Roma’nın katmanlı estetiğinden beslenen Bulgari, mücevheri her zaman bir ifade biçimi olarak ele alıyor. Eclettica koleksiyonu ise bu yaklaşımı, sanat ve zanaatkârlığın kesişiminde yeniden tanımlıyor.
Farklı dönemlere, kültürlere ve sanat disiplinlerine ait referanslar, Roma’nın katmanlı görsel hafızası içinde yeniden okunarak tek bir estetik dilde buluşuyor. Antik mimarinin ritmi, mozaiklerin renk katmanları ve heykelsi formlar bu yaklaşımın temelini oluştururken Eclettica, bu mirası görünür kılıyor. Heykel, resim ve mimari mücevher tasarımının aktif bileşenlerine dönüşürken, koleksiyonun merkezinde yer alan sınırlı sayıdaki tasarım yaratıcı ve teknik kapasitenin ulaştığı noktayı ortaya koyuyor. Bu parçalar yalnızca taş değerleriyle değil, aynı zamanda mühendislik, işçilik ve kompozisyon açısından da öne çıkıyor.


Markanın DNA’sının vazgeçilmez kodlarından biri olan Roma’nın görsel hafızası, bu mücevher evinin tasarım dilinde hiçbir zaman yalnızca bir referans olmadı; aynı zamanda aktif bir yaratım alanı olarak varlığını sürdürdü. Bugün bu miras, Eclettica koleksiyonuyla birlikte daha kavramsal bir çerçeveye taşınıyor. Bu yaklaşımın temelinde yatan eklektizm ise yalnızca farklı stillerin bir araya gelmesi değil, zıtlıkların bilinçli bir kompozisyona dönüşmesi anlamına geliyor.


Renk, Taş ve Kompozisyon
Bu yaklaşımın en görünür olduğu alan taş kullanımı. Marka uzun yıllardır klasik mücevher anlayışının dışına çıkarak farklı taşları aynı kompozisyon içinde bir araya getiriyor. Eclettica koleksiyonunda da bu özgürlük hissi belirgin. Safirler, zümrütler ve pırlantalar; oniks, ametist ve farklı kesim teknikleriyle birlikte kullanılıyor. Renk burada yalnızca dekoratif bir unsur değil, kompozisyonun kurucu dili.

Taşların kesimi, yerleşimi ve birbirleriyle kurduğu ilişki neredeyse resimsel bir etki yaratıyor. Bu nedenle koleksiyondaki pek çok parça, ilk bakışta bir mücevherden çok vücut üzerinde taşınan bir kompozisyon gibi okunuyor.
Hareket Gücü
Koleksiyonun en güçlü taraflarından biri, mücevheri statik bir obje olmaktan çıkarıp hareketli bir forma dönüştürmesi. Yüzlerce parçadan oluşan modüler yapılar, vücutla birlikte hareket edecek şekilde tasarlanıyor. Bu teknik yaklaşım, mücevher ile heykel arasındaki sınırı neredeyse ortadan kaldırıyor.


Bazı tasarımlarda negatif boşlukla form yalnızca ima edilirken, bazı parçalarda hacim bilinçli biçimde vurgulanıyor. Bu karşıtlık, koleksiyonun heykelsi karakterini güçlendiriyor. Eclettica evreni, 150’nin üzerinde yüksek mücevher tasarımını bir araya getirirken koleksiyonun merkezinde yer alan sınırlı sayıdaki parçalar yaratıcı ve teknik kapasitenin zirvesini temsil ediyor. Bugüne kadar bir mücevher evi tarafından sunulmuş en yüksek sayılardan birine ulaşan bu seçki, 50’nin üzerinde başyapıtla birlikte güçlü bir yoğunluk hissi yaratıyor.


Koleksiyonun kalbinde ise, İtalyancada “başyapıtlar” anlamına gelen Capolavori başlığı altında toplanan dokuz özel tasarım yer alıyor. Bu parçalar yalnızca değerli taşların kalitesiyle değil, mühendislik, işçilik ve kompozisyon açısından ulaşılan noktayı görünür kılıyor.
Koleksiyonun yaratıcı direktörü Lucia Silvestri bu yaklaşımı şöyle tanımlıyor: “Bvlgari’yi birkaç kelimeyle tanımlamaya çalıştığımda, ‘eklektik’ mutlaka bunlardan biri olur. Yaratıcı sürecimiz enerjisini çeşitlilikten ve kontrasttan alır. Eclettica’yı tasarlarken büyüleyici resimler, cesur hacimler ve mimarinin zarafeti bana rehberlik etti. Her yaratım, çokluktan doğan bir uyumu temsil ediyor.”


Mücevherden Daha Fazlası
Bu koleksiyon, markanın uzun süredir inşa ettiği tasarım dilinin doğal bir uzantısı. Roma’dan aldığı ilham, renk kullanımındaki cesaret ve heykelsi yaklaşım bugün daha rafine ve daha iddialı bir noktaya taşınıyor. Ortaya çıkan şeyi yalnızca yüksek mücevher olarak tanımlamak zor. Bu, farklı disiplinlerin kesişiminde kurulan katmanlı bir estetik anlatı. Yüksek mücevher ise burada bir aksesuardan çok, kurgulanmış bir kompozisyon.





