Ulysse Nardin

Yazar: Editör 27 Aralık 2020

2001’de silisyumu ve sentetik elması malzeme olarak kullanan ilk saat markası olan
Ulysse Nardin, sektörün önünde yeni ufuklar açtı.

İsviçre saat endüstrisi Quartz Krizi sonrası kelimenin tam anlamıyla darmadağın olmuşken Rolf Schnyder 1846’dan beri denizci kronometreleri ve hassas saatleriyle saygı duyulan bir isme ve geçmişten gelen büyük bir mirasa sahip olan Ulysse Nardin’i devralmıştı. Fakat o dönem artık sona ermişti. Dolayısıyla Schnyder’in 1983’te satın aldığı şey sadece bir markanın solgun hatırası olmuştu.Rolf Schnyder ise vizyon sahibi bir iş insanı olarak, Ulysse Nardin markasının gelecekte nasıl bir dönüşüm geçirmesi gerektiğini düşünmüş, bunun için de yeni girişiminde yüksek saatçilik sanatına bilimin ışığında yaklaşan ve icatlarıyla “evrensel bir deha” sayılan fizikçi Dr. Ludwig Oechslin’i yanına almıştı. Dr. Oechslin, Ulysse Nardin için –hep bağımsız danışman statüsünde kalarak– akıllı takvim mekanizmaları ve eşapman sistemleri geliştirdi. Ulysse Nardin 2001’de silisyumu ve sentetik elması malzeme olarak kullanan ilk saat markası oldu ve sektörün önünde yeni ufuklar açtı. Böylece Ulysse Nardin yüksek saatçilik dünyasında birdenbire eskisinden de iyi bir konum edinmiş oldu.Ardından atölyeler hızla geliştirildi, yeni teknikler için dönüştürüldü ancak Ulysse Nardin bu tadilat sırasında, Le Locle’da, şehir içinde bulunan bina kompleksine sığmadığı için işletme komşu yerleşim olan La Chaux-de-Fonds da büyük bir binaya taşındı. Ardından silisyum üzerine uzmanlaşmış Sigatec ile gelecek vadeden teknolojilerin geliştirilmesi için ortak bir girişim kuruldu. 2007’de silisyum ve sentetik elması birleştiren ve sürtünmeyi ortadan kaldıran yenilikçi bir materyal olan Diamonsil duyuruldu.

Her biri şaheser olan; The Freak (ilk kez kullanılan Dual Direct Escapement sistemiyle 2002 Chronos Teknik Yenilik Ödülü’nü aldı), Moonstruck, Trilogy of Time (bu üç saatlik set, daha doğrusu Oechslin Zaman Üçlüsü’nü oluşturan her biri ayrı bilimsel detaylarla dolu saatler; Astrolabium Galileo Galilei, Planetarium ve Tellurium ile Guinness Rekorlar Kitabı’na da geçti) Perpetual GMT ve Sonata gibi saatlerin arkasında Dr. Oechslin ve Rolf Schnyder’in vizyonu vardır. Aynı duruş ve teknik yenilikler günümüzde yeni tasarımlarla birlikte sürekli geliştirilmektedir. Rolf Schnyder’in ölümünden sonra, Sowind (Girard-Perregaux) üretimevinin de sahibi olan Kering Group kuruluşun hisselerini elinde topladı. Her iki kuruluş da La Chaux-de-Fonds’da olduğuna göre, üretim teknolojilerinin kullanılmasında yeni sinerjiler oluşacağına kesin gözüyle bakılabilir.

Instagram:@ulyssenardinofficial

Yıllık Üretim: Yaklaşık 20.000 adet

Kuruluş Yılı: 1846

En Önemli Koleksiyonları: Marine, Diver, Freak

Magma, Buzdağı, Kasırga

Yazar: Editör 31 Aralık 2020

Ulysse Nardin’in Blast adlı modeli, bizi dünyanın en tehlikeli noktalarını keşfe çağırıyor.

Ulysse Nardin’in Blast‘ine bakınca akla ilk gelen cümle şu oluyor: “Sonunda!”

Bunu, saatçiliğin geleneklerden beslenmesine oldum olası hayranlık duyan, vintage-retro-nostaljik ne varsa seven biri olarak söylüyorum. Son yıllarda giderek artan retro tasarımlı, tarihten yola çıkan saatler topluluğunda çıkagelen yeni ve çağdaş bir saat yenilenmemizi ve başta da kurduğum “Sonunda!” cümlesini kurmamızı sağlıyor.

Blast, iddialı bir saat; özellikle de 45 mm’lik kasa çağı düşünüldüğünde. Geçmişi sevenleri değil, maceraperestleri yakalamayı hedefliyor. Marka onu “Ateş ve buz, magma ve buzullar, lav püskürmeleri ve buz sahanlığı basamakları.” (Bu tanımlamayla Blast’in 4 versiyonuna dikkat çekiliyor) “Gezegenin en uzağındaki muhteşem mavi buzullardan Pasifik Okyanusu’ndaki volkanik adalara, bu aşırı sıcak ve soğuk bölgelerin ürkütücü ve tehlikeli doğası kaşifleri yüzyıllardır büyülemeye devam ediyor. Karadan ve denizden çıkan harikulade formlar (bir yanardağın sertleşmiş siyah magmasından, eski çağlardan kalma buzullara kadar) dünyamızın ne kadar muazzam ve vahşi olduğunu ve baştan çıkarıcı uzak köşelerinin ne kadar soyutlanmış ve tehlikeli olduğunu bize hatırlatıyor.” diye anlatıyor. Bu alıntıyı özellikle aldım, çünkü bir National Geographic belgeseli izliyormuşum gibi hissettirdi, heyecan verici bir objeyle karşı karşıya olduğumuzu da fazlasıyla hissettiriyor.

Markanın bu seçimi bilinçli elbette; çünkü aynı metinde fotoğrafçı, maceraperest Carsten Peter‘la işbirliği de duyuruluyor: İşte parçaların birleştiği nokta! Carsten Peter, World Press Photo’dan ödül almış, National Geographic‘e düzenli olarak katkıda bulunan bir fotoğrafçı. Onu herhangi bir fotoğrafçıdan ayıran asıl şey ise, tehlike neredeyse orada olması. Bir yerde yıldırım çarpıyorsa Carsten onun dibine girip fotoğraf çekiyor, Sahra Çölü’nü deveyle tek başına geçiyor, lava gidip fotoğraf çekiyor, Avrupa’nın en yüksek dağı Mont Blanc’dan yamaç paraşütüyle atlıyor. Tüm bunların nedeni ise, bu ekstrem durumları fotoğraflamak. Şu video, Carsten Peter hakkında kesinlikle bilgi verecektir.

Blast de (kelime anlamı “patlama”), Carlsten Peter’in ekstrem yolculuk fikrini bünyesinde barındıran bir saat; 45 mm çünkü derdi, günlük bir saat olmak değil. Freak X, Skeleton X, Diver X gibi o da kadranında hem dikdörtgen hem de daire içinde dev bir X figürü-köprüsü taşıyor (markanın Xtreme, Xploration ruhunu göstermek için). Yüzyıllarca denizci kronometreleri ürettikten sonra merhum Rolf W. Schnyder’in vizyonuyla yeniliğe atılmış, silisyumu ilk kez saatin zemberek, eşapman çarkı gibi parçalarında kullanarak sürtünmeyi minimuma indirmiş bir markanın bu vizyona devam ettiğinin kanıtı.

İçinde UN-171’in yeni geliştirilen versiyonu, üç günlük güç rezervine sahip UK-172 mekanizmasını taşıyan saatin uçan tourbillonu silisyumdan üretilmiş. Saatin mikro rotoru alışılanın aksine ön yüzde, 12 hizasında. 6 yönünde de 2.5 Hz frekansta atan (saatte 18.000 frekans) tourbillon yer alıyor. Bezel renkli iken kadran iskelet yapısında. İki X, sandviç kadran yapısıyla birleştirilmiş.

Saati ayıran özelliklerinden biri de, üçgen boynuzları; bu boynuzlar hayalet uçaklardan ilham almış. Hayalet uçaklar bildiğiniz gibi, radara yakalanmayan, radyo dalgalarının yönünü değiştiren savaş uçakları. Bu savaş uçakları, yapılarından ötürü bazen radar tarafından kuş olarak algılanabiliyor. Varlıkları kullanıldıktan çok sonra öğrenilen bu uçakların keskin ve köşeli yapısı, Blast’in boynuzlarına da ilham vermiş ve bu boynuzların köşelerinin saten, cilalama, taşlama gibi üç farklı işlemle mozaiklenerek kontrastı artırılmış. Saatin patentli üç bıçak sistemi de, saatin kolay ve kendisine has bir biçimde açılıp kapanmasını sağlıyor.

18 ayda geliştirilen Blast’in iki uç (ekstrem!) durum olan buz ve ateşi simgeleyen dört versiyonu var. Antarktika paletini taşıyan ve buzullara benzeyen beyaz Blast (Ref. T-1723-400/00), ateşi simgeleyen elmas benzeri karbon kaplama pembe altın Blast (Ref. T-1725-400/02), seramik kasalı ve yine ateşi simgeleyen siyah Blast (Ref. T-1723-400/BLACK) ve buzdağını simgeleyen titanyum mavi Blast (T-1723-400/03). Kayışta ise biçim verilmiş kauçuk, deri, kadife gibi seçenekler mevcut.