeceğiz.