Medya sponsoru olduğumuz Türkiye’nin en büyük uluslararası sinema etkinliği 45. İstanbul Film Festivali, 9-19 Nisan’da seyircisiyle buluşuyor.

İstanbul, bu festivalin şehri… Ve tabii baharın ilk aylarında sinema bir başka güzel. İki kıtanın buluştuğu bu şehri merkeze alan bir bakışla yola çıkan 45. İstanbul Film Festivali, bu yıl “Film Gibi Şehir” sloganıyla yalnızca filmleri değil, şehrin kendisini de sahneye taşıyor. İlhamını İstanbul’un sinematografik gücünden alan bu yaklaşım; James Bond: Rusya’dan Sevgilerle, Tenten İstanbul’da ve Acı Hayat gibi İstanbul’un başrolde olduğu filmler üzerinden 1960’ların büyüleyici Yeditepe’sine selam ediyor. Aynı zamanda 1920’lerden 1970’lere uzanan 34 illüstrasyon afişten oluşan özel bir sergiyle, kentin sinema tarihindeki izleri de görünür kılınıyor.

Türkiye’den ve dünyadan nitelikli ve ödüllü filmleri, özel gösterimleri, yıldız oyuncuları ve usta yönetmenleri bir araya getirecek 45. İstanbul Film Festivali’nin kapsamlı seçkisi, 127 uzun metrajlı ve 13 kısa filmden oluşuyor. Festivalin bu yılki gösterimleri Beyoğlu’nda Atlas 1948 ve Beyoğlu Sineması; Şişli’de CineWAM Premium+ City’s Nişantaşı (Salon 3 ve Salon 7) ve Kadıköy’de Kadıköy Sineması, Kadıköy Belediyesi Sinematek/Sinema Evi ve Paribu Cineverse Nautilus olmak üzere toplam 7 salonda gerçekleştirilecek. Sinematek/Sinema Evi’nde yapılacak tüm gösterimlerde yerler numarasız olacak.

İstanbul Film Festivali hakkında tüm detaylara film.iksv.org adresinden erişebilirsiniz.

45. İstanbul Film Festivali Başlıyor: Bu Kez Başrolde İstanbul Var
45. İstanbul Film Festivali

İstanbul Film Festivali’nde Neler İzleyelim?

Üç Veda / Three Goodbyes / Tre Ciotole (Isabel Coixet)

İtalya, İspanya

Festivalin açılışını Katalan yönetmen Isabel Coixet’in Toronto Uluslararası Film Festivali’nde dünya prömiyerini yapan son filmi Üç Veda yapıyor. Alba Rohrwacher ile Elio Germano’nun başrollerini paylaştığı Üç Veda’nın konusu kısaca şöyle: Marta, anlamsız bir tartışmanın ardından hayatından çıkan sevgilisinin yokluğuyla baş etmeye çalışırken iştahını da yitirir. Başta bunu ayrılığın doğal bir uzantısı sanır; ta ki meselenin kalp kırıklığından daha derin, daha bedensel bir yere uzandığını fark edene kadar. Bu fark ediş, yalnızca fiziksel değil, varoluşsal bir kırılma yaratır: Yediği yemeklerin tadı, dinlediği şarkıların yankısı, arzu etme biçimi ve aldığı kararlar bambaşka bir hâl alır. Çünkü artık zamanın sınırlı olduğunu bilir.